Tag: İnsan

  • İnsanlar ve filler arasında savaş çıkabilir

    İnsanlar ve filler arasında savaş çıkabilir

    Güney Afrika’da yaklaşık 290 bin savan fili, zorlu geçen kaçak avcılık dönemlerinin ardından hayatta kalma mücadelesi veriyor. Ancak aynı topraklarda insan nüfusunun süratle yükselişi, doğal dengeleri kökünden sarstı. İnsanların tarım ve yerleşim amacıyla doğal yaşam alanlarına girmesi, türler arasındaki teması zorunlu kıldı. Araştırmacılar, Namibya, Botsvana, Angola ve Zambiya sınırlarında 2004 – 2020 yılları arasında yaşanan süreçleri mercek altına aldı. Toplamda 38 farklı yerel topluluk üzerinden yapılan incelemeler, ekinlerin yağmalanması eksenindeki çatışmaları mevsimsel döngülerden arazi yapısına kadar geniş bir yelpazede analiz etti.

    Yağışlı dönemlerde tırmanan risk

    Uzmanlarca derlenen veriler, insan faaliyetlerinin genişlemesi ile ekin yağmalama olayları arasında doğrudan bir bağ kurmuş durumda. Beklentinin aksine, bu çatışmaların en yoğun yaşandığı dönemler kuraklık değil, yağışlı mevsimler oldu. İklim krizine bağlı su kaynaklarının azalması, filleri yerleşik tarım alanlarına doğru göçe zorlayan bir diğer temel etken olarak öne çıkıyor.

    Bilim insanlarının geliştirdiği modeller, 2085 yılı için endişe verici bir tablo çiziyor. İnsan yerleşimlerinin büyüme hızı ve iklim senaryoları aynı ivmeyle devam ederse, yüksek riskli bölgelerin yüzde 33 ile yüzde 100 oranında genişlemesi söz konusu. Bu veriler, sadece filleri değil, bölgede yaşayan insanların geçim kaynaklarını korumak adına atılacak adımların ne denli hayati olduğunu kanıtlıyor. Riskli bölgelerin erken tespiti, çatışmaları minimize etmek için tek çıkış yolu olarak görülüyor.

  • Denemesi bedava: Terlemek yetmediğinde memeli refleksi devreye giriyor

    Denemesi bedava: Terlemek yetmediğinde memeli refleksi devreye giriyor

    Fizik kurallarına göre termal enerji, sıcaklığı yüksek olan bir maddeden daha soğuk olana doğru kesintisiz şekilde akar. Bu temel kural, haziran ayı itibarıyla dünya nüfusunun yüzde 80’inden fazlasını etkisi altına alan kavurucu yaz sıcaklarında hayati bir koruma kalkanına dönüşüyor. Birçoğumuz pencereleri sonuna kadar açıp çarşafları yere fırlatırken, evdeki evcil dostlarımızın çok daha pratik bir çözüm uyguladığını fark ederiz.

    Kediler, köpekler ya da parklardaki yabani sincaplar, bacaklarını dört yana dümdüz uzatarak karın üstü yere serilir. Sosyal medyada “sploot” (serilme) olarak adlandırılan bu eğlenceli poz, aslında canlıların aşırı ısınmayı önlemek adına başvurduğu dahi bir hayatta kalma stratejisi. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Park Servisi bile her yaz dönemini resmi olarak “serilme sezonu” şeklinde ilan ederek bu yöntemi selamlıyor. İşin özünde ise doğanın canlılara sunduğu iletim, taşınım, buharlaşma ve ışıma yöntemlerinden en etkilisi, yani doğrudan temasla ısı iletimi gizli.

    Evcil hayvanların vücut sıcaklığı insanlara kıyasla biraz daha yüksek seyrederek 37,7 ile 39,2 derece arasında değişiklik gösterir. Bu yüksek ısı nedeniyle, yaz aylarında mutfaktaki mermer veya fayansların buz gibi yüzeyi onlar için kusursuz birer soğutma matı haline gelir. Ağaçlarda koşan bir sincap ya da odada dolanan bir kedi, hareket durduğu an ciddi bir iç ısı üretmiş olur. Hayvan gölgeli bir zemine gövdesini tamamen yapıştırdığında, cilt yüzeyine yakın konumdaki sıcak kan soğuk zeminle temas eder. Hızla soğuyan bu kan, damarlar yoluyla tüm vücuda dağılarak ani bir ferahlık sağlar. Günümüzde biyomimetik alanında çalışan bilim insanları da doğadaki bu doğrudan temas yöntemlerini inceliyor. Buradan elde edilen veriler, binalarda enerji yönetimi ve yeni nesil soğutma sistemleri geliştirmek amacıyla model alınıyor.

    Ofis zemininde yapılan insan deneyi

    Suda yaşayan canlılar fazla ısıyı taşınım yoluyla, yani suyun akışkan hareketiyle kaybederken, insanlar ise sıcakla mücadelede çoğunlukla terleme ve buharlaşma yöntemini kullanır. Peki, can dostlarımızı rahatlatan bu taktik bizde de işe yarar mı?

    Bu sorunun yanıtını bulmak isteyen bir medya şirketi, yoğun bir iş gününde podcast ve video kurguları arasında boğulan bir ofis çalışanını feda ederek yöntemi kendi üzerinde test etti. Gün ortasında ahşap zemine yüzüstü uzanan çalışan, derin bir nefes alarak serinliği anında hissettiğini dile getirdi. Klasik bir sandalyede oturup boğucu havaya maruz kalmaktansa, soğuk parkenin ferahlığını tüm gövdede hissetmek anlık bir rahatlama getirdi.

    Sonuçta insanlar da memeliler aleminin bir parçası olduğu için bu biyolojik refleks bizim için de harika bir alternatif sunuyor. Yine de bu yöntemi uygulayacağınız yeri doğru seçmeniz şart. Evdeki lamine parkeler ne kadar güvenliyse, dışarıdaki asfalt yollar o kadar tehlikeli. Akan trafiğin ortasında kalmamak adına bu taktiği evinizin konforlu sınırları içinde tutmak en doğrusu olacaktır.

