Tag: Veri

  • Dünya’da kaç farklı böcek türü yaşıyor?

    Dünya’da kaç farklı böcek türü yaşıyor?

    Gezegenimizde kaç farklı canlı türünün yaşadığını belirlemek, biyoloji dünyasının yüzyıllardır cevap aradığı ancak halen tam olarak çözemediği bir bulmaca. Carl Linnaeus, 18. yüzyılda sadece 4 bin 200 hayvanı sınıflandırarak modern taksonominin temelini attı. Bugün bilim literatüründe 1,5 milyon civarında tür kayıtlı olsa da, uzmanlar bu rakamın devasa bir buzdağının sadece görünen ucu olduğu görüşünde birleşiyor.

    Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika dışındaki coğrafyalarda, keşfedilmemiş milyonlarca canlı türü bilimsel kayıtlara girmeyi bekliyor. Cornell Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren entomolog Laura Melissa Guzman, varlığından habersiz olduğumuz canlıları korumanın imkansız olduğuna dikkat çekerek, biyoçeşitlilik envanterinin acilen güncellenmesi gerektiğini vurguladı.

    Geleneksel kabullere göre, Dünya üzerindeki toplam böcek türü sayısının en fazla 6 milyon olduğu düşünülüyordu. PNAS dergisinde yayımlanan güncel çalışma ise bu verilerin gerçeği yansıtmadığını, potansiyel sayının çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Yapılan hesaplamalar, dünyada 14 ila 20 milyon arasında böcek türü bulunduğuna ve bunların 18 milyonunun henüz bilimsel literatürde karşılığının olmadığına işaret ediyor. Araştırmacılar, bu bilinmeyen dünyayı haritalamak için karmaşık matematiksel modellerden ve devasa veri setlerinden destek almaya başladı.

    Kosta Rika ormanlarından gelen veriler

    Tahminlerin temelinde Kosta Rika’daki Guanacaste Koruma Alanı’nda kurulan 15 farklı böcek tuzağı var. Dört yılı aşkın süre boyunca süren bu gözlemlerde, yağmur ormanlarından kuru ormanlara kadar farklı habitatlardan 1,6 milyon örnek toplandı. Ancak tek başına tuzak verileri, ağaç tepelerinde veya farklı mikro habitatlarda yaşayan türleri yakalamakta yetersiz kalıyor. Bu boşluğu doldurmak için ekip, parazit yaban arıları üzerinde yoğunlaştı. Toplanan 1,6 milyonluk koleksiyondaki tür oranları, özel matematiksel yöntemlerle küresel ölçeğe uyarlandı.

    Sonuçlar, yalnızca sınırlı bir bölgede bile tahmin edilenden çok daha fazla çeşitlilik olduğunu gösteriyor. Türlerin keşfi ve isimlendirilmesi, müze kayıtlarıyla karşılaştırma gerektiren oldukça yavaş bir süreç. Bu noktada DNA barkodlama teknolojisi, bilim dünyası için bir hızlandırıcı görevi görüyor. Örneklerden alınan küçük DNA dizilimlerini veri tabanlarıyla kıyaslayan bu sistem, potansiyel yeni türlerin çok daha hızlı tespit edilmesini sağlıyor. Böcek popülasyonlarının küresel çapta gerilediği bu dönemde, teknolojinin sağladığı bu hız, henüz tanıyamadığımız canlıları yok olmadan önce belgeleyebilmek adına tek umut kapısı olabilir.

  • Sadece hedefi belirleyerek çalışan otonom yapay zeka ajanları iş başında

    Sadece hedefi belirleyerek çalışan otonom yapay zeka ajanları iş başında

    Yapay zeka teknolojilerinde metin, görsel veya kod üreten üretken sistemler (Generative AI) dönemi yerini, kendi stratejisini belirleyen otonom yapılara bırakıyor. İlk nesil yapay zeka araçları kullanıcıdan gelen ardışık komutlara (prompt) ihtiyaç duyarken, yeni nesil mimariler sadece nihai hedefin tanımlanmasıyla çalışabiliyor. Teknoloji literatüründe “Agentic AI” (Ajan Yapay Zeka) olarak adlandırılan bu sistemler; karmaşık bir görevi alt adımlara bölme, veri analizi yapma, harici yazılımları çalıştırma ve süreci insan müdahalesi olmadan uçtan uca tamamlama yeteneği barındırıyor.

    Bu teknolojik kırılmanın iş dünyası, liderlik yaklaşımları ve organizasyon şemaları üzerindeki etkileri, İstanbul’da düzenlenen FlowX Summit 2026 zirvesinde masaya yatırıldı. Global IT International ve Weoll ev sahipliğinde, Four Seasons Hotel Bosphorus’ta gerçekleştirilen zirvede, otonom ajanların kuralları değiştiren yeni iş modelleri değerlendirildi.

