Tag: Yaş

  • Zafer Koşusu ile Birliktelik

    Zafer Koşusu ile Birliktelik

    Manisa Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tarafından 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen 30 Ağustos Zafer Koşusu’na, 9 ile 86 yaş arasında 550 kişi katıldı.

    Manisa’da 30 Ağustos Zafer Bayramı, sporun birleştirici gücüyle kutlandı. Cumhuriyet Meydanı’ndan başlayan 30 Ağustos Zafer Koşusu, Atatürk Olimpik Spor Kompleksi’nde sona erdi.

    Her yaştan vatandaşın yoğun ilgi gösterdiği organizasyonda 550 katılımcı, 6,55 kilometrelik parkurda zafer coşkusunu birlikte yaşadı. Katılımcılar, farklı yaş kategorilerinde dereceye girebilmek için mücadele etti.

    Koşunun ardından yaş kategorilerine göre ilk üç sırayı elde eden sporculara madalya, kupa ve çeşitli hediyeler takdim edildi.

    İzmir’in Urla ilçesinden gelerek koşuya katılan 86 yaşındaki Ali Işıkbol ise organizasyonun en dikkat çeken isimlerinden biri oldu. Azmi ve enerjisiyle takdir toplayan Işıkbol, sporun yaşının olmadığını bir kez daha gösterdi.

    9 yaşındaki çocuklardan 86 yaşındaki sporculara kadar farklı kuşakları aynı parkurda buluşturan organizasyon, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın anlam ve ruhuna yakışan görüntülere sahne oldu.

  • Türkiye’nin nüfusunda köklü değişim: İbre tersine döndü

    Türkiye’nin nüfusunda köklü değişim: İbre tersine döndü

    Türkiye’nin nüfusu 1 Temmuz 2026 itibarıyla 86 milyon 320 bin 602 kişi oldu.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan son veriye göre, 2025 yılı sonunda 86 milyon 92 bin 168 olan ülke nüfusu, bu yılın ilk altı ayında 228 bin 434 kişi arttı.

    Nüfus, 1 Mayıs-1 Temmuz döneminde de 123 bin 904 kişi yükseldi.

    Türkiye uzun yıllardır genç nüfusun daha yüksek olduğu bir demografik yapıya sahipti. Ancak bu durum son yıllarda tersine dönmeye başladı.

    TÜİK’in Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre çocukların toplam nüfus içerisindeki ağırlığı azalmaya başladı, yaşlıların payı ise yükseldi.

    TÜİK’in 2026 ikinci çeyrek verilerine göre, 0-14 yaş grubundaki çocuk nüfusunun toplam nüfus içindeki payı yüzde 20,4 olarak ölçüldü.

    Bu oran 2000’li yılların başında yüzde 30’lara yakın bir seviyede bulunuyordu.

    Bir diğer çarpıcı veri ise yaşlıların toplam nüfus içerisindeki oranına ilişkin. Türkiye nüfusu içinde yaşlıların payı yüzde 11,1 olarak ölçüldü.

    Bu oran tarihi bir zirve olarak öne çıkıyor.

    Türkiye’de ortanca yaş ise 34,9 oldu.

    Kadınlardaki ortanca yaş 35,7 erkeklerde ise 34,2 olarak ölçüldü.

  • 1939’dan sonra doğduysanız, 100 yaşına kadar yaşamanız çok zor

    1939’dan sonra doğduysanız, 100 yaşına kadar yaşamanız çok zor

    Tıbbi ilerlemeler sayesinde yaşam süresi geçtiğimiz yüzyılda önemli ölçüde uzadı. Ancak yakın tarihli bir araştırma, bu iyileşme hızının artık yavaşladığını ve bugün hayatta olan çoğu insanın 100 yaşına ulaşma olasılığının oldukça düşük olduğunu gösteriyor.

    Araştırmada, 23 yüksek gelirli ve düşük ölüm oranına sahip ülkenin yaşam beklentileri analiz edildi. 1939 ile 2000 yılları arasında doğan kuşakların ortalama yaşam sürelerini inceleyen ekip, bu dönemde yaşam beklentisindeki artış hızının ciddi oranda azaldığını ortaya koydu.

    Çalışmada kullanılan altı farklı istatistiksel model, erken doğumlu kuşakların uzun ömürlü olma ihtimalinin günümüz kuşaklarına göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Örneğin, 1900’lerin başında doğan bireylerin yaşam beklentisi nesil başına yaklaşık 0,46 yıl artarken, 1939’dan sonraki dönemde bu artışın hızı %40’tan fazla yavaşladı.

    Araştırmaya göre, 20. yüzyılın başındaki yaşam süresi artışlarının önemli bir kısmı, bebek ölüm oranlarında yaşanan dramatik düşüşle bağlantılıydı. Özellikle çocuk hekimliğindeki gelişmeler sayesinde, 5 yaş altı ölümlerde ciddi bir azalma yaşandı. Ancak günümüzde bu oranlar zaten çok düşük seviyelere indiği için, benzer bir sıçramanın tekrarlanması pek mümkün görünmüyor.

    Çalışma, ortalama yaşam süresindeki yavaşlamanın yarısından fazlasının küçük yaş grubundaki ölüm oranlarındaki iyileşmelerin durmasıyla açıklanabileceğini belirtiyor. Aynı şekilde, 20 yaş altı ölümler de bu genel eğilim üzerinde büyük rol oynuyor.

    100 yaş gerçekçi bir hedef mi?

    Araştırmanın yazarlarından Héctor Pifarré i Arolas, “İnsan ömrünü kayda değer biçimde uzatacak bir atılım olmadıkça, yaşam beklentisinde geçmişteki kadar hızlı bir artış beklemek gerçekçi değil” ifadelerini kullandı. Ortak yazar José Andrade ise, “1980 doğumlu birinin 100 yaşına ulaşması şu anki verilere göre olası değil. İncelediğimiz gruplar arasında bu sınırı aşacak bir yaşam süresi öngörülmüyor” diye ekliyor.

    Ancak bu veriler, gelecekte yaşanabilecek tıbbi devrimleri dışlamıyor. Örneğin, kansere kesin bir tedavi bulunması gibi büyük çaplı gelişmeler, bu tahminleri ciddi şekilde değiştirebilir. Araştırmacılar da bu ihtimale dikkat çekiyor: Mevcut eğilimler böyle devam ederse tablo karamsar olabilir, ancak beklenmedik ilerlemeler tüm senaryoyu değiştirebilir.

    Biyolojik bir sınırdan bahsetmek mümkün mü?

    Araştırma, insan ömrüyle ilgili belirli bir biyolojik sınır olduğu iddiasını desteklemek ya da çürütmek amacı taşımıyor. Yazarlar, yalnızca mevcut verilerin bugünün kuşaklarına dair ne söylediğini analiz ettiklerini vurguluyor. Sonuçlar, yaşam süresindeki artışın hâlâ devam ettiğini ancak önceki dönemlere kıyasla çok daha yavaş ilerlediğini gösteriyor.