  • Eğitim Teknolojileri Zirvesi’nde Yapay Zeka Tartışıldı

    Eğitim Teknolojileri Zirvesi’nde Yapay Zeka Tartışıldı

    Milli Eğitim Bakanlığı himayelerinde bu yıl 7’ncisi gerçekleştirilen Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), ikinci gününde dünya liderlerini panelde buluşturdu.

    TETZ’den yapılan açıklamaya göre, yapay zekanın eğitimi nasıl dönüştürdüğü ve bu dönüşümün insanlığın ortak geleceğine sunabileceği fırsatların küresel ölçekte ele alındığı zirvede, “Dijital Çağda Barış, Güven ve İş Birliği: Devletler Perspektifi” başlıklı panel gerçekleştirildi.

    Panelde, ilk Avrupa Konseyi Başkanı ve eski Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy, eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ve eski Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor, konuşmacı olarak yer aldı.

    Herman Van Rompuy, Avrupa Birliği’nin teknoloji politikaları, yapay zeka düzenlemeleri ve küresel rekabetteki konumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Avrupa’nın zorlu bir ikilemle karşı karşıya olduğunu belirten Van Rompuy, inovasyon ile regülasyon arasında doğru ve sürdürülebilir denge kurulması gerektiğini vurguladı.

    Van Rompuy, Avrupa’nın teknoloji üretimi ve inovasyon alanında Çin ile ABD’nin gerisinde kaldığını söyledi.

    AB vatandaşlarının veri güvenliği ve mahremiyetinin korunmasının da büyük önem taşıdığını belirten Van Rompuy, aksi halde insanlığın geleceğinin, dünyadaki birkaç büyük şirketin ve oligarkın kontrolüne bırakılması riskinin ortaya çıkacağına dikkati çekti.

    Van Rompuy, yapay zeka yarışında geri kalındığı algısına kapılmamak gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

    “Yapay zekayı üretmekte bir gecikme yaşansa bile kullanımında bir gecikme olmadı. Tarihte elektrik de buharlı motor da Avrupa dışında keşfedildi ama Avrupa bunları hızla alıp kullandı. Dolayısıyla yapay zekayı üretmiyor oluşumuz, onu kullanamayacağımız anlamına gelmez. Hızlıca harekete geçmeli ve ‘Bu yarışı kaybettik.’ dememeliyiz. Bu daha devrimin başlangıcıdır. Elbette çok sıkı çalışmalı ve eğitime yatırım yapmalıyız. Bugün vatandaşlarımızın yarısı yeterli dijital becerilere sahip değil, buna karşın şirketlerimizin dörtte üçü çalışanlarının yapay zeka bilgisine sahip olmasını bekliyor.”

    Van Rompuy, yapay zekanın eğitimdeki sınırlarına ilişkin ise “Yapay zeka doğrudan eğitimin kalitesini yükseltmez. Onu sorgulamalı, kendimizle birlikte geliştirmeli ve eleştirel becerilere sahip olmalıyız. Yapay zeka sınıftaki insan etkileşiminin ve doğrudan temasın yerine geçmemelidir. Eğer etkileşimi çıkarırsanız eğitim sadece bir ürün haline gelir. Bizim yapay zekayı insanlaştırmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

    “Yeni dönemde çok daha hızlı hareket etmek zorundayız”

    Sauli Niinistö ise Finlandiya’nın eğitim sistemindeki tarihsel başarısına ve yapay zeka çağındaki yeni gereksinimlere değindi.

    Başarının temelinde herkese eşit fırsatlar sunulması felsefesinin yattığını ifade eden Niinistö, teknolojik gelişmeler karşısında eğitim sistemlerinin güncel kalmasının zorluklarına dikkati çekti.

    Niinistö, yapay zeka çağına ilişkin şu tespitlerde bulundu:

    “Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki eğitim sistemlerinin sürekli aynı çizgide kalması zorlaşıyor. Hızlı hareket edemediğinizde, başlangıç noktası olarak biraz gecikmiş oluyorsunuz. Finlandiya geçmişte mobil telefonlar ve diğer araçlar sayesinde yeni teknolojileri insana yakınlaştırmayı başardı ancak bu yeni dönemde çok daha hızlı hareket etmek zorundayız.”

    Öğrencilerin dijital çağda edinmesi gereken en kritik becerinin “mantık okuryazarlığı ve eleştirel düşünme” olduğunu belirten Niinistö, gençlerin sosyal medyada fotoğraflar üzerinden iletişim kurduğunu ancak tam anlamıyla okuryazar olmaları ve gördükleri her şeye karşı eleştirel bir yaklaşım sergilemeleri gerektiğine dikkati çekti.

    Yapay zekanın akıllıca kullanılması durumunda insanları birleştiren, işbirliğini artıran ve empatiyi güçlendiren bir araç olabileceğini ifade eden Niinistö, “Ama bir yandan şunu da görüp farkına varmamız gerekiyor. Yapay zekanın beraberinde getirdiği gelişmişlik her zaman olumlu olmuyor, yanlış da kullanılabiliyor. Bu yüzden mantıklı düşünme önemli diyorum. Bir yandan bir tehdit de var, ortak bir işbirliği yapmamız ve el ele verip birlikte çalışmamız gerekiyor ki teknolojilerin kötü kullanılması zor olsun, imkansız olsun.” yorumunu yaptı.

    “Eğitim, sadece çocukların zihnine veri ve bilgi yüklemekten ibaret değildir”

    Borut Pahor da eğitimde fırsat eşitliği, güçlü devlet eğitimi ve teknolojinin toplumsal yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Slovenya’nın gelişimini güçlü kamu sektörüne ve açık toplum geleneğine bağlayan Pahor, toplumdaki fikir ayrılıklarının ve bölünmelerin en büyük nedenlerinden birinin, dijital dünya ve sosyal medya platformları olduğunu dile getirdi.