    Hedefi anlayan, planlayan ve görev dağıtımı yapan yazılımlar

    Zirvenin açılış oturumunda konuşan Global IT International Genel Müdür Yardımcısı Burak Akusta, üretken yapay zekadan Agentic AI’a geçişin kurumsal yapılarda köklü bir zihniyet değişimi gerektirdiğini vurguladı. Yapay zekaya tek tek talimat verme döneminin kapandığını belirten Akusta, ajan sistemlerin temel çalışma prensibini şu teknik parametrelerle öne çıkardı:

    • Uçtan uca yönetim: Ajan yazılımlar, kendilerine verilen ana hedefi analiz ettikten sonra gerekli iş planını bağımsız olarak hazırlıyor, kaynakları organize ediyor ve operasyonu tamamlıyor.

    • Hibrit organizasyon şeması: Geleceğin iş gücü modellerinde şirketler, yalnızca insan çalışanlardan değil, insanlar ile yapay zeka ajanlarının bir arada görev aldığı karma takımlardan oluşuyor.

    • Yönetici yetkinliklerinde değişim: Klasik yönetim anlayışındaki “ekipteki kişi sayısı” kriteri geçerliliğini yitirirken, yeni dönemde liderlerin başarısı, insan ve yapay zeka ekiplerini birlikte ne kadar etkin yönetebildikleriyle ölçülüyor.

    Yapay zeka entegrasyonunda ‘verimlilik tuzağı’ riski

    Şirketlerin en sık yaptığı stratejik hatanın yapay zekayı yalnızca mevcut, eski usul süreçleri hızlandırmak için kullanmak olduğunu ifade eden Akusta, “verimlilik tuzağı” uyarısında bulundu. Sadece hıza odaklanmanın uzun vadeli bir rekabet avantajı getirmeyeceğini belirten uzmanlar, kurumların “neyi otomatikleştirebiliriz?” sorusundan ziyade, “işimizi yapay zeka etrafında sıfırdan tasarlasaydık nasıl bir model ortaya çıkardı?” yaklaşımına odaklanması gerektiğini paylaştı. Zirvede ayrıca, Google Workspace ve Gemini’ın sunduğu bulut tabanlı yapay zeka yeteneklerinin, Weoll’un süreç orkestrasyonu (iş akışı yönetimi) altyapısıyla birleştiğinde işletmelere uçtan uca operasyonel esneklik sağladığı aktarıldı.

    Fütürist Ufuk Tarhan, TRAI Kurucusu Halil Aksu, Dr. Sertaç Doğanay ve Global IT International CEO’su Nuri Selçuk gibi isimlerin stratejik öngörülerini paylaştığı etkinlik, dijital dönüşüm liderlerinin geleceğin iş gücü modelleri üzerine gerçekleştirdiği networking oturumlarıyla tamamlandı. Teknolojik dönüşümün kazananlarının, en çok yapay zeka ajanı kuran şirketler değil, bu ajan sistemlerini kurumsal kültür ve sağlam bir veri altyapısıyla en iyi yöneten organizasyonlar olacağı tescillendi.

  • Amerikan yapay zekasını Amerika’yı vurmak için kullandılar

    Amerikan yapay zekasını Amerika’yı vurmak için kullandılar

    Siber casusluk ve algı operasyonları, yapay zeka sistemlerinin gelişmesiyle birlikte akılalmaz bir boyuta ulaştı. Teknoloji dünyasının merkezindeki OpenAI, Amerikan veri merkezlerini ve dijital altyapısını yıpratmayı amaçlayan Çin merkezli büyük bir siber algı operasyonunu ortaya çıkardı.

    Güvenlik ekiplerinin yayımladığı son rapora göre, manipülasyon amacıyla açılan çok sayıda ChatGPT hesabı kalıcı olarak sistemden uzaklaştırıldı. Bu gizli operasyonu çarpıcı kılan unsur ise saldırganların Amerikan halkını kışkırtmak için yine Amerika’nın ürettiği yapay zeka modellerini arkalarına almasıydı.

    Pekin yönetiminin desteğiyle sisteme sızan siber aktörler, iki farklı strateji üzerinden hareket etti. OpenAI uzmanlarının “Veri Merkezi Kervanı” (Data Center Bandwagon) adıyla tanımladığı ilk grup, doğrudan Amerikan toplumunun geçim dertlerini ve ekonomik hassasiyetlerini kaşımayı denedi. Bu sahte hesaplar vasıtasıyla, ülkedeki yeni veri merkezlerinin aşırı elektrik tükettiği ve bu durumun sıradan vatandaşların elektrik faturalarını fahiş seviyelere çıkaracağı tezi işlendi. Binlerce üretilmiş içerik sosyal medyaya pompalanırken, Çin hükümetine muhalif duruşuyla bilinen “Öğretmen Li” (Li Ying) gibi popüler figürler de organize karalama kampanyalarının hedefi haline geldi.

    Diğer siber ağ ise gözünü tamamen küresel teknoloji rekabetine ve gümrük vergisi gerilimlerine çevirdi. X platformunda konuşlanan bu hayalet hesaplar, Washington yönetiminin dünya üzerinde dijital bir diktatörlük kurma niyetinde olduğunu iddia eden İngilizce ve Çince metinler yayımladı. Mesajların kitlesel olarak yayılması için manipülatif görseller ve karikatürler de devreye sokuldu.