    Başka bir deyişle, uzun ömürlü olmak halen mümkün ama 100 yaşını görmek çoğumuz için istisna olmaya devam edecek gibi görünüyor.

  • 18 yaş altı için yeni ChatGPT dönemi başladı: ChatGPT for Teens

    18 yaş altı için yeni ChatGPT dönemi başladı: ChatGPT for Teens

    OpenAI, geçen yıl ChatGPT platformunu gençler için daha güvenli hale getirecek bir dizi değişikliği duyurmuştu. Şirket bu süreçte yeni ebeveyn denetimlerini tanıttı ve genç kullanıcıları otomatik olarak tespit edip yaşlarına uygun bir deneyime yönlendiren sistemler üzerinde çalışmaya başladı.

    Yapılan son resmi açıklamayla birlikteyse 13-17 yaş arası kullanıcılara özel hazırlanan ChatGPT for Teens (Gençler için ChatGPT) deneyimi erişime açıldı. Bu yaş grubundaki tüm bireyler veya yaş tahmin sistemi tarafından 18 yaşın altında olduğu belirlenen herkes yeni sisteme otomatik olarak dahil edilecek.

    Pek çok genç yapay zekayı eğitim amacıyla kullandığı için OpenAI yeni deneyimin merkezine öğrenme süreçlerini yerleştirdi. Ders Çalışma Modu, sınavlar ve görsel öğrenme araçları gibi mevcut platform özellikleri artık bu alanda doğrudan erişilebilir durumda.

    Ödev alışkanlıklarını değiştiren yeni denetim mekanizmaları

    Sisteme eklenen yeniliklerden biri olan “Sorumlu Ödev Hatırlatıcısı“, öğrencinin bir ödevi doğrudan yapay zekaya yaptırmaya çalıştığını anlık olarak tespit ediyor. Sistem bu durumlarda doğrudan yanıt vermek yerine kullanıcıyı Ders Çalışma Modu seçeneğine yönlendiriyor. Böylece öğrenciler soruların cevabını kopyalamak yerine adım adım çözmeyi öğreniyor.

    Öne çıkan bir diğer özellik ise “Ders Saatleri” adını taşıyor. Gençler veya ebeveynler, günün belirli saatlerinde Ders Çalışma Modu seçeneğinin varsayılan olarak açık kalmasını sağlayabiliyor. Belirlenen bu zaman aralıklarında ChatGPT sorulara direkt cevap sunmaz ve öğrencilerin daha disiplinli çalışma alışkanlıkları kazanmasına yardımcı oluyor.

    Güvenlik tarafında ise sistem varsayılan olarak birçok kısıtlamayla birlikte geliyor. Yapay zeka; öz zarar, şiddet, beslenme bozuklukları, tehlikeli aktiviteler ve cinsel içerikli görseller konusunda ekstra koruma katmanları uyguluyor. Ayrıca güncellenen davranış kuralları gereği ChatGPT gençlerle romantik bir dil üzerinden iletişim de kurmuyor, duygusal bağımlılığı teşvik etmiyor ve kendi hisleri ya da bilinci varmış gibi davranmıyor.

    Süreç dahilinde mola hatırlatıcıları, hassas görsel yüklemeleri öncesinde verilen uyarılar ve gençlere özel karşılama ekranları gibi küçük güncellemeler de devreye alınmış durumda. Hesabı bağlı olan ebeveynler Sessiz Saatler tanımlayabilir, belirli ayarları kontrol edebilir ve yeme bozukluğu gibi yüksek riskli durumlarda anlık bildirimler alabilir.

  • Sağlıkta Yerli Üretim ve Bağımsızlık Hedefi

    Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye’nin sağlık alanındaki üretim kapasitesini tamamen bağımsız hale getireceklerini belirterek, “Özellikle kanser, SMA gibi moleküler hastalıklar, immünoterapi gibi ilaçları kendimiz üretir hale getiriyoruz. İlaç firmalarıyla görüştük. Türkiye’nin hangi stratejik cihazlara ihtiyacı var? 45 tane şimdi tespit ettik. Belki sayı artacak. TÜSEB’le beraber üretimini teşvik ediyoruz.” dedi.

    Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ’nin (USHAŞ) İstanbul Şubesi’nde sağlık muhabirleriyle bir araya gelen Memişoğlu, Türkiye’nin sağlık sisteminin ülkenin gurur kaynaklarından biri olduğunu, özellikle son 25 yılda Türkiye’de sağlıkta büyük bir gelişim süreci yaşandığını söyledi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın insan odaklı bir sağlık hizmeti sunulması için her türlü iradeyi göstererek destek verdiğini aktaran Memişoğlu, sağlık hizmetinin iyi sunulmasında iyi sağlık çalışanlarının bulunmasının önemli olduğunu kaydetti.

    Memişoğlu, Türkiye’nin bugün sağlıkta herkesin rahat ulaşabildiği, sosyal tarafı da çok kuvvetli olan, aynı zamanda teknolojisini de kullanabilen bir ülke haline geldiğini dile getirerek, “Bugün 3 milyonun üzerinde insan Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyor. Çevremizdeki ülkeler bizim sağlık hizmetini örnek almaya çalışıyorlar, bizden destek istiyorlar. Birçok ülkeye de yardım edebilir haldeyiz.” ifadelerini kullandı.

    “Koruyan, Geliştiren ve Üreten” sağlık modelinin amacına ulaşabilmesi için sağlık muhabirlerinin önemli olduğunu belirten Memişoğlu, “Her biriniz en az bizler kadar sağlıkçısınız. Çünkü biz sağlıkta hekim, yönetici olarak ne yaparsak yapalım bunu duyuracak, toplumun kültürünü ve bilincini artıracak sizlerin haberleridir.” diye konuştu.

    Palyatif bakımda yeni uygulama

    Kemal Memişoğlu, Evde Sağlık ve Palyatif Bakım Hizmetlerinin Sunumu ve Koordinasyonuna İlişkin Yönetmeliği yayımlayıp “palyatif kritik bakım hizmeti”ni tanımladıklarını aktararak, evde sağlık, uzaktan sağlık ve palyatif bakım hizmetlerini entegre ettiklerini ve Evde Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Merkezi (ESKOM) adıyla bir komuta merkezi oluşturduklarını anlattı.

    Bu mevzuatla uzun yatışta olan, evde yatabilen hastaların uzaktan bakılmasını çok daha etkin hale getireceklerini dile getiren Memişoğlu, toplum yaşlandıkça ve aile küçüldükçe yaşlıların bakımı ve sağlık hizmetiyle ilgili bu modeli oluşturduklarını, aile hekimini de bu sisteme dahil ettiklerini söyledi.