    Pahor, bazı ülkelerin çocukları korumak adına sosyal medyaya yaş ve saat kısıtlaması getirme girişimlerine ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

    “Yapay zeka sistemlerini çocuklara tamamen kapatmak yerine onlara açmalıyız. Elbette regülasyonlar ve yasal düzenlemeler olmalı ancak çocukların dünyası çok fazla da kısıtlanmamalıdır. Bizim toplumumuzda rekabet kadar eşitlik, dayanışma ve ahlaki yaklaşım gibi değerler de büyük takdir görüyor. Bu noktada güçlü bir devlet eğitimi ve kaynakların doğru aktarılması şarttır.”

    Eğitimde yapay zeka kullanımı sürecinde öğretmenlerin rolünün azalmayacağını, aksine çok daha fazla önem kazanacağını vurgulayan Pahor, “Yapay zekanın insana dair duygu ve hisleri yoktur. Oysa eğitim, sadece çocukların zihnine veri ve bilgi yüklemekten ibaret değildir, onlara duygu vermek, hissettirmek gerekir. Yapay zekanın asla yapamadığı ve yapamayacağı şey tam olarak budur. ChatGPT ve benzeri teknolojiler hepimiz için son derece faydalı, bu devrimi kabul etmeli ve izlemeliyiz ancak onu sürekli kontrol etmeli ve sorgulamalıyız. Tüm bu dijital sistemlerin regülasyonunu değiştirmek ve yönetmek biz siyasetçiler için de en büyük zorluklardan biri.” yorumunu yaptı.

    Deneyim alanları ziyaretçilere etkileşimli bir ortam sağlıyor

    Bu arada zirveyle eş zamanlı düzenlenen fuarda teknolojiyle ilişkili çok sayıda şirket stant açarken, girişimcilik oturumları ve deneyim alanlarıyla katılımcılara etkileşimli bir ortam sağlanıyor.

    Ziyaretçilere çok sayıda oturum, workshop ve sürpriz etkinliklerle farklı deneyim sunan TETZ 2026 kapsamında, “Açık Sahne, Çocuk Dijital Deneyim Alanı, İnteraktif Öğrenme Sınıfı ve Kuluçka Merkezi” gibi özel alanlar, zirve boyunca teknoloji ve eğitim meraklılarının ziyaretine açık olacak.

  • Bakan Göktaş: Genç kadınların sözü stratejik değer

    Bakan Göktaş: Genç kadınların sözü stratejik değer

    AİLE ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda, genç kadınların sözünü, geleceğin inşasında stratejik bir değer olarak görüyoruz. Bu nedenle, ALLY for Future Programı’nı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    Bakan Göktaş, Ankara’da bir otelde düzenlenen ‘ALLY for Future: Genç Müslüman Kadınlar Liderlik Programı’ Kapanışı ve Sertifika Töreni’ne katıldı. Burada konuşan Göktaş, “Burada geçirdiğimiz süre boyunca hep birlikte çok kıymetli konuları ele aldık. Liderliği konuştuk. Temsili, katılımı, adaleti, insan haklarını konuştuk. Gazze’de yaşanan acıları, kriz zamanlarında insan kalabilmenin sorumluluğunu paylaştık. Yapay zekayı, iklimi, aileyi, nüfusu, geleceği ve bu gelecekte genç kadınların nasıl bir rol üstleneceğini değerlendirdik. Ama bence en kıymetlisi şu oldu. Birbirimizin niyetine, heyecanına ve dünyaya karşı duyduğu sorumluluğa yakından tanıklık ettik. Bu programın bizlere bıraktığı en güçlü iz, aramızda kurulan gönül bağı oldu. Farklı ülkelerden geldiniz. Farklı diller, farklı kültürler, farklı hayat tecrübelerine sahipsiniz. Fakat birkaç gün içinde gördük ki, kalbimizde taşıdığımız meseleler birbirine çok yakın. Hepimiz daha adil bir dünya istiyoruz. Her birimiz, kadınların emeğinin, bilgisinin ve sözünün daha güçlü karşılık bulduğu bir hayat için çalışıyoruz. Ailelerin güçlendiği, çocukların güvenle büyüdüğü, gençlerin kendini değerli hissettiği bir dünyanın kapısını birlikte aralamaya gayret ediyoruz. Tüm bunların gerçekleşmesi atacağımız küçük, ama samimi adımlarla mümkün. Ben liderliği, biraz da burada görüyorum. Liderlik, her zaman kalabalıkların önünde konuşmak değildir. Bazen kimsenin görmediği bir yerde doğru olanı yapmaktır. Bir yüreğe cesaret, bir hayale yol, bir insana umut olabilmektir. Yürüdüğünüz yolda başkalarına güç verebilmektir. Sakın ‘Ben tek başıma ne yapabilirim?’ diye düşünmeyin. Çünkü dünyada iyi olan ne varsa, çoğu zaman bir kişinin samimi niyetiyle, vazgeçmediği gayretiyle başladı. Her biriniz kendi ülkenizde, kendi çevrenizde, sahip olduğunuz meslekte, ailenizin içinde çok değerli bir etki alanına sahipsiniz. Belki bazılarınız akademide yol alacak. Bazılarınız diplomaside görev üstlenecek. Kiminiz sivil toplumda çalışacak. Kamuda, medyada, girişimcilikte, kültürde, eğitimde, sosyal politikalarda iz bırakacaksınız. Belki de, burada kurduğunuz dostluklarla başka bir ülkelerde ortak çalışmalar başlatacaksınız. Bunların hepsi mümkün. Çünkü sizde yalnızca gençliğin enerjisi yok. Hepinizi ortak bir noktada buluşturan, çok güçlü bir özelliğiniz var. Bulunduğunuz toplumlara değer katma ve güçlü yarınlar inşa etme iradesi. Değişimin öncüsü olma cesareti. Daha iyi bir geleceği kurma gayreti. Bu çok kıymetli” ifadelerini kullandı.