    Kamuoyunun hassas noktası ve etki analizi

    Yapay zeka altyapıları, yüksek enerji ihtiyaçları sebebiyle ABD kamuoyunda zaten bir süredir tartışma konusu. Güncel araştırmalar, Amerikalıların yaşam alanlarının yakınına veri merkezi kurulmasındansa nükleer santral kurulmasını daha kabul edilebilir bulduğunu net şekilde gösteriyor. Çinli siber korsanlar tam olarak bu toplumsal endişeden beslendi. Yerel basındaki gerçek haberleri ChatGPT yardımıyla manipüle eden saldırganlar, gerçek bağlantılar kullanarak içeriklerine inandırıcılık katmaya çalıştı. Şirketlerin resmi tanıtım görsellerini montajlayarak, “Halkın bütçesiyle yapay zeka fonlanıyor” algısını yaymayı amaçladılar.

    Neyse ki OpenAI uzmanlarının erken müdahalesi, bu büyük dijital taarruzun sosyal medyada karşılık bulmasını engellemiş durumda. Kampanya adeta sessiz sedasız söndü. Küresel dezenformasyon ölçümlerine göre bu saldırı, en alt kademe olan “Birinci Kategori” seviyesinde kaldı. Paylaşımlar hiçbir platformda organik bir etkileşim dalgası yaratamadı ve siber aktörler boşa kürek çekmiş oldu.

    Operasyonun başarısız kalması, siber tehdidin stratejik önemini kesinlikle azaltmıyor. İncelemeler neticesinde, “Veri Merkezi Kervanı” projesindeki bazı hesapların doğrudan Çin hükümetine çalışan bir taşeron firmaya ait olduğu belirlendi. Bu gelişme, Çin kaynaklı siber yapıların doğrudan yapay zeka altyapı tesislerini hedef aldığı ilk eylem olarak kayıtlara geçti.

    Aslında bu durum, platformun suistimal edildiği ilk olay değil. Hatırlanacağı üzere 2026 yılının başlarında da Çin kolluk kuvvetleriyle bağı olan bir hesap, Japonya Başbakanı’nı hedef alan gizli bir algı operasyonu yürütürken ChatGPT güvenlik bariyerlerine takılmıştı. Yaşanan son kriz toplumsal bir kaosa yol açmasa da yapay zekanın küresel güç savaşlarında ne denli tehlikeli bir çift taraflı silaha dönüşebileceğini bir kez daha kanıtladı.

  • İletişim Başkanı Duran: Güvenli, yerli ve kamuya açık bir yapay zekâ ekosistemi inşa ettik

    İletişim Başkanı Duran: Güvenli, yerli ve kamuya açık bir yapay zekâ ekosistemi inşa ettik

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İletişim Başkanlığı’nda veri güvenliğini, teknolojik bağımsızlığı ve kurumsal verimliliği merkeze alan, güvenli, yerli ve kamuya açık bir yapay zekâ ekosistemi inşa ettiklerini açıkladı.

    Duran, “Bu dönüşümle, kamu sektöründe yapay zekâ kullanımına yönelik öncü ve örnek bir model ortaya koyduk.” dedi.

    Burhanettin Duran sosyal medya hesabından hayata geçirilen projeyle ilgili şu maddeleri paylaştı;

    -Kendi GPU sunucularımız ve altyapımızla bağımsız bir yapay zekâ mimarisi kurduk; verilerimiz kurum içinde ve güvende kaldı.

    -İnternete kapalı yerli LLM ve VLM modellerini kuruma özel ince ayarlarla devreye aldık; hassas veriler güvenle işlendi.

    -Personelimiz için kapalı devre yapay zekâ platformu “CibGPT”yi geliştirdik.

    – Yazılım süreçlerimizi hızlandıran kodlama ajanı “İlgen”i hayata geçirdik.

    – Eski sistemlerle doğal dilde konuşmayı sağlayan “ULAK” ile teknik olmayan kullanıcının konuşabildiği modern veritabanları inşaa ettik.

    – VLM tabanlı video üretim sistemleriyle çok dilli, ölçeklenebilir içerik üretimine geçtik.

    – Uluslararası medya takibini yapay zekâ ile güçlendirdik; risk, kriz ve gündem analizinde hız ve isabet kazandık.

    – CİMER süreçlerinde yapay zekâyı başvuruları sınıflandırmak ve verileri anlamlı içgörülere dönüştürmek için kullandık.

    – Hugging Face’te kurumsal hesabımızı açıp veri setlerimizi paylaşarak açık ekosisteme katkı sunduk.

    – Tüm yayınlarımızı blokzincir üzerinde güvence altına alarak şeffaf ve değiştirilemez bir arşiv oluşturduk.

    – Kamu kurumlarına entegrasyon rehberleri göndererek bu dönüşümü devlet geneline taşıdık.

  • Apple kendi kuralını bozdu: Siri’nin yeni beyni Google ve Nvidia’ya emanet

    Apple kendi kuralını bozdu: Siri’nin yeni beyni Google ve Nvidia’ya emanet

    Apple, sesli asistanı Siri’yi yapay zekayla güçlendirmek için alışık olmadığımız adımlar atıyor. The Information’ın yeni raporuna göre şirket, WWDC etkinliğinde tanıtacağı yeni Siri özellikleri için Google ve Nvidia ile ortaklık kurdu. Apple, Siri’ye gelecek bazı karmaşık soruları yanıtlamak için Google Bulut altyapısını ve bu altyapıda çalışan Gemini yapay zeka modelini kullanacak.