    Memişoğlu, aile hekiminin palyatif bakıma ihtiyacı olan hastayı ESKOM’a bildireceğini ya da hastaneden çıkıp evine yerleştirilen bu hastaların otomatik olarak aile hekimine yönlendirileceğini anlatarak, “Böyle bir koordinasyon sistemi kuruyoruz. Bilgisayar yazılımıyla yapacağız bunları. Mevzuatı çıkardık, şimdi yazılımı bitiyor. Türkiye genelinde 271 bin yatağımız var, 7 bin 822 yatağımız palyatife ayrılmış durumda. İstanbul’da da 910 palyatif bakım yatağımız var. İstanbul’da palyatifte yatak sorunumuz yok. Önemli olan organizasyonu iyi yapabilmemiz.” şeklinde konuştu.

    İki senede 160 mevzuat çıkardıklarını belirten Memişoğlu, şöyle devam etti:

    “2024 yılının kasım ayında Aile Hekimliği Yönetmeliğini değiştirdik. Sağlık sisteminin koruyan sağlık tarafını ön plana çıkardık ve proaktif aile hekimliği sistemine geçtik. Türkiye’de aile hekimliği sayımız 25 bin bandındaydı, bugün 31 bin aile hekimliğimiz var. İstanbul’da 1121 aile hekimliğimiz var, 81 aile hekimliği açtık, 130 tane daha açacağız. Aile hekimliklerinde, yaklaşık 1850 ilacın yazılabilmesini, sağlık raporlarının verilebilmesini, geleneksel tıp (GETAT) uygulamalarının yapılabilmesini ve aile hekiminin gerek görürse hastası için hastaneden randevu alabilmesini sağladık. İstanbul’da 34 tane Sağlıklı Hayat Merkezi var. Ücretsiz hizmet sunulan Türkiye’deki bütün Sağlıklı Hayat Merkezlerinde gebe okulu, çocuk gelişimci, psikolog, diyetisyen, fizyoterapist var. Pilates, egzersiz yapılıyor. Aşıdan kanser taramasına kadar her şey yapılıyor. Şimdi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından aile danışmanı da var.”

    Ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıkları

    Memişoğlu, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) geçen ay yayımladığı bültene göre Türkiye’deki yaş ortalamasının yükselerek 78,5’e çıktığını belirterek, “Bebek ölüm oranlarına bakın. 2002’de bebek ölümü 1000 doğumda 31,5 iken bugün 7,8’e düşmüş durumda ve 2024’te binde 9 iken 2025’te binde 7,8’e düştü. Bu yılda 3 bin bebeğin daha yaşadığını gösteriyor. 3 bin bebek, az bir sayı değil. Doğumda annenin ölüm oranını düşürdük. Sağlık sisteminizin başarısı OECD’de bunlarla ölçülüyor.” dedi.

    Ölümlerin yüzde 34,7’sinin dolaşım sistemi hastalıkları, yüzde 16’sının da iyi ve kötü huylu tümörler sebebiyle olduğunu vurgulayan Memişoğlu, şunları aktardı:

    “Dolaşım sistemi hastalıklarının yüzde 42’sini iskemik kalp hastalığı, iyi ve kötü huylu tümörlerin yüzde 30’unu solunum hastalıkları, akciğer kanseri ve gırtlak kanseri oluşturuyor. Peki sizce bunun nedenleri ne? Bu ölüm sebeplerimiz iskemik kalp hastalığı, inme, dolaşım hastalığı ve akciğer kanseri nedeni nedir? Sigara, Türkiye’de insanlarımızın hastalanma ve ölüm sebeplerinin en önemlilerinden biridir. Ülkemizde erkeklerin yüzde 46’sı sigara içiyor. Dünyada ikinci sıradayız, ilk üçte yerimiz değişiyor. Bize bir şey olmaz diyoruz ama oluyor. Olduktan sonra pişman oluyoruz. Türkiye’de geçen sene 8 milyar paket sigara satılması doğru bir şey değil. Bunu kullanmaması için insanları motive etmemiz lazım. İnsanların sağlık talebini artırmamız lazım. Ölüm sebeplerimizin yüzde 50’sinin üzerindeki hastalıkların esas sebebi sigara, hareketsizlik ve kilo.”

    Kilonun da başka bir sağlık riski olduğunu dile getiren Memişoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

    “Yüzde 30 neredeyse morbid obeze dönüşmüş bir toplumdan bahsediyoruz ve bunun sebepleri yaşam tarzı, stres, yeme alışkanlıklarıdır. 2000’li yıllarda Türkiye’de yaklaşık 3 kişiden biri kırsalda yaşıyordu. Yani nüfusun yüzde 30’u köyde, kırsalda yaşayan bir toplumken bugün sadece 100 kişiden 6,6’sı kırsalda yaşıyor. Bu esasında yaşam tarzının değiştiğini gösteriyor ama beslenme alışkanlığı farklılaşmıyor. Beslenme alışkanlığı sabah, öğle, akşam ağır yemeklerle kötüleşmiş durumda. Bir de hareket kısıtlılığı var şehirde. Daha çok araçlarla hareket ediyorsunuz. Öyle olunca da yürümüyorsunuz, egzersiz yapmıyorsunuz. Şimdi bu konularla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Toplumun bu alışkanlıklarını değiştireceğiz. Bunda siz medya mensuplarının çok etkisi var. Bu bilinci, kültürü toplumda beraber oluşturacağız. Toplumun tedavi talebinden çok, sağlık talebini oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda destek istiyorum.”

    Memişoğlu, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte çalışarak Sporcu Sağlık Raporları Yönetmeliği’nin de çıkarıldığını anlatarak, sporcunun sağlık raporu alması için bireyin hastalığı yoksa e-Nabız üzerinden beyan edebildiğini aktardı.

    Organ bağışı sayısı 250 bine ulaştı

    Organ naklinde kadavradan organ bağışı bulmakta zorlandıklarını dile getiren Memişoğlu, organ nakli konusunda kanunla beraber bir değişim yaptıklarını, artık e-Devlet, e-Nabız üzerinden organ bağışı yapılabildiğini ve bağış sayısının şimdiye kadar 250 bini bulduğunu kaydetti.

    Bu kanunla kişinin organ bağışını vasiyet haline getirdiklerini dile getiren Memişoğlu, Türkiye’de 30 binin üzerinde insanın organ beklediğini, organ bağışının e-Devlet üzerinden yapılmasının bağışçı sayısının artmasında önemli olduğunu vurguladı.