    ‘KÖKLERİMİZLE BAĞIMIZI KOPARMAMALIYIZ’

    Göktaş, bugün bilgiye ulaşmanın kolay olduğunu vurgulayarak, “Teknoloji çok hızlı ilerliyor. Yeni imkanlar, yeni alanlar, yeni meslekler ortaya çıkıyor. Fakat tüm bu değişimin içinde insanın vicdanını ve ahlaki duruşunu koruması daha da önemli hale geliyor. Yapay zekayı konuşurken insan aklını ve vicdanını unutmamalıyız. İklim krizini konuşurken bize emanet edilen dünyayı hatırlamalıyız. Kadının güçlenmesini konuşurken dayanışmanın değerini kaybetmemeliyiz. Aileyi konuşurken sevginin, güvenin ve aidiyetin insan hayatındaki yerini ihmal etmemeliyiz. Geleceği konuşurken köklerimizle bağımızı koparmamalıyız. Çünkü biz geleceğe yürürken yanımıza sadece bilgimizi almıyoruz. İnancımızı, hafızamızı, değerlerimizi, ailelerimizin duasını, toplumlarımızın beklentisini ve insanlığa karşı sorumluluğumuzu da alıyoruz. Bu yüzden sizlerin liderliği çok anlamlı. Genç Müslüman kadınlar olarak dünyaya söyleyecek güçlü bir sözünüz var. Bu söz, savunmada kalan, taklit eden bir söz olmayacak. Kendi köklerinden beslenen, bugünü anlayan, geleceğe cesaretle bakan özgüvenli bir söz olacak. Ben sizlerde bunu görüyorum. Bizler, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda, genç kadınların sözünü, geleceğin inşasında stratejik bir değer olarak görüyoruz. Bu nedenle, ALLY for Future Programı’nı sürdürmeye devam edeceğiz. İslam ülkelerinden genç kadınları, ortak bir ses ve ortak bir gelecek fikri etrafında buluşturmaya gayret edeceğiz. Bu anlamda, ALLY ruhunun ülkelerinizde, kurumlarınızda atacağınız yeni adımlarda sizlere rehberlik etmesini diliyorum. Lütfen burada kurduğunuz bağı koruyun. Birbirinizi takip edin, birbirinizden haberdar olun, çalışmalarınızı paylaşın. Birinizin başarısı diğerine ilham olsun. Bugün burada başlayan tanışıklıklar, yarın çok daha büyük iyiliklerin vesilesi olabilir. Ben buna yürekten inanıyorum. Ankara’dan ayrılırken burada bir dostluk bıraktığınızı bilmenizi isterim. Kapımızın ve gönlümüzün sizlere açık olduğunu, dualarımızın sizlerle olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Yolunuz açık, başarılarınız daim olsun” dedi.

    Konuşmanın ardından Bakan Göktaş, 18-30 yaş aralığındaki 31 genç kadına sertifika takdiminde bulundu. Program, aile fotoğrafı ile son buldu.

  • Papa’dan dünya liderlerine çağrı: ‘Silahlara ayıracağınız parayı gıdaya ayırın’

    Papa’dan dünya liderlerine çağrı: ‘Silahlara ayıracağınız parayı gıdaya ayırın’

    Papa Leo, bugün Birleşmiş Milletler gıda yardımı kuruluşu Dünya Gıda Programı’nın (WFP) Roma’daki genel merkezine gerçekleştirdiği ziyarette, dünya liderlerinin aç insanları doyurmak yerine savaşları “beslediğini” belirterek küresel önceliklerin ciddi biçimde saptığını ifade etti.

    Son aylarda siyasi konularda daha açık açıklamalar yapan Papa Leo, hükümetleri açlıkla mücadele harcamalarını artırmaya davet etti ve gıda yardımlarının jeopolitik kaygılara dayalı sınırlamalara maruz bırakılmaması gerektiğini vurguladı.

    Papa Leo, “Çatışmalar, insanların beslenmesinden daha kolay ‘besleniyor’. Bu gerçek sadece operasyonel eksiklikleri değil, aynı zamanda siyasi ve ahlaki önceliklerdeki temel bir dengesizliği de yansıtmaktadır” dedi.

    Dünya genelinde gıda yardımının en büyük sağlayıcısı olan WFP’nin en büyük bağışçısı konumunda ABD var.

    ABD, geçtiğimiz hafta 800 milyon dolarlık yeni bir katkı sağlayacağını açıklamıştı. Bu katkı, ABD Başkanı Donald Trump’ın daha önce planlanan ABD fonlarını yarıdan fazla azaltan kesintilerinin ardından geldi.

    Bu yılın başlarında İran savaşını eleştirdikten sonra Trump’ın tepkisini çeken Papa Leo, pazartesi günkü konuşmasında herhangi bir liderin adını doğrudan vermedi.

    Papa, dünyadaki insani krizlerin uluslararası öncelikler arasında “ikincil bir sıraya” itilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

    Ülkelerin kaynaklarını çok taraflı işbirliği ile bu meseleler arasındaki yakın bağı göz ardı ederek giderek daha fazla ulusal güvenlik, ekonomik büyüme ve iç istikrara ayırdığını belirten Papa, gıdaya erişimin “her insanın onuruna dayanan temel bir insan hakkı” olduğunu kaydetti.

    Açlığın hafifletilmesinin sadece muhtaç durumdakilere yardım etmekle kalmayacağını, aynı zamanda jeopolitik istikrarsızlığın altında yatan nedenleri de ele alacağını ifade eden Papa, “Gıda güvenliği, küresel ve bütünsel güvenliğin temel bir bileşenidir” değerlendirmesinde bulundu.

