Tag: Tek

  • Çin ve İsveç Arasında İşbirliği Vurgusu

    Çin ve İsveç Arasında İşbirliği Vurgusu

    STOCKHOLM, 5 Temmuz (Xinhua) — Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Stockholm’de İsveçli mevkidaşı Maria Malmer Stenergard ile bir araya geldi. Cumartesi günü görüşen bakanlar iki ülke arasında işbirliğini güçlendirme, çok taraflılığı savunma ve uluslararası hukuka dayalı uluslararası düzeni koruma konusunda mutabık kaldı.

    Aynı zamanda Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Bürosu Üyesi olan Wang, Çin-İsveç ilişkilerinin köklü geçmişine değinerek, Çin’in reform ve dışa açılma sürecinin başından bu yana iki ülkenin Asya ve İskandinav bölgesinde uzun süredir birbirlerinin en büyük ticaret ortakları olduğunu vurguladı.

    Çin-İsveç ilişkilerinde son yıllarda bazı anlaşmazlıkların yaşandığını, ancak Stenergard’ın geçen yıl Çin’e gerçekleştirdiği ziyaretin ardından ikili ilişkilerin ivme kazandığını belirten Wang, bu olumlu gidişatın sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

    İkili ilişkilerin sağlıklı ve istikrarlı gelişimini teşvik etmek için İsveç ile çalışmaya hazır olduklarını söyleyen Wang, İsveç’in tek Çin ilkesine bağlı kalarak ikili ilişkilerin siyasi temelini sağlamlaştırması temennisini dile getirdi.

    Halihazırda 10.000’den fazla İsveçli şirketin Çin ile ticaret yaptığını belirten Wang, İsveçli işletmeleri Çin’in devasa pazarı, eksiksiz endüstri zincirleri ve çeşitli uygulama senaryolarının sunduğu fırsatlardan yararlanmaya çağırdı.

    Wang ayrıca, İsveç’in ülkede faaliyet gösteren Çinli işletmelere adil, tarafsız ve ayrımcı olmayan bir iş ortamı sunacağına olan inancını dile getirdi.

    Her iki tarafın da Çin-İsveç Bilim ve Teknoloji İşbirliği Ortak Komitesi gibi platformlardan etkin şekilde yararlanabileceğini vurgulayan Wang, bilimsel ve teknolojik inovasyon, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi gibi gelişmekte olan alanlarda işbirliğinin güçlendirilmesi ile kültürel ve halklar arası etkileşimin artırılması çağrısında bulundu.

    Stenergard ise İsveç hükümetinin Çin ile ilişkilere büyük önem verdiğini belirterek, taraflar arasındaki temasların arttığını ve olumlu şekilde gelişen ikili ilişkilerin muazzam bir potansiyele sahip olduğunu ifade etti.

    Tek Çin ilkesine bağlı kalmayı sürdüreceklerini vurgulayan Stenergard, Çin ile her düzeyde diyaloğu güçlendireceklerini, ekonomi ve ticaret ile bilim ve teknoloji alanlarındaki ortak komiteler gibi ikili mekanizmalardan tam anlamıyla yararlanacaklarını, ayrıca ticaret, yeşil dönüşüm, ekolojik çevre koruma, bilimsel ve teknolojik inovasyon, yapay zeka ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında işbirliğini derinleştireceklerini söyledi.

    Çin’in İsveç vatandaşlarına yönelik vize muafiyeti politikasını takdirle karşıladıklarını belirten Stenergard, iki ülke arasındaki dostluğa yönelik kamuoyu desteğini pekiştirmek amacıyla Çin ile akademik, eğitimsel ve insani etkileşimleri artırmayı sabırsızlıkla beklediklerini ifade etti.

    Günümüz dünyasının istikrarsızlık ve belirsizliklerle dolu olduğuna işaret eden Stenergard, Çin ile iletişimi güçlendirmeye, uluslararası hukuk ilkelerini ve çok taraflı ticaret kurallarını savunmaya ve dünya barışı, kalkınması ve refahını desteklemeye hazır olduklarını sözlerine ekledi.

    Taraflar ayrıca, uluslararası ve bölgesel meseleler hakkında görüş alışverişinde bulundu.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gazze’deki soykırımın hesabı sorulacak

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gazze’deki soykırımın hesabı sorulacak

    Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya’nın Sapanca ilçesinde düzenlenen partisinin 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın kapanış programına katıldı.

    Kampının sonunda konuşan Erdoğan, İsrail’e sert eleştiriler yönelterek “Gazze’deki soykırımın hesabı sorulacak” dedi. Cumhurbaşkanı’nın buradaki konuşmasından öne çıkanlar:

    “Türk siyasetini pek çok yenilikle tanıştırdık. AK Parti Türkiye’yi dönüştürdü. Siyasete yeni soluk kazandırdık. Millet bizi hesaba çekmeden biz kendimizi hesaba çektik. Türkiye’nin bütün renklerini partimizin çatısı altında buluşturma vasfımız var. AK Parti’nin bir Türkiye kitabı olması vardır. 25 yıldır bu ilkelerden taviz etmedik. 25 yıldır kendimizi yenilemekten vazgeçmedik.