    Memişoğlu, İstanbul’da son 24 yılda 79 büyük hastane yapıldığını, sadece Kovid-19 pandemisi döneminde 28 hastanenin hizmete açıldığını, Türkiye genelinde 27 şehir hastanesi yaptıklarını belirterek, İstanbul’da 1453 yataklı Fatih Sultan Mehmet Hastanesi’nin yapımının devam ettiğini, Sancaktepe’de 4 bin yataklı şehir hastanesinin 2027’nin ikinci yarısında hizmete sunulacağını aktardı.

    “Esenlik Mevzuatı”yla sağlıklı insanlara sağlık hizmeti sunulmasına başladıklarını dile getiren Memişoğlu, şöyle konuştu:

    “Tedavi amacı ile yapılmayan ve tedavi sonrasında 6 aylık nekahet dönemi için yapılmayan sağlık hizmetlerini özel sektör de bizim tanımladığımız yerde sunabilir, dedik. Mesela 1000 yataklı otel. Bu mevzuat çıkmadan önce otelde sağlık hizmeti sunulamıyordu. Şimdi otelinizin veya tesisinizin bir kısmında bağımsız olarak ‘Esenlik Kurumu’ kurabilirsiniz. Bir sorumlu doktor tanımlıyorsunuz. İster diyetisyen ister fizyoterapist ister çocuk gelişimci, ister manuel terapi, her şeyi yapabiliyorsunuz. Sadece Bakanlıktan ruhsat alacaksınız. Bununla ilgili de kuruluşun bir hastaneyle protokol yapmasını zorunlu kılıyoruz. Yani acil bir durum olduğu zaman o hastanenin veya tıp merkezinin oraya müdahale etmesini zorunlu kılıyoruz.”

    Sağlıkta yerli üretim

    Bakan Memişoğlu, 8 yerli aşının üretimi için planlama yapıldığını belirterek, “En az 6 tanesiyle birkaç hafta içinde sözleşme yapıp yerli aşı üretimini Türkiye’de kendimiz yapacağız. Hatta sadece dolum değil, ‘master cell’ dediğimiz esas hücreyi de alarak yapacağız. Bizim 13 tane yerli aşımız var. Bu aşılar içinden seçtik. Hepatit A’yı biz kendimiz dolum yapıyoruz. Diğerlerini de çok yakında açıklayacağız. Çalışma yaptık, hazır üretime geldik.” diye konuştu.

    Aynı zamanda Memişoğlu, 2 sene içinde yüzde 70’in üzerinde yerli ultrason cihazı üreteceklerini de anlatarak, şunları dile getirdi:

    “Kendi kalp-akciğer pompamızı ASELSAN’la beraber yaptık. O cihaz olmadan kalp ameliyatları yapılamaz. Şimdi onu hastalarda kullanmaya başladık. Bir ay evvel başladık ve sene sonu itibarıyla seri üretimine geçeceğiz. Mobil röntgen cihazını aldık. Solunum cihazı yapıyoruz. Homevent yapıyoruz. En önemlilerden bir tanesi kapsül endoskopi yapıyoruz Türkiye’de. Onun da insan çalışmalarına çok kısa zamanda başlayacağız. Endoskopi yerine biliyorsunuz, tablet gibi alıyorsunuz. Bütün bağırsağınızı, midenizi filmler gösteriyor. Bunu 2-3 ülke yapıyor. Bir tanesi de biziz. Teknopark’ta onu prototipiyle geliştirdik.”

    Özellikle immünolojik ve kanser ilaçlarıyla ilgili çalışmalarının olduğunu ifade eden Memişoğlu, şunları anlattı:

    “Türkiye’nin üretim kapasitesini tamamen bağımsız hale getireceğiz. Özellikle kanser, SMA gibi moleküler hastalıklar, immünoterapi gibi ilaçları kendimiz üretir hale getiriyoruz şimdi. Bunun klinik çalışmalarına da başlayacağız çok kısa zamanda. TÜSEB’de şöyle bir şey yaptık, Türkiye’nin hangi ilaçlara ihtiyacı var, yurt dışından getirdiğimiz, ithal ettiğimiz? Bu ilaçların hangilerini Türkiye’de üretmemiz gerekiyor? Bunların planlamasını yaptık. İlaç firmalarıyla görüştük. Bunları biz kendimiz üreteceğiz, dedik. Türkiye’nin hangi stratejik cihazlara ihtiyacı var? 45 tane şimdi tespit ettik. Belki sayı artacak. Bu 45 cihazı üretebilmemiz lazım. Kovid-19’da yaşadığımız gibi, bir şey size gelmezse sağlık hizmetlerini bunlarla üretmeniz gerekir. Onları üretebilmeniz lazım. Bunları tespit ettik ve TÜSEB’le beraber üretimini teşvik ediyoruz.”

    Memişoğlu, “uretensaglik.gov.tr” ile fikirden ürüne dayalı bir sistem kurduklarını vurgulayarak, sağlıkla ilgili çalışmaları olan, fikirleri bulunanların bu siteye başvuru yapabileceğini söyledi.

    Yönetmelikle AVM, spor salonları, halı sahalar gibi kalabalık alanlara eksternal defibrilatörlerin koyulmasının zorunlu hale getirildiğini ifade eden Memişoğlu, yapay zekayla birçok şey yapmaya başladıklarını, artık denetimleri şikayetten çok risk esaslı denetim sistemi üzerine gerçekleştirdiklerini kaydetti.

    Toplantıya, İstanbul Valisi Davut Gül, İl Sağlık Müdürü Abdullah Emre Güner ve USHAŞ Genel Müdürü Serdar Şenol ile İstanbul’da görev yapan birçok sağlık muhabiri katıldı.

  • Okul Saldırıları İçin Araştırma Komisyonu Toplandı

    Okul Saldırıları İçin Araştırma Komisyonu Toplandı

    TBMM Okul Saldırılarının Nedenlerini Araştırma Komisyonu, İstanbul Aile Vakfı, Sosyoloji Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve Hukuki Araştırmalar Derneği temsilcilerini dinledi.

    Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda meydana gelen olaylar ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları riskler ve olumsuz etkilerin tüm yönleriyle ele alınarak araştırılması, çözüm önerileri geliştirilmesi ve benzer olayların önlenmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı.

    Toplantının açılışında konuşan Beyazıt, komisyonun, 25 Haziran’da İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına çalışma ziyareti gerçekleştirdiğini belirtti.

    Beyazıt, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca özellikle çocuk ve gençler üzerinde teknoloji bağımlılığı ve siber zorbalığı önlemek, güvenli ve bilinçli internet kullanımı sağlamak amacıyla kurulan SİBERAY Programı kapsamında yapılan çalışmalar, bilinçlendirme faaliyetleri ve hedeflenen çalışmalar hakkında da bilgi aldıklarını kaydetti.