    Verileri korumak için yeni çipler devrede

    Kullanıcı verilerinin gizliliği konusunda her zaman katı olan Apple, bu harici altyapıyı kullanırken güvenliği elden bırakmak istemiyor. Şirket bu yüzden Google’ın veri merkezlerinde yer alan Nvidia Blackwell B200 çiplerinden faydalanacak. Bu çipler, veriler işlenirken dışarıdan erişilmesini engelleyen özel bir donanım tabanlı güvenlik teknolojisine sahip. Apple, verileri işlem aşamasında bile şifreleyen bu sistemi onaylayarak kullanıcı gizliliğini korumayı hedefliyor.

    Alışılmış Apple stratejisinin değişimi

    Bu hamle, Apple’ın ürünlerindeki her şeyi kendisi kontrol etme politikasından ciddi bir sapma anlamına geliyor. Şirket normalde tüm donanım ve yazılım süreçlerini kendi çatısı altında tutmayı seçerdi. Apple’ın daha önce duyurduğu ve kendi sunucularını kullanan “Özel Bulut Bilişim” sisteminin, Google ve Nvidia destekli bu yeni Siri modeline nasıl entegre olacağı ise henüz netlik kazanmadı.

  • Yapay Zeka Atılımı Çağrısı

    Yapay Zeka Atılımı Çağrısı

    TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, yapay zekanın milli menfaatlerle uyumlu şekilde geliştirilmesi ve toplumsal faydanın korunması gerektiğini ifade etti.

    Dönmez, Yapay Zeka Politikaları Derneği (AIPA) tarafından Ankara’da bir otelde düzenlenen ve Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu “AI Tomorrow Summit 2026” etkinliğinde yaptığı konuşmada, yapay zekanın ileri düzey muhakeme, çok modlu veri işleme ve otonom görev yönetimi gibi yeteneklere ulaştığını söyledi.

    Yapay zekanın milli menfaatlerle uyumlu şekilde geliştirilmesi ve toplumsal faydanın korunması gerektiğini vurgulayan Dönmez, “Bir tarafta ekonomik büyüme, verimlilik artışı ve bilimsel ilerleme fırsatı bulunurken, diğer tarafta veri güvenliği, algoritmik önyargılar, dezenformasyon, iş gücü dönüşümü ve etik sınırlar gibi kritik meseleler var.” değerlendirmesinde bulundu.

    Komisyon olarak yapay zeka alanında yürüttükleri çalışmalara değinen Dönmez, “Türkiye olarak bu sorular karşısında gelişmeleri yalnızca izleyen bir ülke olmayı kabul edemeyiz. Hedefimiz, teknolojiyi tüketen değil, üreten; takip eden değil, yön veren ülkeler arasında yer almaktır. TBMM olarak bu alanda bir araştırmaya ihtiyaç duyduğumuzu hissettiğimiz andan itibaren sivil toplum kuruluşlarımızı, akademisyenlerimizi, kamu ve özel sektör yöneticilerini dinledik. 100’den fazla kişiyi dinleme fırsatı bulduk ve bir yıllık çalışmanın sonunda kapsamlı bir rapor hazırlayarak Meclis Başkanlığına sunduk. Raporda veri altyapısından insan kaynağına, etik ilkelerden regülasyon sistemlerine kadar birçok kritik konuda önerilerimizi ifade ettik.” diye konuştu.

    Dönmez, Türkiye’nin genç nüfusu ve mühendislik kapasitesiyle yapay zeka alanında önemli bir potansiyele sahip olduğunu, bu süreçte kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplumun ortak akılla hareket etmesi gerektiğini kaydetti.

    “Türkiye yapay zeka alanında atılım yapmalı”

    Yapay Zeka Politikaları Derneği (AIPA) Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu da ilk kez bir teknolojinin sadece sektörleri değil, düşünme biçimlerini, üretim modellerini, rekabet anlayışını ve günlük yaşam alışkanlıklarını aynı anda dönüştürdüğünü söyledi.

    Dijital dünyada artık kimin toprağı olduğunun değil, kimin verisi, teknolojisi ve yapay zeka kapasitesi olduğunun belirleyici hale geldiğini aktaran Küçükşabanoğlu, bugünün dünyasında yapay zekanın küresel teknoloji şirketlerinin ekonomileri, toplumsal davranışları ve devlet politikalarını etkileyebilecek kadar güçlü aktörlere dönüştüğünü anlattı.

    Küçükşabanoğlu, bu dönemde Türkiye’nin yapay zeka alanında çok büyük atılım yapması gerektiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

    “Yapay zeka artık yalnızca teknolojik bir rekabet alanı değil, aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın, ulusal güvenliğin, diplomatik gücün ve küresel rekabet kapasitesinin merkezinde yer alan stratejik bir alan. Bu yüzden yapay zeka artık yalnızca teknik bir mesele değil, her konuyu derinden etkileyen çok önemli bir teknoloji. Ülkemizde de yapay zeka artık yalnızca teknoloji çevrelerinin değil, devletimizin en üst düzeyde sahip çıktığı stratejik bir gündem başlığı haline gelmiştir. Yapay Zeka Politikaları Derneği olarak mottomuz, devletimiz öncülüğünde yapay zeka konusunda bütün gücümüzü birleştirerek Türkiye’yi yapay zeka ekosisteminde başarılı bir hale getirmek.”