    “GELEN İSTEKLERİ, ELEŞTİRİLERİ TEK TEK NOT ETTİK”

    İstişare mekanizmasını 2 gün boyunca tüm unsurları ile çalıştırmaya gayret ettik, partimizin temel politikaları ve vizyonu doğrultusunda genel toplantılar gerçekleştirdik. Hedeflerimizi ayrıntılı şekilde değerlendirdik. Güvenlik, kalkınma, ekonomi ve toplum gibi çeşitli başlıklarda yapılan ortak akıl toplantılarında, bakanlarımız katılımcılarla mevcut çalışmalarını paylaştılar, sahadan gelen istekleri, eleştirileri tek tek not ettik.

    “BİZ BU YOLA ÇIKAR DEĞİL KADER BİRLİĞİ YAPARAK ÇIKTIK”

    Biz bu yola revan olurken neye talip olduğumuzu bilerek çıktık. Çıkar birliği değil kader birliği yaparak bu yola çıktık. Bir engeli aştığımızda önümüzde yeni hedefler belirdi. Önümüze çekilen setleri devirerek, karşımıza çıkarılan bariyerleri tek tek yıkarak bugünlere geldik.

    “MİLLETİN EMANETİNE GÖLGE DÜŞÜRMEDİK”

    Bu millet bize yüreğini, kalbini, gönlünü vermiş hepsinden önemlisi bu kadroya özlemlerini, hayallerini emanet etmiştir. O emanete bugüne kadar gölge düşürmedik. Çeyrek asırda büyük başarı hikayesine imza attık.

    Sizlerle kol kola, yürek yüreğe daha nice seneler yürümeye devam edeceğiz.

    “DIŞ POLİTİKADA TÜRKİYE’Yİ DÜNYAYA AÇTIK”

    İsrail’in devlet terörünün karşısında Filistinli kardeşlerimize destek verdik. İç siyasette Ankara’yı Türkiye’ye açtığımız gibi dış politikada da Türkiye’yi dünyaya açtık. Nasıl Türkiye Türkiye’den daha büyükse, AK Parti de mensuplarından çok daha büyük bir harekettir. AK kadrolar olarak hepimiz 86 milyonun umuduyuz. Türk nerede bekleniyorsa orada olmaya gayret ettik. Bu hareket aynı zamanda ümmetinde umudu.

    “GAZZE’NİN HESABI SORULACAK”

    “Gazze’nin hesabı muhakkak sorulacak, bunu ihmal edemeyiz. Bu soykırımın hesabını Allah izin verirse bu kadro soracak. Kardeşlerim samimiyetle söylüyorum, yükünüz çok ağır. Gazze’nin Şam’ın umudu sizlersiniz. Yorulan varsa kenara gelsin. Kenara gelmeyen meydana gelsin. Bizim hareketimiz muhabbet üzerine kurulu.”

  • Çin, Mythos’a karşı geliştirdiği Yitian Tulong ile ABD’ye meydan okudu

    Çin, Mythos’a karşı geliştirdiği Yitian Tulong ile ABD’ye meydan okudu

    Yazılım açıklarını yakalayıp bunlardan faydalanabilen yapay zeka destekli dijital sistemler, devletlerin ve küresel şirketlerin güvenlik politikalarında ana odak noktası haline geldi. Çin’in Pekin kentindeki Ulusal Kongre Merkezi de, siber dünyadaki güç dengelerini doğrudan etkileyecek yeni bir teknolojik hamleye ev sahipliği yaptı.

    Düzenlenen ISC.AI 2026 siber güvenlik konferansında sahne alan yerli üretici 360 Security Technology, batılı rakiplerine karşı geliştirdiği yeni dijital savunma ve taarruz sistemini tanıttı. Amerikan Anthropic firmasının imzasını taşıyan ve siber zafiyetleri kitlesel ölçekte tarayan “Mythos” isimli modele karşı geliştirilen bu yeni sistem, “Yitian Tulong” adını taşıyor. Amerika menşeili Mythos modelinin çok tehlikeli bulunması sebebiyle yalnızca belirli büyük Amerikan şirketlerine açılması, Çin tarafının bu alandaki bağımsızlık arayışını hızlandırdı.

    İki yönlü dijital kalkan ve kılıç

    İsmini geleneksel dövüş sanatları hikayelerindeki silahlardan alan Yitian Tulong projesi, esasen birbiriyle entegre çalışan iki farklı yapay zeka modelinin ortak gücüne dayanıyor. Bu ortaklığın ilk ayağını oluşturan “Tulongfeng“, doğrudan Amerikan rakibinin karşısına konumlandırıldı ve sistemlerdeki kritik yazılım açıklarını bulmak üzere tasarlandı. Sürecin ikinci ayağındaki “Yitianzhen” ise siber saldırılara anında reaksiyon gösterebilen otomatik bir savunma mekanizması görevini üstleniyor.

    Şirketin kurucusu Zhou Hongyi, siber güvenlik dünyasını şekillendirme potansiyeli taşıyan böyle bir gücün tek bir odağın tekelinde kalamayacağını belirtti. Paylaşılan şirket içi ilk test raporlarına göre, Tulongfeng tek başına 3 bin 432 yazılım hatası saptadı ve bu hataların 105 tanesi Çin hükümeti tarafından resmi olarak onaylandı. Ancak sistemin tüm bu kabiliyetleri henüz bağımsız uluslararası otoriteler tarafından doğrulanmış değil.