    “Ailede mutluluk, huzur ve güven oranı yüzde 94”

    İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık, Vakfın çalışmaları ve okul saldırılarının ardından attıkları adımlara ilişkin bilgi verdi.

    Okullarda yaşanan saldırıların okulda başlamadığını söyleyen Karabıyık, “Bu hadiseler çoğu zaman önce ailede, akran çevresinde, dijital mecralarda, medya içeriklerinde, toplumsal iklim içerisinde şekillenen uzun bir sürecin görünür hale gelmiş son aşamasıdır. Bu nedenle, komisyonumuzun önünde duran mesele yalnızca okul güvenliği meselesi değildir. Aynı zamanda çocukların korunması, gençlik politikaları, dijital riskler, rehberlik sistemi ve toplumsal dayanıklılık meselesidir.” diye konuştu.

    Sundukları verilerin masa başında geliştirilmiş teorik tespitler olmadığını kaydeden Karabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “2025 yılında 26 ilde 4 bin 202 kişinin katılımıyla yapılan siyasi ve demografik kota uygulanan saha çalışmasında katılımcıların yüzde 82,9’u dijital medyanın çocuklar üzerindeki zararının faydasından fazla olduğunu, yüzde 80,7’si ise dijital medyanın toplumsal değerleri aşındırdığını ifade etmiştir. Bu oranlar bize çok önemli bir hususu göstermektedir. Toplum, çocuklarımızın karşı karşıya olduğu dijital risklerin farkındadır. Dolayısıyla çocukların korunmasına yönelik düzenlemeler yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal beklentidir. Bugün çocuklarımız yalnızca fiziksel dünyada yaşamıyor. Aynı anda medya ve sosyal medyada, dijital oyunlarda, video platformlarında, yapay zeka destekli ortamlarda varlık gösteriyorlar.”

    Karabıyık, insanların en yüksek mutluluk, huzur ve güven duygusunu aile içerisinde yaşadığının araştırmalarda göründüğünü kaydederek, “Araştırmalarımıza göre ailede mutluluk, huzur ve güven oranı yüzde 94, yakın çevrede yüzde 76, şehir ölçeğinde yüzde 67, ülke ölçeğinde ise yüzde 56’ya düşmektedir. Bir başka ifadeyle, insanımız şahitlik alanında daha fazla güven, huzur ve aidiyet hissederken, haberdarlık alanında baskı, sıkıntı ve kaygı seviyesi artmaktadır. Bu artışta haber kaynakları etkilidir. Bununla birlikte baskı, sıkıntı ve kaygı üreten içeriklere maruziyet arttıkça aidiyet duygusu da zayıflamaktadır. Bu bulgu bizim için son derece önemlidir çünkü okul saldırıları yalnızca bireysel öfke patlamaları olarak değil, aynı zamanda aidiyet, güven ve toplumsal dayanıklılık bağlamında da değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı.

    Sosyal medya şirketlerine yönelik davalar açtıklarını anlatan Karabıyık, “Bu hukuki süreçleri başlatırken amacımız herhangi bir platformun yasaklanması değil, çocukların yaşlarına uygun olmayan içeriklere erişimine, bağımlılık oluşturan algoritmik tasarım özelliklerine ve ebeveynlerin giderek artan güçlüklerine dikkati çekmek, alınması gereken tedbirleri tespit etmekti. Son dönemde atılan adımları kıymetli buluyoruz. Bununla birlikte sahadaki tecrübemiz, çocukların korunmasında yalnız yaş tespitine dayalı mekanizmaların yeterli olmadığını göstermektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Özellikle kimlik arayışı içindeki çocuklar ve gençler açısından dijital ortamların, rol modellerin davranış kalıplarının ve aidiyet alanlarının yeniden üretildiğine, güçlü sosyalizasyon mecralarına dönüştüğüne işaret eden Karabıyık, “Bu nedenle çocuk koruma politikalarını yalnız içerik denetimiyle sınırlı düşünemeyiz. İhtiyacımız, aileyi, okulu, medyayı, dijital platformları ve kamu kurumlarını birlikte kapsayan, çok boyutlu bir toplumsal dayanıklılık yaklaşımıdır.” diye konuştu.

    “Okul aidiyetindeki zayıflama şiddeti artırıyor”

    Sosyoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nilay Kaya, okul aidiyetinin zayıflaması, sosyal eşitsizlik, şiddetin süreklilik kazanması ve yetişkin gözetiminin gecikmesi nedeniyle son dönemde okuldaki şiddetin arttığını söyledi.

    Kaya, çocukların çatışma deneyiminin artık sadece okul koridorlarında yaşanmadığını, dijital mecralarda başlamış bir dışlanma, aşağılanma ya da tehdidin okulda fiziksel gerilime dönüştüğünü vurgulayarak, “Okul şiddetinin son yıllarda artmasına yol açan sosyolojik dinamiklere baktığımızda okul aidiyetindeki zayıflama olduğunu yapılan araştırmalarda da uluslararası çalışmalarda da destekleyen veriler var karşımızda. Çalışmalar, okulda güvenlik riskleri arttıkça öğrencilerin kendilerini daha az güvende hissetmeleri ya da öğretmen desteğinin zayıflamasıyla aidiyet duygusunun gerilediğini göstermekte.” ifadelerini kullandı.

    Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Selçuk Candansayar, okulların güvenli alan olmaktan çıktığını savundu.

    Okul saldırılarının eskiden sadece Amerika’ya özgü bir şey sanıldığını kaydeden Candansayar, Brezilya, Rusya ve Sırbistan gibi ülkelerde okul saldırılarının çok arttığını belirtti.

    Çocuğun kişiliğinde en belirleyici etkenin aileden çok akran ve okul ilişkileri olduğunu kaydeden Candansayar, “Eğer okulun içerisi çocuğun bu denetlenemez, denetlemekte zorluk çeken yıkıcı dürtülerini anlamlı deneyimlere dönüştüremezse bu kurumlar, okul işlevini yitirirse şiddet artıyor.” diye konuştu.

    Siber zorbalık ve dijital dışlanmanın, depresyon, anksiyete ve intihar düşüncesi riskini yükselttiğini ancak saldırganlığın da arttığını vurgulayan Candansayar, şöyle devam etti:

    “Türkiye’de yakın arkadaşı olmayan ergen oranı 1990’da yüzde 7 iken bugün yüzde 19. Yani her 5 ergenden 1’ine sorduğunuzda ‘benim hiç yakın arkadaşım yok’ diyor. Bu, bu kadar büyük bir yalnızlaşma olduğunu gösteriyor. Dijital platform şirketleri bu krizin yapısal üreticileri, bile isteye yapıyorlar. İşte, hepimizin bildiği sonsuz kaydırma hareketi beynimizde sürekli dopamin salgılatır ve kaydırmadan duramayız, uykumuz kaçar, saatlerce bu hareketi yapmak zorunda hissederiz kendimizi çünkü gördüğümüz görüntü değil, parmağımızdaki hareket aslında beynimizi uyarır. Mutlaka okullarda medya okuryazarlığı dersleri yeniden müfredatla entegre edilmeli, nefret söylemi ve şiddet içeriği için çocuk hakları odaklı yaş filtreleme zorunlu hale gelmeli, çocuklar nefret söylemiyle medyada ve sosyal medyada karşılaşamamalılar bile.”