    AIPA Danışma Kurulu Başkanı Erdem Erkul ise yapay zeka ve dijital dönüşüm süreçlerinde “hazırlık”, “yeniden tasarlama” ve “insan odaklılık” olmak üzere üç ana başlığa dikkati çekti.

    Türkiye’nin güçlü medeniyet mirası ve devlet vizyonuyla, yarı iletkenlerde güvenli tedarik zincirleri ve yapay zeka tabanlı yeni koalisyonların içinde yer almasının stratejik öneme sahip olduğunu belirten Erkul, belirsizliklerle dolu 21. yüzyıl dünyasında proaktif bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini kaydetti.

  • Bilim dünyasını ikiye bölen yöntem: Şehirlerin ortasında hızlandırılmış orman kurma sanatı

    Bilim dünyasını ikiye bölen yöntem: Şehirlerin ortasında hızlandırılmış orman kurma sanatı

    Doğanın kendi döngüsü içinde bir ormanın oluşması yüzyıllar alabilir. Sanayileşmenin ve betonlaşmanın hız kazandığı günümüzde ise insanlığın bu kadar bekleyecek zamanı kalmadı. Neyse ki yeşil alanları çok daha kısa sürede yeryüzüne kazandırmanın farklı bir yolu var.

    Temelleri 1970’li yıllarda Japon botanikçi Akira Miyawaki tarafından atılan bir dikim tekniği, geleneksel ağaçlandırma algısını tamemen değiştiriyor. İlhamını Şinto tapınaklarındaki bitki örtüsünden alan bu konsept, günümüzde küresel çevre hareketlerinin ve metropolleri yeşillendirmek isteyen toplulukların en dinamik araçlarından biri haline gelmiş durumda. Cep ormanı olarak adlandırılan bu küçük vahalarda, doğanın normal hızı yapay bir müdahale olmadan, bitkilerin kendi iç rekabetiyle artırılıyor.

    Sistem, alışılagelmiş ağaç dikme kurallarının tam aksine, oldukça dar bir alana çok sayıda fidan yerleştirilmesi ilkesine dayanıyor. Metrekare başına üç ila beş fidanın konumlandırıldığı bu yoğun yerleşim, dışarıdan bakıldığında bitkilerin birbirini boğacağı hissini uyandırabilir. Ancak buradaki ekolojik mantık tamamen farklı bir amaca hizmet ediyor. Yan yana sıkışan genç fidanlar; su, besin ve en önemlisi hayatta kalmalarını sağlayan güneş ışığına ulaşabilmek için amansız bir yarışa girişiyor.

    Bu doğal rekabet, ağaçların normalden çok daha hızlı bir şekilde boy atmasını tetikliyor. Üstelik dikilecek bitkiler seçilirken tamamen o bölgenin iklimine ve toprağına ait yerel türler tercih ediliyor. Sonuçta ortaya, dışarıdan hiçbir müdahaleye ihtiyaç duymayan, birbiriyle tam uyumlu ve dayanıklı bir mikro ekosistem çıkıyor.

    Bu mini alanların kurulum aşaması ise kelimenin tam anlamıyla bir laboratuvar titizliği gerekli. Dikimden önce toprak, doğal ormanlardan getirilen organik materyaller, saman ve hayvansal gübrelerle harmanlanarak zenginleştirilir. Amaç, fidan köklerinin suyu ve besini en verimli şekilde emmesini sağlayacak mantar ağları ile yararlı bakterileri canlandırmaktır. Fidanlar toprağa verildikten sonraki ilk üç yıl boyunca alan düzenli sulanır ve yabani otlardan arındırılır. Topraktan sökülen bu otlar dışarı atılmaz, nemi koruması için fidanların dibine serilir. Üç yılın bitiminde ise insan eli alandan tamamen çekilir. Kendi kaderine terk edilen doğa, normalde asırlar sürecek gelişimini 20-30 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayarak gür bir yeşil alana dönüşür.

    Bilimsel kuşkular ve veri yetersizliği tartışmaları

    Amerika Birleşik Devletleri’nden Hindistan’a, İngiltere’den Ürdün’e kadar pek çok ülkede şehirleri rehabilite etmek için kullanılan bu yöntem hakkında bazı büyük iddialar da mevcut. Bu cep ormanlarının normal ağaçlandırma çalışmalarına kıyasla 10 kat daha hızlı büyüdüğü ve karbon salınımını çok daha yüksek bir verimle hapsettiği öne sürülüyor. Buna karşın akademik çevreler bu mucizevi sonuçlara şüpheyle yaklaşıyor. Journal of Applied Ecology dergisinde yayımlanan kapsamlı bir makale, bu teknik üzerine yapılan araştırmaların çoğunda ciddi veri zayıflıkları olduğunu ortaya koydu. İncelenen 50’den fazla bilimsel belgenin sadece yüzde 41inde ölçülebilir verilere rastlanırken, kontrollü deney gruplarıyla karşılaştırma yapan çalışmaların oranı yüzde 33’te kaldı.