    Donanım gücüne karşı kolektif mimari

    Asya ile Amerika arasındaki bu yeni teknoloji savaşında tarafların stratejileri birbirinden oldukça farklı bir felsefeye dayanıyor. ABD kanadı, en gelişmiş yarı iletken çiplere ve devasa işlem kapasitelerine güvenerek adeta tek başına harikalar yaratan dahi bir hacker sistemi kurmayı amaçlıyor. Zhou Hongyi, Çin’deki yerli temel modellerin kapasite olarak Amerikalı rakiplerinin hala yüzde 20 ila 30 oranında gerisinde olduğunu saklamıyor. Ancak bu teknolojik farkın kapanmasını beklemek yerine pratik bir çözüm modeli geliştirilmiş durumda.

    Çinli mühendisler, tek bir dahi yazılımcı modeli tasarlamak yerine, 24 saat boyunca durmaksızın çalışan ve hata payı minimuma indirilen kolektif bir dijital makine takımı kurdu. Bu sayede donanımsal eksiklikler, kesintisiz çalışan kitlesel bir ağ yapısıyla dengeleniyor.

  • Yeni Yargı Paketi Meclis’ten Geçti

    Yeni Yargı Paketi Meclis’ten Geçti

    Kamuoyunda “12’nci Yargı Paketi” olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Teklifle, Danıştay’daki daire sayısının 10’a düşürülmesine yönelik 23 Temmuz 2026’da sona erecek süre 4 yıl daha uzatılacak.

    Önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu’nun gündemine gelmesi beklenen teklifte birçok alanda yeni düzenleme öngörülüyor.

    İCRA, İDARE VE ADLİ TIPTA YENİ DÜZENLEMELER

    Teklife göre İcra ve İflas Kanunu’nda değişikliğe gidilecek. Buna göre Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince verilen bir miktar para ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar, idare tarafından gecikmeksizin yerine getirilecek. İdare mahkemelerinde tek hakimle çözümlenecek davaların kapsamı genişletilecek. Hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası uygulanacak.

    Adli Tıp Kurumu ile ilgili düzenlemeyle, adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanacak kişiler için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da doktora derecesi şartı getirilecek. Başkan ve üyeler ile grup başkanları ve ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi 4 yıl olacak. Yeni görevlendirmeler yapılıncaya kadar görev süresi dolanlar görevlerine devam edecek.

    HAKİM VE SAVCI YARDIMCILARINA YENİ EĞİTİM PROGRAMI

    Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda yapılacak değişiklikle adli ve idari yargı hakim yardımcılarına Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku, usul hukuku, duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan davalar ile kişisel gelişim alanlarında eğitim verilecek.

    İŞKENCE VE EZİYET SUÇLARINDA HAGB UYGULANMAYACAK

    Teklife göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi nedeniyle işlediği ve Anayasa’nın 17’nci maddesi kapsamında kötü muamele sayılabilecek suçlarda uygulanmayacak. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun genetik inceleme sonuçlarının gizliliğine ilişkin hükmü de değiştirilecek. İnceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılarak özel bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği delil olarak dosyada saklanacak.

    Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi gibi durumlarda bu bilgiler derhal yok edilecek. Diğer hallerde ise mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 20 yıl sonra cumhuriyet savcısının huzurunda imha edilecek. Bilgisi sisteme kaydedilen kişiler ise kişisel verinin saklanmasını gerektiren neden ortadan kalktığında veya haklı bir gerekçe bulunduğunda hakim ya da mahkemeden bu kayıtların silinmesini talep edebilecek.

    BİLGİSAYAR KOPYALARI İMHA EDİLECEK

    Teklifte bilgisayar incelemelerine ilişkin usuller de yeniden düzenleniyor. Buna göre, bir suç soruşturmasında somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bulunması ve başka şekilde delil elde edilmesinin mümkün olmaması halinde hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısı kararıyla şüphelinin bilgisayarlarında arama yapılabilecek, kayıtların kopyası alınabilecek ve çözümlenerek metin haline getirilebilecek.

    Cumhuriyet savcısının verdiği kararlar 24 saat içinde hakim onayına sunulacak. Hakim de kararını en geç 24 saat içinde verecek. Sürenin dolması veya hakimin aksi yönde karar vermesi halinde alınan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhal imha edilecek.

    Şifrenin çözülememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması gibi durumlarda bilgisayar ve diğer dijital materyallere el konulabilecek. Şifre çözüldükten ve gerekli kopyalar alındıktan sonra el konulan cihazlar gecikmeksizin iade edilecek. El koyma sırasında sistemdeki tüm verilerin yedeği alınacak, bu yedeklerden biri şüpheliye veya müdafiine teslim edilecek ve tutanak altına alınacak. Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine el koymaksızın da sistemdeki verilerin tamamı ya da bir kısmının kopyası alınabilecek. Alınan veriler kağıda yazdırılarak tutanağa geçirilecek ve ilgililer tarafından imzalanacak.

    “IBAN MAĞDURLARI” İÇİN YENİ DÜZENLEME

    TBMM Adalet Komisyonu’nda AK Parti ve MHP’nin kabul edilen önergesiyle teklife, kamuoyunda “IBAN mağdurları” olarak bilinen haksız menfaat amacıyla banka hesap bilgilerini başkalarıyla paylaşanlara ilişkin yeni bir madde eklendi. Buna göre Türk Ceza Kanunu’nun nitelikli dolandırıcılığı düzenleyen 158’inci maddesine yeni bir fıkra eklenecek.

    Dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık suçuna iştirakin yalnızca, kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlamak amacıyla banka hesabının kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi veya araçların başkasına verilmesiyle sınırlı kalması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecek.