    “İnternet bağımlılığıyla ilgili sorun yaşayan kişilerin aktif yasal süreçlerinin olma olasılığı artıyor”

    Türkiye Yeşilay Cemiyeti Akademi Direktörü Hakan Çetin, daha önce sadece kimyasal bağımlılıklar ağırlıklı şekilde konuşulurken son yıllarda kumar ve oyun bağımlılığından bahsedilir olduğunu söyledi.

    Çetin, alkol ve madde bağımlılığından daha çok kumar bağımlılığı konusunda müracaat aldıklarını kaydederek, “Okul şiddeti konusu aslında bir neden değil, bir sonuç olarak ele alınması gerekiyor çünkü bağlam bazen yanlış yerden tutulabiliyor, bağımlılık sanki bu sürecin tek nedeniymiş gibi gösterilebiliyor fakat daha yapısal süreçler devrede olabiliyor yani genetik faktörler, dürtüsellik problemleri, depresyon, anksiyete olabiliyor.” diye konuştu.

    “İnternetle ilişkili bağımlılıklar konusunda başvuranların yüzde 64’ü 12-18 yaş grubunda geliyor yani en yüksek oran orada geliyor. Dolayısıyla bu kritik. Bir de suç ilişkisini ortaya koymak açısından bence önemli bir veri var” diyen Çetin, “Alkol-maddede, tabii, bir suç ilişkisi daha kuvvetli ama ondan sonraki en kuvvetli ilişki internet bağımlılığıyla ilgili. Yani internet bağımlılığıyla ilgili sorun yaşayan kişilerin aktif yasal süreçlerinin olma olasılığı da bir miktar artış gösteriyor.” şeklinde konuştu.

    Hukuki Araştırmalar Derneği Konya Şubesi Başkan Yardımcısı Fatih Ruşen, Türkiye’nin çocuk koruma konusunda ciddi bir mevzuat eksikliği bulunmadığını söyledi.

    Çocukları korumaya yönelik çok sayıda düzenleme bulunduğunu anlatan Ruşen, “Peki, o halde bu acıları neden yaşıyoruz veya yaşama ihtimalimiz neden bu kadar yüksek? Çünkü sorunlar yalnızca mevzuat değildir. Sorun, mevcut kurumların aynı hedef doğrultusunda eş zamanlı hareket edememesidir. Bir başka ifadeyle, Türkiye’de çocuk koruma problemi değil, çocuk koruma koordinasyon problemi bulunmaktadır.” sözlerini sarf etti.

    Komisyon toplantısına, Hukuki Araştırmalar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Oymak, İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyd Altıparmak, İstanbul Aile Vakfı Genel Sekreteri Serdar Eryılmaz, İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Sema Karagöz ve İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Menşure Şuşoğlu ile bürokratlar da katıldı.

    Komisyon Başkanı Beyazıt, bu hafta sunum yapmak üzere davet edilen sosyal medya temsilcilerinin, “sunumlarını hazırlayamamalarını” gerekçe gösterdiklerini söyleyerek, söz konusu toplantının 16 Temmuz’da gerçekleştirileceğini bildirdi.

  • Dünya Kupası’nda grup aşamasında gol rekoru da kırıldı

    Dünya Kupası’nda grup aşamasında gol rekoru da kırıldı

    İlk kez 48 takımlı düzenlenen FIFA 2026 Dünya Kupası grup aşamasında 72 maç oynandı. Söz konusu müsabakalarda fileler tam 215 kez havalandı.

    GOL REKORU KIRILDI

    Bu gol sayısıyla yeni bir Dünya Kupası rekoru da kırıldı. Katar’da düzenlenen 2022 FIFA Dünya Kupası grup aşamasındaki 172 gol sayısı geride kaldı ve yeni bir rekora imza atıldı. Fransa, Almanya ve Hollanda, gruplarda attıkları 10’ar golle, gol krallığı listesinin zirvesinde bulunan takımlar oldu.

    BİN 774 ŞUT KAYDEDİLDİ

    2026 FIFA Dünya Kupası grup aşamasında toplam bin 774 şut kaydedildi. Maç başına 24.6 şutun çekildiği grup safhasında Belçika, 73 şutla bu alanda zirvede yer aldı. 48 ülkenin 47’sinin gol attığı gruplarda, sadece Panama bu sevinci yaşayamadı. Kanada’nın, Katar’ı 6-0 yenmesi de FIFA Dünya Kupası tarihinde bir Kuzey ve Orta Amerika ile Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF) ülkesinin bir maçta 4 golden fazla gol attığı ilk örnek olarak kayıtlara geçti. Ayrıca Paraguay karşısında alınan 4-1’lik galibiyet de ABD’nin, FIFA Dünya Kupası’nda ilk kez 4 gol attığı karşılaşma oldu.

    MESSI TURNUVA TARİHİNE GEÇTİ

    Arjantin’in kaptanı Lionel Messi, FIFA Dünya Kupası finallerinde üst üste 7 maçta gol atan ilk oyuncu olarak tarihe geçti. Messi, ayrıca 19 golle turnuvanın tüm zamanların en golcü futbolcusu oldu. Kylian Mbappe ise 16 golle Messi’nin hemen arkasında yer alıyor. Mbappe, ilerleyen turlarda atacağı gollerle bu sıralamada Messi’nin önüne geçebilme şansına da sahip durumda. Lionel Messi, bunun yanında 38 yaş ve 357 günlükken turnuva tarihinde hat-trick yapan en yaşlı oyuncu oldu ve 2018’de İspanya’ya karşı üç gol attığında 33 yaş ve 130 günlük olan Ronaldo’yu geride bıraktı.

    RONALDO, PORTEKİZ’İN EN GOLCÜSÜ OLDU

    Cristiano Ronaldo da 10 gole ulaşarak Portekiz’in, FIFA Dünya Kupası tarihindeki tüm zamanların en golcü oyuncusu oldu ve daha önce 9 golle Eusebio’ya ait olan rekoru eline geçirdi.

    REKOR KIRANLAR

    Curaçao’nun teknik direktörü Dick Advocaat, 78 yaş ve 271 günlük yaşıyla turnuva tarihinin en yaşlı teknik adamı olarak yeni bir rekor kırdı. Bu arada Güney Afrika Teknik Direktörü Hugo Broos da 74 yaş 75 gün ile FIFA Dünya Kupası tarihinde maç kazanan en yaşlı teknik direktör ünvanına sahip oldu.