    Papa Leo, pazartesi günü WFP genel merkezinde, bu yılın başlarında sağlık sorunları nedeniyle kurumun direktörlüğünden istifa eden Cindy McCain tarafından karşılandı.

    2020 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazanan WFP, kurumun verilerine göre, 2025 yılında 6,5 milyar dolarlık özel bağış fonuyla 121 milyon kişiye 15,6 milyar günlük porsiyon gıda yardımı sağladı.

    Papa’nın Roma’daki bu çıkışı, bu ayın başında İspanya’ya gerçekleştirdiği ve Avrupa’daki siyasi kutuplaşmayı hedef aldığı tarihi ziyareti takip ediyor.

    MADRİD’DE DE KUTUPLAŞMA VE KİMLİK SİYASETİNİ HEDEF ALMIŞTI

    Papa Leo XIV, bu ayın başında İspanya’ya gerçekleştirdiği tarihi ziyaret kapsamında Avrupa’da derinleşen siyasi kutuplaşmaya yönelik güçlü bir eleştiri sunmuştu.

    Madrid’deki Kraliyet Sarayı’nda kraliyet ailesi üyeleri, siyasetçiler ve diplomatlardan oluşan bir topluluğa hitap eden Amerikalı Papa, demokratik toplumların giderek öfkeyi körükleyerek popülerlik kazanan liderlerin tuzağına düştüğünü savunmuştu.

    Konuşmasını tamamen İspanyolca yapan Papa, ülkeleri “silahlar ve duvarlar” aracılığıyla güvence altına almak yerine, gerçek istikrar için toplumların karmaşıklığı, diyaloğu ve karşılıklı anlayışı benimsemesi gerektiğini belirtti.

    Papa, “Bugün, kutuplaşma ateşini körükleyerek popülerlik kazanma cazibesi azalmak yerine artıyor gibi görünüyor” dedi ve dinleyicileri “her şeyi açıklığa kavuşturuyor gibi görünen ancak dünyayı hayaletler ve düşmanlarla dolduran kimlik temelli yaklaşımlardan kaçınmaya” davet etmişti.

    Ayrıca Papa, vatandaşları ve liderleri “kısır basitleştirmelerden karmaşıklığın verimli bir şekilde takdir edilmesine geçmek amacıyla, toplumsal gerçekliklerinin ve tarihlerinin bölücü ve kutuplaştırıcı anlatılarını terk etmeye” çağırmıştı.

  • Dünya için korkutan rapor: Ya bunu yapacağız, ya da sonuçlara katlanacağız

    Dünya için korkutan rapor: Ya bunu yapacağız, ya da sonuçlara katlanacağız

    Küresel ısınma dalgası, insanlığı tarihin en kritik dönemeçlerinden birine sürüklüyor. Uluslararası analiz kuruluşu Climate Analytics tarafından hazırlanan yeni rapor ise, küresel ısınmayı yüzyılın sonuna kadar 1,5 derece sınırında tutabilmek için acil bir eylem planı sunuyor.

    Uzmanlar; kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların kullanımının 2035 yılına kadar yarı yarıya azaltılması gerektiği konusunda net uyarılarda bulundu. Eğer bu hedefler ıskalanırsa, dünya genelinde geri dönüşü olmayan bir iklim kaosu kaçınılmaz bir gerçek haline gelecek.

    Atmosfere salınan yıllık karbondioksit miktarı 56,8 milyar tona ulaşıp tarihi bir zirve yaparken, atmosferdeki yoğunluk da milyonda 425,6 seviyesine çıkarak insanlık tarihinin en yüksek noktasına ulaştı. 70 bilim insanının katkısıyla hazırlanan iklim göstergeleri raporu, insan faaliyetlerinin gezegeni doğal süreçlerin katbekat üzerinde bir hızla ısıttığını kanıtlıyor. Atmosfere salınan sera gazlarının fazlalığı yüzünden ısı içeri hapsediliyor ve dünya büyük bir belirsizliğe sürükleniyor.

    Fosil yakıtlar için kesin bir takvim şart

    Gelecek modellemeleri, 1,5 derecelik hayati sınırı korumak için önümüzde çok dar bir zaman aralığı kaldığını gösterdi. Geçtiğimiz yıl tepe noktasını gören fosil yakıt tüketiminin, 2030 yılına kadar yüzde 20, 2035 yılına kadar yüzde 50 oranında düşmesi ve nihayet 2070 yılında tamamen sıfırlanması şart. Bu takvime göre kömürün 2050, doğal gazın 2060 ve petrolün 2070 yıllarında hayatımızdan tamamen çıkması gerekecek.

    Ancak bu hedeflere ulaşabilmek için hükümetlerin ve enerji şirketlerinin yeni petrol ve gaz sahası arama çalışmalarını derhal durdurması büyük öneme sahip. Yeni projelere milyarlarca dolar yatırılması ise, krizi körükleyen en büyük tehdit.

    Fosil yakıt kıskacından kurtulmanın en güvenli yolu, küresel enerji sistemlerinin hızla elektrikle çalışır hale gelmesinden geçiyor. Uzmanlar, karbon yakalama gibi henüz tam güven vermeyen teknolojilere bel bağlamak yerine, temiz kaynaklara dayalı bir elektrifikasyon sürecini savunuyor. Bu doğrultuda, 2050 yılına kadar küresel enerji talebinin neredeyse üçte ikisinin elektrikle karşılanması planlanıyor.