    Komisyonda kabul edilen önergeyle düzenlenen geçiş hükümlerine göre, düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık suçundan haklarında hüküm verilmiş ve dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklar yönünden, yeni hükmün uygulanacağı dosyalarda bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri bozma kararı verecek ve dosyaları ilk derece mahkemelerine gönderecek. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan dosyalar ise usulüne uygun şekilde ilk derece mahkemelerine iletilecek.

    AK Parti’nin kabul edilen önergesiyle ayrıca, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin yalnızca görevsizlik veya yetkisizlik gerekçesiyle bozma kararı verilemeyeceğine ilişkin düzenleme tekliften çıkarıldı.

    CÜNEYT YÜKSEL: ORGANİZE DOLANDIRICILIKLA MÜCADELEDE GERİ ADIM YOK

    TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, sosyal medya ve dijital platformlarda “hesabını kirala, IBAN’ını paylaş, komisyon kazan” gibi vaatlerle vatandaşların banka hesaplarının suç gelirlerinin aktarılmasında kullanılabildiğini belirtti.

    Bu yöntemlerden en fazla gençlerin etkilendiğini ifade eden Yüksel, kolay kazanç vaadi veya hukuki sonuçların yeterince öngörülememesi nedeniyle bazı gençlerin banka hesaplarını suç örgütlerinin kullanımına açtığını ve bunun eğitim ile meslek hayatlarını etkileyebilecek ağır hukuki sonuçlar doğurduğunu söyledi.

    Hiç kimsenin “Ben bilmiyordum” diyerek sorumluluktan tamamen kurtulamayacağını vurgulayan Yüksel, şu ifadeleri kullandı: “Burada özellikle ifade etmek isterim ki hazırlanan düzenleme, dolandırıcılık suçunu planlayan, organize eden, yöneten, vatandaşları aldatan veya suçtan esas menfaati sağlayan kişiler bakımından herhangi bir değişiklik öngörmemektedir. Organize dolandırıcılıkla mücadelemizde en küçük bir geri adım söz konusu değildir. Düzenleme yalnızca, suça katkısı, banka hesabını veya hesabın kullanılmasını sağlayan bilgi ve araçları vermekle sınırlı kalan kişiler bakımından daha ölçülü bir değerlendirme yapılmasını amaçlamaktadır.”

    Yüksel, düzenlemeyle yeni bir suç oluşturulmadığını, herhangi bir fiilin suç olmaktan çıkarılmadığını ve dolandırıcılık suçunun faillerine cezasızlık getirilmediğini belirterek, düzenlemenin gerçek mağdurların zararlarının giderilmesine katkı sağlayacağını ifade etti.

  • Sadece hedefi belirleyerek çalışan otonom yapay zeka ajanları iş başında

    Sadece hedefi belirleyerek çalışan otonom yapay zeka ajanları iş başında

    Yapay zeka teknolojilerinde metin, görsel veya kod üreten üretken sistemler (Generative AI) dönemi yerini, kendi stratejisini belirleyen otonom yapılara bırakıyor. İlk nesil yapay zeka araçları kullanıcıdan gelen ardışık komutlara (prompt) ihtiyaç duyarken, yeni nesil mimariler sadece nihai hedefin tanımlanmasıyla çalışabiliyor. Teknoloji literatüründe “Agentic AI” (Ajan Yapay Zeka) olarak adlandırılan bu sistemler; karmaşık bir görevi alt adımlara bölme, veri analizi yapma, harici yazılımları çalıştırma ve süreci insan müdahalesi olmadan uçtan uca tamamlama yeteneği barındırıyor.

    Bu teknolojik kırılmanın iş dünyası, liderlik yaklaşımları ve organizasyon şemaları üzerindeki etkileri, İstanbul’da düzenlenen FlowX Summit 2026 zirvesinde masaya yatırıldı. Global IT International ve Weoll ev sahipliğinde, Four Seasons Hotel Bosphorus’ta gerçekleştirilen zirvede, otonom ajanların kuralları değiştiren yeni iş modelleri değerlendirildi.

    Hedefi anlayan, planlayan ve görev dağıtımı yapan yazılımlar

    Zirvenin açılış oturumunda konuşan Global IT International Genel Müdür Yardımcısı Burak Akusta, üretken yapay zekadan Agentic AI’a geçişin kurumsal yapılarda köklü bir zihniyet değişimi gerektirdiğini vurguladı. Yapay zekaya tek tek talimat verme döneminin kapandığını belirten Akusta, ajan sistemlerin temel çalışma prensibini şu teknik parametrelerle öne çıkardı:

    • Uçtan uca yönetim: Ajan yazılımlar, kendilerine verilen ana hedefi analiz ettikten sonra gerekli iş planını bağımsız olarak hazırlıyor, kaynakları organize ediyor ve operasyonu tamamlıyor.

    • Hibrit organizasyon şeması: Geleceğin iş gücü modellerinde şirketler, yalnızca insan çalışanlardan değil, insanlar ile yapay zeka ajanlarının bir arada görev aldığı karma takımlardan oluşuyor.

    • Yönetici yetkinliklerinde değişim: Klasik yönetim anlayışındaki “ekipteki kişi sayısı” kriteri geçerliliğini yitirirken, yeni dönemde liderlerin başarısı, insan ve yapay zeka ekiplerini birlikte ne kadar etkin yönetebildikleriyle ölçülüyor.