    Faslı İsmail Saibari ise dünya futbolunun en büyük organizasyonunda üst üste 3 maçta gol atan ilk Afrikalı oyuncu olarak dikkat çekti.

    Japonya’nın Tunus’u 4-0 yenmesi, FIFA Dünya Kupası tarihindeki bininci maç ve turnuvada bir Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) takımının elde ettiği en büyük galibiyet olurken, Meksika da ilk kez üst üste 4 FIFA Dünya Kupası maçını kazanarak, bu başarıyı elde eden ilk CONCACAF takımı olma rekorunu geliştirdi. Senegal de bir FIFA Dünya Kupası maçında (Irak) 5 gol atan ilk Afrika takımı olmayı başardı.

    BİN 248 OYUNCUNUN 999’U FORMA GİYDİ

    Turnuvaya 48 ülkeden toplam bin 248 futbolcu katıldı. Bunlardan 999’u da grup aşamasında en az bir maçta forma giydi. Ayrıca Türkiye’nin Dünya Kupası kadrosunda yer alan 26 futbolcudan 23’ü de oynanan 3 mücadelede top koşturdu. Millilerde; Altay Bayındır, Mert Günok ve Samet Akaydin oynamayan futbolcular oldu.

    GRUP AŞAMASINDA 68 BİN 162 PAS ATILDI

    Grup aşamasında takımlar toplamda 68 bin 162 pas gerçekleştirdi ve maç başına ortalama 946,7 pas yapıldı. İspanya 2 bin 191 pasla bu alanda liderliği ele geçirdi ve bu pasların 2 bin 13’ü başarılı oldu. 2 bin 359 da başarılı ortanın yapıldığı gruplarda Kanada 117 ile listenin başında bulundu.

    BİN 604 FAUL YAPILDI

    2026 FIFA Dünya Kupası grup maçları bin 604 kez faul gerekçesiyle durdu. Karşılaşma başına 22.3 faulün gerçekleştiği mücadelelerde Haiti, 55 faulle rakiplerine engel oldu. Hakemler maç başına ortalama 2.5 sarı kart göstererirken, toplamda 180 sarı kart verildi. En çok sarı kart alan takım ise 8 kez ile Paraguay oldu. Ayrıca 10 da kırmızı kart gösterildi ve bunlardan 2’si Güney Afrika’ya çıktı.

  • Genç yaşta kanser vakalarındaki artışın sebebi ne?

    Genç yaşta kanser vakalarındaki artışın sebebi ne?

    Genç yaş gruplarında bazı kanser vakalarının hızla tırmanması, tıp dünyasını uzun süredir meşgul eden büyük bir muamma. Bu küresel halk sağlığı krizinin kökenlerini araştıran uluslararası bir bilim ekibi, sarsıcı verilere ulaştığını açıkladı.

    Kanserle İlgili Büyük Zorluklar Girişimi çatısı altındaki PROSPECT ekibinin gerçekleştirdiği çalışmaya göre, yeni nesiller biyolojik açıdan eski kuşaklara oranla çok daha hızlı yaşlanıyor. Hücresel düzeydeki bu yıpranma, belirli kanser türlerinin erken yaşlarda ortaya çıkma riskini doğrudan körüklüyor. Nature Medicine dergisinde yayımlanan bulgular, kanserin sadece ani genetik mutasyonlardan ibaret olmadığını, tüm vücudu etkisi altına alan sistemik bir yaşlanma dalgasıyla bağını netleştiriyor.

    Araştırmanın can alıcı noktalarından biri, takvim yaşından bağımsız olan “biyolojik yaşın” doğrudan belirli organ sistemlerini hedef alması. Örnek vermek gerekirse, bağışıklık sistemi akranlarına göre daha hızlı yaşlanan bireylerde erken evre akciğer kanseri riski ciddi şekilde tırmanışa geçiyor. Buna karşın yağ dokusu daha hızlı yaşlanan kişilerde ise kolon kanseri gelişme ihtimali daha yüksek seyrediyor. Bilim insanları, kronolojik olarak 50 yaşında olan ancak uzun yıllar sigara kullanmış birinin akciğer biyolojik yaşının çok daha ileride olabileceğini vurguluyor.

    Uzmanların temel hedefi, henüz sağlıklı görünen fakat biyolojik olarak hızlı yaşlandığı için yüksek risk grubunda yer alan gençleri bu yöntemle erkenden saptamak. Böylece önleyici stratejiler ve erken teşhis adımları, en doğru kişilere zaman kaybetmeden uygulanabilecek. Kanser teşhisinde “genç” kategorisine giren 55 yaş altı nüfus adına bu tespitler kritik bir dönüm noktası anlamı taşıyor.

    İstatistiksel haritalandırma aşamasında Birleşik Krallık Biobank projesinden 154 bin, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki benzer bir programdan ise yaklaşık 10 bin kişinin uzun süreli takipleri mercek altına alındı. Elde edilen veriler, Birleşik Krallık’ta 1965-1974 yılları arasında doğanların biyolojik yaşının, 1950-1954 doğumlulara kıyasla (aynı kronolojik yaştayken) daha yüksek olduğunu gösterdi. Benzer şekilde, hatta daha sert bir yaşlanma grafiği ABD verilerinde de kendisini belli ediyor. 1990’larda doğan Amerikalı gençlerin biyolojik yaşlanma hızı, 1960’ların sonundaki kuşağa göre radikal bir yükseliş trendi sergiliyor.

    Erken evre tümör riskinde belirgin artış

    Verilere göre biyolojik yaş göstergelerindeki her bir basamaklık artış, vücutta katı kanser tümörlerinin erken yaşta gelişme riskini ortalama yüzde 8 oranında yukarı çekiyor. Bu oran kağıt üzerinde küçük görünse de toplumsal ölçekte binlerce yeni kanser teşhisi anlamına gelebilir.

    Şüphesiz yaşlı nüfusun kansere yakalanma ihtimali, biyolojik dirençleri yüksek olsa bile gençlere kıyasla hala çok daha yüksek. İstatistikler 50 yaşın üzerindeki her 100 kişiden birinin kanserle yüzleştiğini, gençlerde ise bu oranın binde bir civarında kaldığını gösteriyor. Ancak yeni nesildeki bu artış eğiliminin arkasında modern yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve çevresel faktörlerin birleşik bir etkisi olduğu açık.