    Eğer bu dönüşüm yavaşlarsa, insanlık ya büyük bir çevre felaketini kabul etmek ya da faturası çok ağır olacak yapay karbon temizleme yöntemlerine mahkum kalmak gibi iki tehlikeli seçenekle karşı karşıya kalacak. Gezegenin dengesini korumak için temiz bir enerji devrimi artık bir tercihten ziyade zorunluluk niteliğinde…

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: LGBT sapkınlığı gençlere enjekte ediliyor

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: LGBT sapkınlığı gençlere enjekte ediliyor

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Aile başta olmak üzere toplumu bir arada tutan ve geleceğe taşıyan kurumlar belli çevreler tarafından hedef tahtasına konuluyor. LGBT gibi insan fıtratına aykırı sapkınlıklar, buna benzer fikir ve ideolojiler yine bu odaklar tarafından genç zihinlere enjekte edilmeye çalışılıyor.” dedi.

    Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfının (TÜRGEV) 30. Kuruluş Yıl Dönümü Programı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin sahiplenmesiyle devasa bir çınara dönüşen TÜRGEV’i 30 sene önce son derece halisane niyetlerle toprağa diktiklerini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı iken 1996 yılında kendilerine bir talep iletildiğini, bu talepte İstanbul’da üniversite eğitimi alan kız öğrenciler için güvenli bir yurt yapılmasının istendiğini anlattı.

    Bunun üzerine kendisinin de naçizane katkılarıyla İstanbul Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfının kurulduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu vakfın imkanlarıyla biri Kadıköy’de diğeri ise Fatih’te olmak üzere evlatlarımızın gönül huzuruyla konaklayacağı iki adet kız öğrenci yurdu hızlıca hayata geçirildi.” diye konuştu.

    Bu yurtlar faaliyetlerine devam ederken 2012’de vakfın adının Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı olarak değiştirildiğini ve böylece kuruluşun faaliyet alanının Türkiye sathına yaygınlaştırıldığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu bugün büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim, aradan geçen 30 yılda TÜRGEV hem çok ciddi bir kurumsal birikim oluşturmuş hem de eşsiz bir başarı hikayesine imza atmıştır. Eğitim, burs ve ihtisas programlarıyla, yurt hizmetleriyle TÜRGEV, çağa köklerinden kopmadan istikamet veren nitelikli bir kuşağın yetişmesine öncülük etmiştir.” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜRGEV yurtlarının kapısının bugüne kadar tam 47 bin 542 öğrenciye açıldığını, TÜRGEV’in halihazırda 9 ilde 6 bin 500 kişi kapasiteli 24 öğrenci yurduyla gençlere yüksek standartlarda hizmet verdiğini aktardı.

    Amerika ve İngiltere’de yükseköğrenim gören Türk öğrencilerin, New York ve Londra’da TURKEN Vakfı bünyesindeki yurtlarda barınma ve akademik rehberlik hizmetlerinden faydalandığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, 40 bini aşkın TÜRGEV mezununun ülkenin ve dünyanın dört bir yanında akademiden özel sektöre, sivil toplumdan siyasete, bürokrasiden kültür ve sanata her alanda başarılarıyla öne çıktığını söyledi.

    “TÜRGEV’imiz eser bırakan çalışmalarını sürdürüyor”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, vakfın kurucusu olduğu İbn Haldun Üniversitesinin sosyal bilimlerde uluslararası ölçekte araştırmacı ve akademisyen yetiştirdiğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye Yüzyılı’nın mihmandarı olan gençler TÜRGEV’de aldıkları eğitimlerle aynı zamanda dünya çapında önemli başarılar elde ediyor. İşte en son Reyyan Çifci evladımız Amerika’da düzenlenen ISEF 2025 yarışmasında geliştirdiği projeyle genetik ve biyoloji alanında dünya dördüncüsü oldu. Diğer taraftan 240 bini aşkın gencimizin kendi yeteneklerini keşfetmelerini sağlayan Güzel İşler Fabrikası (GİF), klasik İslami ilimlerle beşeri ve sosyal bilimleri bir araya getiren Eğitime Destek Programı (EDEP), her yıl 500’ün üzerinde öğrenciye burs ve kariyer imkanı sunan Pusula Yetenek Yönetimi, hafızlık bursları, uluslararası öğrencilere yönelik yurt hizmetleri, çocuk kütüphaneleri, psikolojik danışmanlık merkezleri… Burada saymaya kalksak, saatlerimizi alacak daha nice proje, destek ve programla TÜRGEV’imiz eser bırakan çalışmalarını sürdürüyor.”

    2023’ten bugüne yüzlerce Filistinli gence TÜRGEV tarafından çeşitli düzeylerde burs, barınma imkanı ve psikososyal destek verilmesinin takdire şayan olduğunu belirten Erdoğan, ” Gazze’de eğitim hayatı kesintiye uğrayan öğrenciler TÜRGEV çatısı altında yeniden okulla buluşturuldu. Suriye’de 13,5 yıl süren iç savaştan etkilenen genç kardeşlerimize eğitim, sosyal hayata uyum ve barınma destekleri sağlandı. Büyük bir titizlikle yürütülen tüm bu faaliyetler için TÜRGEV ailesinin her bir mensubuna bugün bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Rabb’im çalışmalarınızı daha verimli, daha bereketli kılsın diyorum.” diye konuştu.

    “Yapay zeka ve dijital teknolojiler, sunduğu avantajlarla birlikte yeni tehditleri de beraberinde getiriyor”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, insanlık tarihinde hemen her çağda büyük değişimler, önemli dönüşümler yaşandığını, bunların sonuçları itibarıyla insanlığı yeni fırsatlarla tanıştırırken diğer taraftan zorlu sınamalarla karşı karşıya bıraktığını anlattı.