    Yapay zeka entegrasyonunda ‘verimlilik tuzağı’ riski

    Şirketlerin en sık yaptığı stratejik hatanın yapay zekayı yalnızca mevcut, eski usul süreçleri hızlandırmak için kullanmak olduğunu ifade eden Akusta, “verimlilik tuzağı” uyarısında bulundu. Sadece hıza odaklanmanın uzun vadeli bir rekabet avantajı getirmeyeceğini belirten uzmanlar, kurumların “neyi otomatikleştirebiliriz?” sorusundan ziyade, “işimizi yapay zeka etrafında sıfırdan tasarlasaydık nasıl bir model ortaya çıkardı?” yaklaşımına odaklanması gerektiğini paylaştı. Zirvede ayrıca, Google Workspace ve Gemini’ın sunduğu bulut tabanlı yapay zeka yeteneklerinin, Weoll’un süreç orkestrasyonu (iş akışı yönetimi) altyapısıyla birleştiğinde işletmelere uçtan uca operasyonel esneklik sağladığı aktarıldı.

    Fütürist Ufuk Tarhan, TRAI Kurucusu Halil Aksu, Dr. Sertaç Doğanay ve Global IT International CEO’su Nuri Selçuk gibi isimlerin stratejik öngörülerini paylaştığı etkinlik, dijital dönüşüm liderlerinin geleceğin iş gücü modelleri üzerine gerçekleştirdiği networking oturumlarıyla tamamlandı. Teknolojik dönüşümün kazananlarının, en çok yapay zeka ajanı kuran şirketler değil, bu ajan sistemlerini kurumsal kültür ve sağlam bir veri altyapısıyla en iyi yöneten organizasyonlar olacağı tescillendi.

  • 250 yıl sonra açılacak: Tarihin en büyük zaman kapsülü yer altına iniyor

    250 yıl sonra açılacak: Tarihin en büyük zaman kapsülü yer altına iniyor

    Amerika Birleşik Devletleri, kuruluşunun 250. yıl dönümünde gelecek nesillerle sıra dışı bir bağ kurmaya hazırlanıyor. Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalanmasının üzerinden geçen çeyrek binyıllık tarihi taçlandırmak isteyen yetkililer, ülkenin en büyük zaman kapsülü projesini hayata geçiriyor.

    Philadelphia’da gerçekleştirilecek resmi bir törenin ardından yerin üç metre altına indirilecek devasa metal sandık, tam iki buçuk asır boyunca gün yüzü görmeyecek. Başka bir deyişle, kuruluşun 500. yıl dönümünde açılacak. Üzerindeki kesin talimata göre kapağı 4 Temmuz 2276 tarihine kadar açılmayacak olan bu kapsül, günümüz Amerikası’nın kültürel, teknolojik ve toplumsal yapısını uzak geleceğe taşıyan bir köprü görevi üstleniyor.

    Yaklaşık 400 kilogram ağırlığındaki bu özel muhafaza kutusu, zamanın yıpratıcı doğasına meydan okuyacak üst düzey bir mühendislikle üretildi. İçerideki objelerin bozulmasını, kuruyup ufalanmasını ya da nemden çürümesini önlemek adına sandık içindeki nem oranı yüzde 35 seviyesinde sabit tutuluyor. Sıcaklık değişimlerine karşı toprağın doğal yalıtımından faydalanan ve tamamen su geçirmez şekilde tasarlanan sistemin mimarı Michael Berilla, projenin dayanıklılığına tam not verdi. Berilla, olası bir büyük felakette tüm şehir sular altında kalsa dahi bu kutunun içine tek bir damla su sızmayacağını savunuyor.

    Yapay zeka tahminlerinden sentetik DNA arşivlerine…

    Geleceğe bırakılacak mirasın belirlenmesi için ülkedeki tüm eyalet valiliklerinden kendi bölgelerini yansıtan sembolik eşyalar talep edildi. Gelen yanıtlar, bilimsel buluşlardan popüler kültüre kadar uzanan oldukça renkli bir koleksiyonun oluşmasını sağladı. En dikkat çekici teknolojik katkılardan biri California’dan geldi; eyalet yönetimi sandığa bir füzyon süperiletkeni ile yapay zeka modeli Claude’un 250 yıl sonrasına ait gelecek öngörülerini ekledi. Yapay zekanın kehanetine göre o dönemde bölgedeki doğal yaşam kökten değişecek.

    Eyaletlerin geçmişi ile bağ kuran Michigan ise kutuya 350 milyon yıllık fosilleşmiş mercan taşları ile binlerce yıl öncesine dayanan dev bir bakır filizi yerleştirmeyi uygun buldu. Kumarhane kültürüyle bilinen Nevada ise kendi tarzını yansıtarak kutuya oyun çipleri bıraktı. Bilgi deposu rolünü üstlenen Kongre Kütüphanesi ise adeta teknolojinin sınırlarını zorladı; bir kurşun kalem silgisi boyutundaki özel bir tüpün içine sentetik DNA üzerine kodlanmış dijital arşivleri yerleştirdi. Bu mikroskobik arşivde ülkenin bağımsızlık belgesinin ilk taslakları, ulusal marşın orijinal notaları ve eski başkan Abraham Lincoln’ün elinin üç boyutlu modeli yer alıyor.