    Kimi eleştirmenler ise bu yöntemin, çevreye verdikleri zararı makyajlamak isteyen büyük şirketler tarafından bir halkla ilişkiler malzemesi haline getirildiğini savunuyor. Tüm bu akademik şüphelere ve ticari kaygılara rağmen, cep ormanlarının doğaya katkısını göz ardı etmemek lazım. Yerel ekosistemi koruması, insanları ortak bir amaç etrafında toplaması ve gezegene yeni ağaçlar kazandırması, bu tekniği her koşulda desteklenmeye değer bir çevre projesi yapıyor.

  • DSÖ uyardı: Sağlıkta kazanımlar tersine dönme tehdidiyle karşı karşıya

    DSÖ uyardı: Sağlıkta kazanımlar tersine dönme tehdidiyle karşı karşıya

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), küresel sağlık alanında son yıllarda birçok gelişme yaşanmasına rağmen, elde edilen kazanımların tersine dönme tehdidiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi.

    DSÖ, “Dünya Sağlık İstatistikleri 2026” başlıklı raporunu yayımladı.

    Raporda, son 10 yılda küresel sağlık alanında önemli gelişmelerin kaydedildiğine, milyonlarca insanın daha iyi önleme, tedavi ve temel hizmetlere erişimden faydalandığına işaret edilirken, bu alanda yaşanan kazanımların tersine dönme tehdidiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.

    “Süregelen ve ortaya çıkan zorluklar, dünyanın 2030’a kadar sağlıkla ilgili sürdürülebilir kalkınma hedeflerinden herhangi birine ulaşma yolundan hala uzak olduğu anlamına geliyor.” ifadesine yer verilen raporda, gelişmeleri korumak için, daha güçlü ve verilere dayalı sağlık sistemlerine yönelik acil önlemler alınması gerektiği kaydedildi.

    ‘’GERİYE GİDİLİYOR”

    Raporda, “Dünya sağlık hedeflerine ulaşmada yetersiz kalıyor. İlerleme düzensiz, yavaşlıyor ve bazı alanlarda geriye doğru gidiyor.” uyarısı yapıldı.

    Raporda, 2010 ile 2024 arasında yeni HIV enfeksiyonlarında yüzde 40’lık düşüş yaşandığına işaret edilerek, buna rağmen 2024’te dünya genelinde 1,3 milyon kişide HIV görüldüğü aktarıldı.

    Hem tütün kullanımı hem de içki tüketiminin 2010’dan bu yana azaldığı belirtilen raporda, “Göz ardı edilen tropikal hastalıklar nedeniyle müdahaleye ihtiyaç duyan insan sayısı 2010 ile 2024 arasında yüzde 36 azaldı.” bilgisi verildi.

    Sağlık sonuçlarını şekillendiren hizmetlere erişimin 2015 ile 2024 arasında hızla genişlediği kaydedilen raporda, “Bu dönemde 961 milyon kişi güvenli bir şekilde yönetilen içme suyuna, 1,2 milyar kişi sanitasyona, 1,6 milyar kişi temel hijyene ve 1,4 milyar kişi temiz pişirme çözümlerine erişim sağladı.” ifadeleri kullanıldı.

    ‘’ÖNLENEBİLİR RİSKLER İLERLEMEYİ YAVAŞLATIYOR”

    Raporda, DSÖ Afrika Bölgesi’nin HIV’de yüzde 70 ve tüberkülozda yüzde 28 ile küresel ortalamadan daha hızlı azalma sağladığı hatırlatılarak, Güneydoğu Asya Bölgesi’nin de sıtmada düşüş konusunda 2025 hedefine ulaşma yolunda ilerlediği vurgulandı.

    Buna karşın zorlukların devam ettiği belirtilen raporda, şunlar kaydedildi:

    “Sıtma vakaları 2015’ten bu yana yüzde 8,5 artarak dünyayı küresel hedeflerden daha da uzaklaştırdı. Önlenebilir riskler sağlığı baltalamaya ve ilerlemeyi yavaşlatmaya devam ediyor. Üreme çağındaki kadınların yüzde 30,7’sini etkileyen anemi, son 10 yılda hiçbir iyileşme göstermedi. 5 yaş altı çocuklarda aşırı kiloluluk oranı 2024’te yüzde 5,5’e ulaştı. Kadınlara yönelik şiddet yaygınlığını koruyor ve dünya genelinde her 4 kadından 1’i eş şiddetine maruz kalıyor. Bu kalıcı riskler, daha güçlü önleme ve sosyal koruma politikalarına acil ihtiyaç olduğunu vurguluyor.”

    Küresel nüfusun 4’te 1’inin sağlık maliyetlerinden kaynaklanan zorluklarla karşı karşıya kaldığına işaret edilen raporda, 2022’de 1,6 milyar kişinin yaptığı sağlık harcamaları nedeniyle yoksulluk içinde yaşadığı vurgulandı.