    Şu anda tam olarak böyle bir dönemin yaşandığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Asırlar boyunca insanı insan yapan hasletler tek tek muhasara altına alınıyor. Aile başta olmak üzere toplumu bir arada tutan ve geleceğe taşıyan kurumlar belli çevreler tarafından hedef tahtasına konuluyor. LGBT gibi insan fıtratına aykırı sapkınlıklar, buna benzer fikir ve ideolojiler yine bu odaklar tarafından genç zihinlere enjekte edilmeye çalışılıyor. Eş zamanlı olarak yapay zeka ve dijital teknolojiler, sunduğu avantajlarla birlikte yeni risk ve tehditleri de beraberinde getiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Kendini hukukun ve toplumun üstünde gören elitist bir azınlık, kurdukları gizli cemiyetlerle ellerine geçirdikleri asimetrik güçle, teknolojinin sağladığı imkanlarla insanlığın geleceğini ipotek altına almaya çalışıyor. Burada şu noktayı da özellikle dikkatinize getirmek isterim. Doğrudan insana ve insanlığa yönelen bu tehdit karşısında istisnasız hepimiz müteyakkız olmak, tedbirlerimizi almak zorundayız. Bunun için evvelemirde kendi kaynaklarımıza, özümüzü teşkil eden kendi değerler manzumemize sahip çıkmak durumundayız. Kendimize başkalarının merceğinden bakmayacağız. Kendimizi başkalarının ürettiği bilgi ve kavramlarla anlamaya, tarif ve tahlil etmeye çalışmayacağız. Tarihimize, kimliğimize, kültür ve medeniyet kıymetlerimize en güçlü şekilde sahip çıkacağız. Bunun için de kendisini akışa bırakan değil, akışa yön veren bir gençlik yetiştireceğiz.”

    (Sürecek)

  • İletişim Başkanı Duran’dan “Dünya Mülteciler Günü” paylaşımı

    İletişim Başkanı Duran’dan “Dünya Mülteciler Günü” paylaşımı

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Bugün Gazze’de yaşanan trajedi, zorla yerinden edilmenin ve masum sivillerin maruz kaldığı insani dramın en ağır örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmaktadır.” ifadesini kullandı.

    Duran, NSosyal hesabından “Dünya Mülteciler Günü” dolayısıyla paylaşımda bulundu.

    Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle, savaşların, çatışmaların ve zulmün gölgesinde doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmak zorunda kalan milyonlarca insanın yaşadığı acılara dikkati çeken Duran, şunları kaydetti:

    “Bugün Gazze’de yaşanan trajedi, zorla yerinden edilmenin ve masum sivillerin maruz kaldığı insani dramın en ağır örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmaktadır. Evlerini, sevdiklerini ve en temel yaşam haklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan çocukların, kadınların ve sivillerin feryadı, insanlığın ortak vicdanına yöneltilmiş bir çağrıdır.

    “MAZLUMUN YANINDA DURMAK İNSANLIĞIN ORTAK VİCDANINA KARŞI BİR SORUMLULUK”

    Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta vurguladığı üzere, mazlumun yanında durmak, adaleti savunmak ve insan onurunu korumak, sadece bir tercih değil, insanlığın ortak vicdanına karşı bir sorumluluktur. Türkiye, tarihinden ve medeniyet değerlerinden aldığı ilhamla, haksızlığa uğrayanların sesi olmaya, vicdanı ve hakkaniyeti önceleyen duruşunu kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nün, uluslararası toplumu daha fazla sorumluluk almaya, kalıcı çözümler üretmeye ve hiçbir insanın yurdunu terk etmek zorunda kalmadığı daha adil bir dünyanın inşasına katkı sunmaya vesile olmasını temenni ediyorum.”

  • İnsan gözünün ötesi: Bilim insanları dünyayı hayvanların gözünden kaydetti

    İnsan gözünün ötesi: Bilim insanları dünyayı hayvanların gözünden kaydetti

    Doğada hayatta kalma mücadelesi, büyük oranda çevreyi doğru algılama ve diğer canlılarla iletişim kurma yeteneğine dayanıyor. Pasifik taşemeri veya yıldız burunlu köstebek gibi bazı canlılar Dünya’yı hiç görmeden yollarını bulsa da, yeryüzündeki organizmaların ezici bir çoğunluğu ışık ve renkler sayesinde birbiriyle anlaşıyor.

    Canlılar; göz kamaştırıcı kur yapma gösterilerini, kusursuz kamuflaj yeteneklerini ve sürü halindeki organize saldırı stratejilerini tamamen renkli görme yeteneklerine borçlu. Bilim dünyasının son araştırmaları ise hayvanların, kendi biyolojik yapılarına göre şekillenen son derece özel ve benzersiz birer görsel dile sahip olduğunu gösterdi.

    İnsan olarak bizim “görünür ışık” şeklinde tanımladığımız kavram, aslında elektromanyetik spektrumun küçücük bir diliminden oluşuyor. Çevremizde algıladığımız tüm manzaraları ve renk tonlarını, gözlerimizde yer alan çubuk ve koni adı verilen alıcı hücreler belirliyor. Ancak hayvanlar aleminde bu hücrelerin dağılımı çok büyük farklılıklara sahip. Örneğin peygamber devesi karidesi insandan katbekat daha fazla renk alıcısına sahipken, sadık dostlarımız köpeklerde bu sayı çok daha düşük seviyede. Sonuç olarak her tür, içinde yaşadığımız Dünya’yı kelimenin tam anlamıyla bambaşka renklerle ve formlarla deneyimliyor.

    Üstelik bu durum sadece renk tonlarıyla da sınırlı değil; ren geyikleri veya sıçrayan örümcekler gibi pek çok canlı, insan gözünün asla seçemediği ultraviyole (UV) ışınlarını bile rahatça görebiliyor. Bilim dünyasının saygın yayınlarından PLOS Biology dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, tamamen farklı görme sistemlerine sahip bu canlıların Dünya’yı tam olarak nasıl algıladığını ilk kez hareketli görüntülerle ortaya koydu.