    Popüler kültürün ayak izleri

    Tarihi ve bilimsel belgelerin yanında günlük yaşamın eğlenceli unsurları da unutulmadı. Dünyaca ünlü içecek üreticisi Coca-Cola, 1971 yılının ikonik reklam şarkısı sözlerinin basılı olduğu boş bir şişeyle projeye dahil olurken, Profesör Golfçüler Birliği (PGA) yeşil sahalardan bir çim tamir aparatı ile şampiyonun fotoğrafını sandığa bıraktı. İçerisinde edebi metinlerin ve şiirlerin de yer aldığı bu devasa sandık, açılacağı günün insanlarına bugünün dünyasını bir masal gibi anlatacak. İki yüz elli yıl sonra kutuyu açacak nesillerin bu tarihi, teknolojik ve popüler kültür karmasına nasıl bir tepki vereceğini ise sadece zaman gösterecek.

  • Telefonların lüks olduğu yıllar: İlk cep telefonunun fiyatına inanamayacaksınız!

    Telefonların lüks olduğu yıllar: İlk cep telefonunun fiyatına inanamayacaksınız!

    Teknolojik imkanlara bütçeyi sarsmadan ulaşabilmek, modern dünyada sıradan bir durum halini aldı. Cebimizdeki cihazların sunduğu devasa konforu çoğunlukla kanıksıyoruz. Oysa tüketici elektroniğinin emekleme dönemi, günümüz standartlarıyla kıyaslanamayacak kadar büyük ekonomik fedakarlıklar gerektiriyordu. Özellikle 1980’li yıllarda prestij ve güç sembolü olarak görülen teknolojik ürünler, bugünün satın alma gücüne uyarlandığında dudak uçuklatan cinsten bir maliyet tablosu ortaya koyuyor.

    Görsel teknolojilerin gelişim sürecini anlamak adına ekran fiyatlarına bakmak mantıklı bir başlangıç olabilir. Dönemin popüler ekran teknolojilerinden 27 inç boyutundaki Sony Trinitron, piyasaya çıktığı yıllarda 850 dolarlık bir etiket taşıyordu. Bu rakam ilk bakışta makul görünebilir. Enflasyon hesabı katılarak bugünün finansal şartlarına uyarlandığında ise karşımıza yaklaşık 2 bin 500 dolarlık bir meblağ çıkıyor. Ev sinema sistemleri için bu bütçeler bugün de gözden çıkarılabiliyor fakat mobil tarafta işler tamamen mantık sınırlarının ötesinde.

    İletişim tarihinin ilk taşınabilir telefonu olan ve tasarımı nedeniyle “Tuğla” olarak adlandırılan Motorola DynaTAC 8000X, 1984 yılında tam 3 bin 995 dolardan satılıyordu. Günümüz ekonomisine endekslendiğinde bu tutar, tek bir telefon için tam 12 bin 804 dolar ödemek anlamına geliyor.

    Mesele sadece bu devasa cihazı satın almakla da bitmiyordu. Telefonu şebekeye bağlı tutabilmek adına aylık 50 dolar sabit hat ücreti ödeniyordu ki bu da bugünün parasıyla 160 dolara denk geliyordu. Üzerine eklenen dakika başı konuşma ücretleri, faturaları kabartmaya yetiyordu. On saatlik şarj süresine karşılık sadece 30 dakikalık konuşma süresi sunan bu hantal teknoloji, günümüzde koleksiyoncuların elinde 18 bin dolara alıcı bulabiliyor.

    Kitlesel üretime geçiş ve amiral gemisi fiyatlarının doğuşu

    İlk yıllarda yüksek üretim maliyetleri ve kısıtlı kullanıcı sayısı nedeniyle fiyatları aşağı çekmek imkansızdı. Mikroçipler küçüldükçe ve hücresel ağlar dünyaya yayıldıkça maliyetler de hızla geriledi. Motorola, ilk modelden beş yıl sonra MicroTAC modelini 2 bin 995 dolara sunarak indirim trendini başlattı. 1994 yılına gelindiğinde, akıllı cihazların öncüsü kabul edilen IBM Simon, bugünün parasıyla 2 bin 900 dolara kadar inerek modern amiral gemisi seviyelerine yaklaştı.

    2000’li yılların ortasında ise cep telefonları lüks olmaktan tamamen çıktı. Motorola RAZR V3 gibi kameralı ve şık modeller geniş kitlelerin erişimine sunuldu. Bu hızlı ucuzlama eğiliminin bir sonucu olarak, 2007 yılında ilk iPhone modeli çıktığında fiyat etiketi sadece 499 dolardı. Bu tutar, bugünün parasıyla yaklaşık 1 bin 600 dolara tekabül ediyor. Günümüzde üst segment cihazların pahalılığından yakınırken, geçmişte sadece yarım saatlik bir görüşme için servet ödenen o dönemi hatırlamak, kat edilen mesafeyi net biçimde gösteriyor.

  • Akıllı telefonların lüks sayıldığı yıllar: İlk cep telefonunun fiyatı dudak uçuklatıyordu

    Akıllı telefonların lüks sayıldığı yıllar: İlk cep telefonunun fiyatı dudak uçuklatıyordu

    Teknolojik imkanlara bütçeyi sarsmadan ulaşabilmek, modern dünyada sıradan bir durum halini aldı. Cebimizdeki cihazların sunduğu devasa konforu çoğunlukla kanıksıyoruz. Oysa tüketici elektroniğinin emekleme dönemi, günümüz standartlarıyla kıyaslanamayacak kadar büyük ekonomik fedakarlıklar gerektiriyordu. Özellikle 1980’li yıllarda prestij ve güç sembolü olarak görülen teknolojik ürünler, bugünün satın alma gücüne uyarlandığında dudak uçuklatan cinsten bir maliyet tablosu ortaya koyuyor.