    ÇOCUKLUK ÇAĞI AŞILAMA KAPSAMI HEDEF SEVİYENİN ALTINDA

    Raporda, çocukluk çağı aşılama kapsamının hedef seviyenin altında kalmaya devam ettiğine ve bağışıklık açıklarının salgınlara katkıda bulunduğuna değinildi.

    5 yaş altı ölüm oranlarının yüzde 51 azalmasına karşın birçok ülkenin hedefin gerisinde olduğu hatırlatılan raporda, “Bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan erken ölümlerin azaltılmasında kaydedilen ilerleme 2015 yılından bu yana önemli ölçüde yavaşladı.” ifadesi kullanıldı.

    Covid-19 salgınının, küresel sağlık sistemlerindeki kırılganlıkları daha da ortaya çıkardığının altı çizilen raporda, “(Pandemi) 2020 ile 2023 arasında, dolaylı ölümler de dahil tahmini 22,1 milyon fazla ölümle ilişkilendirildi. Bu, resmi olarak bildirilen Covid-19 ölümlerinin sayısının 3 katından fazla. Bu durum, pandeminin küresel etkisinin boyutunu ortaya koyuyor ve yaşam beklentisindeki 10 yıllık kazanımları tersine çevirerek, iyileşmenin bölgeler arasında eksik ve dengesiz kaldığını gösteriyor.” değerlendirmesinde bulunuldu.

    Küresel sağlık çabaları sonuç veriyor olsa da ilerlemenin kırılgan ve yetersiz olduğu vurgulanan raporda, 2030 sağlık hedeflerine doğru ilerlemeyi yenilemek için acilen hızlandırılmış eyleme, daha güçlü sağlık sistemlerine ve iyileştirilmiş verilere ihtiyaç duyulduğunun altı çizildi.

    ‘’VERİLER EŞİTSİZLİĞİ ANLATIYOR”

    Raporda görüşlerine yer verilen DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu veriler hem ilerlemeyi hem de süregelen eşitsizliği anlatıyor. Birçok insan, sağlıklı bir yaşam için temel koşullardan hala mahrum bırakılıyor.” ifadesini kullandı.

    Ghebreyesus, “Daha güçlü, daha adil sağlık sistemlerine, dayanıklı sağlık veri sistemleri de dahil yatırım yapmak, eylemi hedeflemek, boşlukları kapatmak ve hesap verebilirliği sağlamak için şart.” değerlendirmesinde bulundu.

  • Ay’a giden kestirme yol keşfedildi

    Ay’a giden kestirme yol keşfedildi

    Yörüngeye fırlatılan devasa roketlerin gölgesinde, uzay endüstrisinin en büyük bütçeleri aslında masa başında, rota hesaplamaları için harcanıyor. Gök cisimleri arasında seyahat etmenin astronomik maliyetleri, bilim insanlarını sürekli olarak en verimli ve en az yakıt tüketen yolları aramaya zorluyor. Küçük bir rota optimizasyonu bile milyonlarca dolarlık bir bütçenin kasada kalması demek.

    Portekiz ve Brezilyalı bilim insanlarından oluşan uluslararası bir araştırma heyeti, bilgisayar simülasyonları yardımıyla Dünya ile Ay arasında daha önce hiç fark edilmemiş, son derece ekonomik bir hat buldu. Geliştirilen bu yeni metot, karmaşık uzay mekaniği hesaplamalarını yürütürken bilgisayarların ihtiyaç duyduğu işlem yükünü hafifleten özel bir matematik teorisine dayanıyor. Araştırmacılar, bu algoritma sayesinde Dünya ile Ay arasında tam 30 milyon farklı güzergahı bilgisayar ortamında canlandırdı. Nisan ayında sonuçları paylaşılan çalışmada, bu yolların 280 bin tanesi en ince ayrıntısına kadar mercek altına alındı. Bu devasa veri taramasının sonucunda, uzay boşluğunun derinliklerinde saklı kalmış, düşük maliyetli yepyeni bir koridor gün yüzüne çıktı.

    Yer çekimi kuvvetini avantaja çeviren yöntem

    Uzay araçları seyahatleri boyunca motorlarını sürekli açık tutmaz. Bunun yerine gök cisimlerinin çekim gücünden yararlanarak uzayda adeta bir sapan gibi fırlatılırlar. Evrendeki bu doğal çekim yollarına bilim dünyasında “Gezegenler Arası Taşıma Ağı” ismi veriliyor. Dünya ile Ay arasındaki en masrafsız seyahat de bu iki kütlenin çekim dengesini doğru yönetmekle mümkün. Uzay literatüründe, araçları hedeflenen yörüngeye taşıyan bu doğal yollara varyant adı veriliyor. Mühendisler, Ay yörüngesine girerken Dünya’ya en yakın olan klasik güzergahı tercih etmek yerine, Ay’ın arkasından dolaşan ters bir rotanın çok daha verimli olduğunu kanıtladı.

    Bu alternatif hattın kullanılması, doğanın sunduğu çekim gücünden en yüksek verimle faydalanma şansı sunuyor. Keşfedilen yeni rota, bugüne kadar bilinen en ekonomik yola kıyasla saniyede 58,8 metrelik bir yakıt tasarrufunun önünü açtı. İlk bakışta küçük bir değer gibi duran bu rakam, tonlarca ağırlığa sahip roketlerin fırlatma bütçelerinde devasa bir rahatlama anlamına geliyor.