    Hayvanların gözünden akıllı telefon kameralarına uzanan teknoloji

    Bilim insanları aslında uzun zamandır çoklu spektral fotoğrafçılık teknikleri sayesinde hayvanların görüş açısını taklit etmeye çalışıyordu. Fakat bu eski yöntem, sadece hareketsiz fotoğraflarda ve çok özel laboratuvar ışıkları altında sonuç veriyordu. George Mason ve Sussex üniversitelerinden biyolog, bilgisayar tasarımcısı ve istatistikçilerin bir araya gelerek kurduğu çok uluslu bir araştırma ekibi, bu sınırları tamamen ortadan kaldıran devrimsel bir yazılım geliştirdi. Yeni sistem; özel üretim pahalı donanımlara ihtiyaç duymadan; ortamdaki ışık yansımalarını, nesnelerin hareketlerini ve hayvanların göz yapısındaki hassasiyetleri hesaplayarak Dünya’yı bir hayvanın gözünden akan bir video gibi kaydediyor.

    Elde edilen sonuçlar ne kadar ileri teknoloji ürünü olsa da, bu sistemi kurmak için aslında piyasada rahatça bulunabilen standart Sony a6400 kameralar, eski model bir Nikkor lens ve üç boyutlu yazıcıyla üretilmiş özel bir gövde kullanıldı. Düzeneğin kalbinde yer alan özel bir ışık bölücü ayna, lensten giren ışığın içindeki ultraviyole dalgalarını görünür ışıktan ayırarak iki farklı kameraya gönderiyor.

    Kameralardan biri sadece morötesi ışınları kaydederken, diğeri ise insanların gördüğü mavi, yeşil ve kırmızı renk kanallarını yakalıyor. Elde edilen tüm bu video verileri, bilgisayar yazılımı sayesinde incelenmek istenen hayvanın göz hassasiyetiyle çarpıştırılıyor ve ortaya o canlının Dünya’yı anlık olarak nasıl gördüğünü gösteren birebir videolar çıkıyor.

    Doğayı bir başka canlının gözünden izleyebilmek, çevre temizliğinden av-avcı ilişkilerine kadar şimdiye dek gözden kaçırdığımız pek çok ekolojik detayı anlamamızı kolaylaştırıyor. Bu yeni teknoloji, sadece akademik araştırmalarda değil, sinema sektörü ve doğa belgesellerinde de yepyeni bir çığır açma potansiyeline sahip. Belgesel yönetmenleri artık bir aslanın, kuşun ya da böceğin bakış açısını yapay efektlerle tahmin etmek yerine, izleyicilere tamamen gerçeğe uygun, bilimsel olarak kanıtlanmış bir görsel deneyim sunma şansı bulabilir. Dünya’yı algılama biçimimiz, bu teknoloji sayesinde insan merkezli olmaktan çıkarak tüm doğayı kapsayan kolektif bir vizyona dönüşüyor.

  • Babacan ve Arıkan’dan Yeni Türkiye Vurgusu

    Babacan ve Arıkan’dan Yeni Türkiye Vurgusu

    DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Kocaeli’de “Türkiye Buluşmaları” programında vatandaşlarla bir araya geldi.

    İzmit’teki Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen programda konuşan Babacan, memleket sevdalısı olduklarını, bu ülkenin insanını, çocuğunu, gencini, havasını, suyunu çok sevdiklerini söyledi.

    Ülkeyi kardeşlikle yönetmek, birleştirerek büyütmek zorunda olduklarını belirten Babacan, bugün ihtiyaçları olan şeyin daha fazla kavga değil, daha fazla akıl, vicdan ve adalet olduğunu kaydetti.

    Babacan, bu ülkenin potansiyelinin büyük olduğuna işaret ederek “Yeter ki o potansiyelin önünü açalım, yeter ki adaleti yeniden tesis edelim, yeter ki bu millet yeniden umutla buluşsun. İşte biz bunun için buradayız.” diye konuştu.

    Artık yeni söz söyleme zamanı olduğunu dile getiren Babacan, “Türkiye’nin yeni bir soluğa ihtiyacı var. İşte tam da bu sebeple yeni alternatif inşası için şu anda hep beraber çalışıyoruz. Daha özgür bir Türkiye için, daha zengin bir Türkiye için, daha adil bir Türkiye için, daha güçlü bir Türkiye için çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “Yeni bir ufku insanlığa sunacağız”

    Arıkan da tüm Anadolu’yu karış karış gezdiklerini, çiftçinin ve esnafın derdini dinlediklerini, bunun sonucunda Anadolu’nun gündemiyle Ankara’nın gündeminin aynı olmadığını gördüklerini söyledi.

    Türkiye’nin bugün güven ve ahlak kriziyle karşı karşıya olduğunu savunan Arıkan, “Türkiye’nin insanı önceleyen, güven tesis edecek yeni bir sese, yeni bir söze, yeni bir siyasete ihtiyacı var. İşte bu salon, bu yeni sesin adresi olacak.” dedi.

    Arıkan, “bugün karşılarında kendisini insanlığın efendisi sanan, azgın, kibirli, sapkın bir anlayış olduğunu” söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bu anlayış hükümetleri hizaya sokmak, ülkelere boyun eğdirmek, yer altı ve yer üstü zenginliklerine çökmek için çocukları ve kadınları katlediyor, dünyayı ateşe veriyor, hastaneleri, ambulansları bombalamaktan çekinmiyor. Katil Amerika’yla soykırımcı İsrail’in operasyonları sadece askeri girişim olarak düşünülemez. Bu saldırılar sadece bir ülkeye verilmek istenen mesaj değil, tüm mazlum coğrafyaya, tüm mazlum halklara verilmek istenen gözdağıdır.”

    Türkiye’nin dünyanın vicdan ve adalet kutbu olmak zorunda olduğunu vurgulayan Arıkan, “Herkes daha fazla işgal, daha fazla baskı, daha fazla tahakküm peşindeyken biz Türkiye olarak ‘daha fazla vicdan, daha fazla ahlak’ diyerek insan onurunu merkeze alacağız. Yeni bir ufku insanlığa sunacağız.” diye konuştu.

    Programa, her iki partinin teşkilat yöneticileri ve partililer katıldı.