    Görsel teknolojilerin gelişim sürecini anlamak adına ekran fiyatlarına bakmak mantıklı bir başlangıç olabilir. Dönemin popüler ekran teknolojilerinden 27 inç boyutundaki Sony Trinitron, piyasaya çıktığı yıllarda 850 dolarlık bir etiket taşıyordu. Bu rakam ilk bakışta makul görünebilir. Enflasyon hesabı katılarak bugünün finansal şartlarına uyarlandığında ise karşımıza yaklaşık 2 bin 500 dolarlık bir meblağ çıkıyor. Ev sinema sistemleri için bu bütçeler bugün de gözden çıkarılabiliyor fakat mobil tarafta işler tamamen mantık sınırlarının ötesinde.

    İletişim tarihinin ilk taşınabilir telefonu olan ve tasarımı nedeniyle “Tuğla” olarak adlandırılan Motorola DynaTAC 8000X, 1984 yılında tam 3 bin 995 dolardan satılıyordu. Günümüz ekonomisine endekslendiğinde bu tutar, tek bir telefon için tam 12 bin 804 dolar ödemek anlamına geliyor.

    Mesele sadece bu devasa cihazı satın almakla da bitmiyordu. Telefonu şebekeye bağlı tutabilmek adına aylık 50 dolar sabit hat ücreti ödeniyordu ki bu da bugünün parasıyla 160 dolara denk geliyordu. Üzerine eklenen dakika başı konuşma ücretleri, faturaları kabartmaya yetiyordu. On saatlik şarj süresine karşılık sadece 30 dakikalık konuşma süresi sunan bu hantal teknoloji, günümüzde koleksiyoncuların elinde 18 bin dolara alıcı bulabiliyor.

    Kitlesel üretime geçiş ve amiral gemisi fiyatlarının doğuşu

    İlk yıllarda yüksek üretim maliyetleri ve kısıtlı kullanıcı sayısı nedeniyle fiyatları aşağı çekmek imkansızdı. Mikroçipler küçüldükçe ve hücresel ağlar dünyaya yayıldıkça maliyetler de hızla geriledi. Motorola, ilk modelden beş yıl sonra MicroTAC modelini 2 bin 995 dolara sunarak indirim trendini başlattı. 1994 yılına gelindiğinde, akıllı cihazların öncüsü kabul edilen IBM Simon, bugünün parasıyla 2 bin 900 dolara kadar inerek modern amiral gemisi seviyelerine yaklaştı.

    2000’li yılların ortasında ise cep telefonları lüks olmaktan tamamen çıktı. Motorola RAZR V3 gibi kameralı ve şık modeller geniş kitlelerin erişimine sunuldu. Bu hızlı ucuzlama eğiliminin bir sonucu olarak, 2007 yılında ilk iPhone modeli çıktığında fiyat etiketi sadece 499 dolardı. Bu tutar, bugünün parasıyla yaklaşık 1 bin 600 dolara tekabül ediyor. Günümüzde üst segment cihazların pahalılığından yakınırken, geçmişte sadece yarım saatlik bir görüşme için servet ödenen o dönemi hatırlamak, kat edilen mesafeyi net biçimde gösteriyor.

  • Tarsus’un il olma beklentisi güçleniyor

    Tarsus’un il olma beklentisi güçleniyor

    Mersin’in Tarsus ilçesinin il statüsüne kavuşması yönündeki beklenti, kentte yeniden gündeme geldi. Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç ve Tarsus Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Teke, Tarsus’un tarihi, ekonomik ve demografik yapısıyla il olmayı hak ettiğini vurguladı.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan il olması beklenen ilçeler arasında Tarsus’un yer alması, ilçede beklentileri yeniden güçlendirirken, heyecanı da beraberinde getirdi.

    Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, Tarsus’un sıradan bir ilçe olmadığını belirterek, “10 bin yıllık tarihi, medeniyetlere başkentlik yapmış geçmişi, üç semavi dinin izlerini taşıyan kültürel mirası, yaklaşık 400 bin nüfusu ve 2 bin 29 kilometrekarelik yüzölçümüyle Tarsus, Türkiye’nin en büyük ilçelerinden biridir” dedi.

    İl statüsüne ilişkin nihai kararın devletin takdirinde olduğunu ifade eden Boltaç, Tarsus’un il olma beklentisinin son derece doğal olduğunu söyledi. Boltaç, il statüsünün kamu hizmetlerinin daha etkin sunulmasına, bürokratik süreçlerin hızlanmasına ve hizmet kapasitesinin güçlenmesine katkı sağlayacağını kaydetti.

    Başkan Boltaç, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan il olması beklenen ilçeler arasında Tarsus’un yer alması açıkçası bizler için şaşırtıcı değil. Çünkü Tarsus sıradan bir ilçe değil. 10 bin yıllık bir tarihten söz ediyoruz, medeniyetlere başkentlik yapmış, üç semavi dinin izlerini taşıyan yaklaşık 400 bin nüfusu ve 2 bin 29 kilometrekarelik yüzölçümü ile Türkiye’nin en büyük ilçelerinden biri Tarsus. Elbette il statüsü ile ilgili nihai karar devletimizin takdirindedir ancak Tarsus’un il olması yönündeki beklentinin de son derece doğal olduğunu düşünüyorum. Bu beklenti sadece nüfustan ibaret değil, Tarsus bulunduğu bölgenin ekonomik ve sosyal açıdan en güçlü merkezlerinden biridir. Böylesine büyük bir kentin il statüsüne kavuşması, kamu hizmetlerinin daha etkin sunulmasına, bürokratik süreçlerin daha hızlı işlemesini ve güvenlikten kamu yönetimine kadar bir çok alanda hizmet kapasitesini güçlenmesine katkı sağlayacak. Bugün baktığınızda Tarsus, sahip olduğu tarihi ve kültürel zenginliğin yanı sıra tarımda, sanayide, ticarette ve turizmde taşıdığı güçlü potansiyeller, zaten büyük bir şehir niteliği taşıyor. Bu sebeple inanıyorum ki Tarsus’a il olmak çok yakışacak” diye konuştu.