    Üstelik bu yeni keşfin faydası sadece finansal kazançla da sınırlı değil. Bu rota, uzay araçlarının Dünya ile kurduğu iletişim bağının kopmasını tamamen engelleme potansiyeline sahip. Örneğin yakın dönemde icra edilen Artemis 2 görevi sırasında astronotlar, araç doğrudan Ay’ın arkasında kaldığı için Dünya ile radyo temasını bir süreliğine kaybetmişti. Önerilen bu yeni yörünge açısı sayesinde ise haberleşme hattı tek bir an bile kesintiye uğramıyor.

    Uzmanlar, bu keşfin henüz bir başlangıç olduğunu ve gelecekte çok daha ucuz yolların bulunabileceğini savunuyor. Yapılan ilk simülasyonlarda yalnızca Dünya ve Ay’ın çekim kuvvetleri formüle dahil edildi. Gelecek çalışmalara Güneş’in çekim gücü gibi yeni dinamikler de eklendiğinde, karşımıza çok daha şaşırtıcı ve az maliyetli rotaların çıkması söz konusu olabilir.

  • Donald Trump’ın akıllı telefon projesinde büyük skandal

    Donald Trump’ın akıllı telefon projesinde büyük skandal

    Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump tarafından hayata geçirilen teknoloji girişimi Trump Mobile, kendini son günlerin en çok konuşulan sızıntı krizinin tam merkezinde bulmdu. Büyük vaatlerle pazara sunulan altın renkli T1 modelini satın alan binlerce kişinin kişisel bilgileri, internet korsanlarının erişebileceği şekilde açığa çıktı.

    İnternete sızan bu veriler arasında kullanıcıların ev adresleri ve e-posta bilgileri gibi hassas detaylar yer alıyor. Yaşanan bu ciddi güvenlik açığını, cihazı tamamen deneme amacıyla sipariş eden popüler YouTube içerik üreticileri Coffeezilla ve penguinz0 gün yüzüne çıkardı. Kripto dünyasındaki suiistimalleri ortaya çıkarmasıyla bilinen Coffeezilla, bir siber güvenlik uzmanının kendisine ulaştığını belirterek kredi kartları dışındaki tüm üyelik verilerinin şu an korumasız durumda olduğunu aktardı. Konuyla ilgili bilgi almak veya çözüm üretmek amacıyla Trump Mobile yöneticilerine ulaşmaya çalışan gazeteciler ise henüz hiçbir kurumsal muhatap bulamadı. Şirket, yaşanan siber kriz karşısında sessizliğini korumaya devam ediyor.

    Güvenlik uzmanları, sistemdeki zafiyetin kötü niyetli kişilerce daha fazla istismar edilmesini engellemek adına teknik açığın ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşmıyor. Buna karşın, verileri ele geçirmek için oldukça basit bir yöntemin kullanıldığı ve söz konusu riskin hala sürdüğü biliniyor. Bu fiyasko, projenin arkasındaki teknik ekibin yeterliliği konusunda da teknoloji dünyasında derin şüpheler uyandırdı.

    Beklentilerin altında kalan satışlar ve soru işaretleri

    Sızıntı dosyasındaki kullanıcı numaralarını detaylıca analiz eden uzmanlar, projenin ticari başarısına dair yanıltıcı tabloları da deşifre etti. Geçen yıl yapılan açıklamalarda ve tahminlerde, 100 dolar ön ödeme yapan yaklaşık 590 bin kişinin cihaz için sırada beklediği iddia edilmişti. Ancak veri tabanından elde edilen gerçek rakamlar, toplam siparişin yalnızca 30 bin sınırında kaldığını gösteriyor. Bu tablo, projenin ticari açıdan büyük bir hayal kırıklığı yarattığının en net göstergesi olarak kabul ediliyor.

    Cihazın tek problemi veri tabanındaki zafiyetle de sınırlı değil. İlk tanıtımlarda tamamen “Amerikan Malı” vurgusuyla öne çıkarılan telefonun teslimat süreci dokuz ay gecikti. Nihayet ürünü inceleme şansı bulan basın mensupları, kutu üzerindeki ifadelerin gizlice değiştirildiğini fark etti. Yeni ambalajlarda telefonun yalnızca Amerikan inovasyonuyla şekillendirildiği yönünde yuvarlak ifadeler kullanılıyor. Hatta donanım analistleri, arkadaki Amerikan bayrağı logosunda bulunması gereken 13 şerit yerine 11 şerit yer aldığını, tasarım ekibinin marka amblemini çizgi yerine sayarak hata yaptığını belirtiyor.

    Cihazın teknik yapısının iki yıllık eski bir HTC modeline olan çarpıcı benzerliği ise Çin’de üretilen ucuz bir telefona sadece marka basıldığı iddialarını güçlendiriyor. Hatalı faturalandırmalar ve sorunlu sipariş sayfaları nedeniyle zaten tepki çeken şirket, bu sızıntıyla birlikte kullanıcı güvenini tamamen yitirme noktasına geldi.