    Tarsus Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Teke ise Tarsus’un kabına sığmadığını belirterek, ilçenin nüfusuyla Türkiye’de birçok ilden büyük olduğunu söyledi. Teke, Tarsus’un tarım, sanayi, ticaret, lojistik ve turizm alanlarında güçlü potansiyele sahip olduğunu vurguladı. Teke, “Tarsus il olmayı hak ediyor. Neden mi? Türkiye’deki 973 ilçe arasında 57. sırada, nüfusu ile 26 ilden büyük. Tarsus 1 milyon dönüm arazisinde, 3 milyon ton tarımsal ürün üreterek Mersin’in yüzde 35 ihracatına katkı yapan, 3 organize sanayi bölgesi ile Türkiye’nin tek agro parkına sahip uluslararası lojistik havaalanı bulunan, yüksek hızlı tren projesi, sahil bandı projesi ile yatırım projelerine hazır. Türkiye’nin yükselen yıldızıdır Tarsus, mutlaka il olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Başkanlar, Tarsus’un tarihi mirası, ekonomik gücü ve bölgesel konumuyla il statüsüne kavuşmasının kente büyük katkı sağlayacağı görüşünde birleşti. – MERSİN

  • Nvidia CEO’su yeni trilyon dolarlık devi açıkladı, hisseler uçuşa geçti

    Nvidia CEO’su yeni trilyon dolarlık devi açıkladı, hisseler uçuşa geçti

    Büyük bilgisayar ağlarında ve devasa veri merkezlerinde yürütülen karmaşık işlemlerin tek bir işlemciyle çözülmesi artık imkansız. Günümüz teknolojisinde devasa görevler binlerce küçük parçaya bölünerek farklı sistemlere dağıtılıyor. Finans dünyasını ve teknoloji yatırımlarını yakından takip edenlerin bildiği üzere, bu dağınık sistemlerin tek bir beyin gibi senkronize çalışabilmesi tamamen işlemciler arasındaki veri transfer hızına bağlı.

    Çipler arasındaki kesintisiz ve hızlı bağlantı yeteneği; toplam işlem gücünü, hafızayı ve bant genişliğini bir araya getiren en kritik unsur olarak öne çıkıyor. İşte tam bu noktada, veri trafiğini yöneten gizli aktörlerin küresel piyasalardaki ağırlığı her geçen gün biraz daha artıyor.

    Yarı iletken sektöründe yaşanan bu mimari zorunluluk, gözlerin uzun süredir bu alanda ürün geliştiren Marvell Technology şirketine çevrilmesine yol açtı. Nvidia’nın kurucusu ve tepe yöneticisi Jensen Huang, bu firmayı geleceğin bir sonraki trilyon dolarlık devi olarak tanımlıyor. Son dört yıldır donanım altyapısı pazarını domine eden Nvidia cephesinden gelen bu iddialı açıklama, borsada adeta doping etkisi yarattı. Huang’ın değerlendirmelerinin hemen ardından ilgili şirketin hisseleri sadece bir hafta içinde yüzde 22 oranında değer kazandı.

    Aslında iki aktör arasındaki bu yakınlık yeni değil. Nvidia, bu küresel çıkıştan birkaç ay önce Marvell firmasına 2 milyar dolarlık doğrudan bir yatırım gerçekleştirmiş ve o dönemde de hisseler yüzde 13 oranında fırlamıştı.

    Bulut sistemlerinden otomotiv teknolojilerine uzanan pazar

    Veri merkezleri için özel çipler tasarlayan üretici, dijital dönüşüm süreçlerinin en kritik dişlilerinden biri konumunda. Yılın başından bu yana hisse senedi değerini yüzde 158’in üzerinde artıran teknoloji şirketi, sadece yapay zeka alanıyla da sınırlı kalmıyor. Marka; bulut bilişim altyapılarından 5G operatör ağlarına, kurumsal ağ sistemlerinden yüksek performans gerektiren yeni nesil otomotiv teknolojilerine kadar çok geniş bir yelpazede uzmanlaşıyor.

    Hisselerdeki bu göz kamaştırıcı yukarı yönlü ivme, beraberinde bazı ciddi ekonomik endişeleri ve finansal riskleri de getiriyor. Finans analistlerinin önemli bir kısmı, teknoloji devlerinin bu milyar dolarlık yatırımlardan beklenen yüksek karları kısa vadede elde edememesi durumunda piyasalarda büyük bir balon oluşabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Şirketin bugünkü yüksek piyasa değerlemesi büyük oranda geleceğe dönük beklentilere ve Nvidia‘dan gelen olumlu sinyallere endeksli olduğu için, küresel pazarlarda yaşanabilecek olası bir ekonomik durgunlukta bu yükseliş trendinin hızla tersine dönme riski de masada.