  • Sınıflara tablet dağıtan ülke, şimdi yapay zekayı yasaklıyor

    Sınıflara tablet dağıtan ülke, şimdi yapay zekayı yasaklıyor

    Beş yaşındaki çocukların eline tablet bilgisayarlar vererek eğitimi tamamen dijitalleştiren eski projeler, beklenen başarıyı getirmek bir yana, tam bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Ülke genelinde okuma yazma oranlarının dramatik şekilde gerilemesi ve uluslararası sınavlardaki başarı grafiğinin taban yapması, radikal bir değişimi zorunlu kıldı. Yaşanan bu acı tecrübenin ardından Norveç, ekranları sınıflardan tamamen söküp atarak daha analog bir eğitim modeline geri dönme kararı aldı.

    Teknolojik gelişmelerden biraz uzak kalma pahasına atılan bu adımlar, yeni neslin okuma ve yazma gibi temel insani yetilerini korumayı amaçlıyor. Sınıflardaki ekran bağımlılığını kırmak isteyen hükümet, okullarda fiziksel basılı kitapların satın alınması ve yaygınlaştırılması için devlet bütçesinden çok ciddi bir fon ayırıyor.

    Aslında bu hamle, kuzey ülkesinin sınıflardaki teknoloji kuşatmasına karşı açtığı ilk savaş değil. Eğitim bakanlığı daha önce de sınıflarda akıllı telefon kullanımını tamamen yasaklamış ve öğrencilerin cihazlarını okul saatleri boyunca dolaplara kilitlemesini zorunlu hale getirmişti. Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü tarafından paylaşılan veriler, bu telefon yasağının eğitim ortamında adeta bir doping etkisi yarattığını kanıtlıyor. Dijital ekranların panolardan ve sıralardan uzaklaştırılmasıyla birlikte okullardaki akran zorbalığı gözle görülür bir şekilde azaldı. Bunun yanı sıra öğrencilerin genel not ortalamaları da hızla yükselişe geçti. Telefonların ardından sosyal medya platformlarına da savaş açan idare, 16 yaşından küçüklerin bu ağlara erişimini engelleyecek yasal düzenlemeler üzerinde mesai harcıyor.

    Yaş gruplarına göre yeni kurallar

    Mevcut teknoloji bağımlılığını azaltmayı ve temel eğitim kalitesini artırmayı hedefleyen Norveç hükümeti, şimdi de sınıflarda yapay zeka araçlarının kullanımına çok sıkı kısıtlamalar getirdi. Başbakan Jonas Gahr Stoere tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, okullarda yapay zeka kullanımının kontrolsüzce yaygınlaşması, öğrencilerin derinlemesine öğrenme ve odaklanma becerilerine büyük zarar veriyor. Hükümet bu olumsuz gidişata dur demek amacıyla harekete geçmiş durumda. Yeni eğitim öğretim döneminin başlayacağı ağustos ayından itibaren geçerli olacak yeni bir kurallar yürürlüğe giriyor.

    Yeni düzenleme kapsamında, 1. sınıftan 7. sınıfa kadar olan ve genellikle 6 ila 13 yaş grubunu kapsayan ilkokul öğrencilerine yapay zeka araçlarının kullanımı neredeyse tamamen yasaklanıyor. Çocuklar büyüyüp 14-16 yaş aralığını kapsayan ortaokul dönemine geçtiklerinde ise bu araçları yalnızca öğretmenlerinin sıkı gözetimi ve rehberliği altında kullanabilecek. 17 yaş ve üzerindeki lise öğrencileri için kurallar biraz daha esnetilse de gençlerin bu teknolojileri sadece ders içeriğine uygun ve gerekli durumlarda kullanması teşvik ediliyor.

    Başbakan Stoere, okul hayatındaki en kritik unsurun çocukların okumayı, yazmayı ve temel matematiği kendi başlarına öğrenmesi olduğunu belirterek, teknolojinin bu temel becerilerin önüne geçmesine izin vermeyeceklerini özellikle vurguladı.

  • MEB’den Alevi-Bektaşi eğitim programı

    MEB’den Alevi-Bektaşi eğitim programı

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü bünyesinde, akademisyenlerin katkısıyla Alevi ve Bektaşiliğin temel esaslarına ilişkin 12 modülden oluşan yeni bir programı yürürlüğe koyacaklarını bildirdi.

    Bakan Tekin, Başkent Öğretmenevi’nde düzenlenen “Muharrem Ayı Oruç Açma ve Lokma Paylaşımı” programına katıldı.

    Burada konuşan Tekin, Muharrem ayının millet, İslam alemi ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.

    Muharrem ayının İslam geleneğinde özel bir yere sahip olduğunu belirten Tekin, bu ayın aynı zamanda insanı kendisiyle, geçmişiyle ve değerleriyle yeniden buluşturan güçlü bir hatırlayış olduğunu dile getirdi.

    Tekin, insanları millet yapan şeyin, müşterek hatıralar, ortak sevinçler, ortak acılar ve nesilden nesile aktarılan değerler olduğunu belirterek, “Geçmişin tecrübesini geleceğin ufkuyla buluşturan milli hafızamız bizlerin istikamet pusulasıdır. Bizleri asırlardır aynı ülke etrafında bir arada tutan, aynı ezana kulak veren, aynı bayrağın gölgesinde buluşan, aynı tarih şuuru ve kader birliğiyle geleceğe yürüyen ruh da işte bizim bu ortak hafızamızdır.” diye konuştu.

    Geçmişten devraldıkları büyük mirasın, bugünün gücü yarınların ise en sağlam teminatı olduğunu vurgulayan Tekin, şunları kaydetti:

    “Muharrem ayı da asırlardır milletimizin ortak hafızasında derin anlamlar taşıyan müstesna bir zaman dilimidir. Bu ay vesilesiyle geçmişimizi anımsıyor, değerlerimizi yeniden düşünüyor ve geleceğe hangi ilkelerle yürüyeceğimizi muhasebe ediyoruz. Zira milletlerin hafızasında bazı hadiseler vardır ki yaşandıkları dönemin sınırlarını aşarak nesiller boyunca ortak bir bilinç ve sorumluluk kaynağı haline gelir. Kerbela da asırlardır yüreklerimize taşıdığımız ortak kaderimizdir. Hazreti Hüseyin’in ve ehlibeytin maruz kaldığı büyük acı, yüzyıllardır gönüllerimizde derin bir hüzün olarak yaşamaya devam etmektedir.

    Elbette Kerbela’yı tarihi bir hadise olarak değerlendirmek eksik kalacaktır. Bu büyük hadise bize adaletin ehemmiyetini işaret eder. Hakkaniyetin ne kadar kıymetli olduğunu öğretir. İnsan onurunun her türlü hesabın üzerinde tutulması gerektiğini bizlere defalarca gösterir. Hazreti Hüseyin’in şahsında temsil edilen cesaret, sadakat, vakar ve ahlaki duruş bugün de insanlığa yol gösteren en güçlü ilkelerden birisi olmaya devam edecektir. İşte bu sebeple Muharrem Matemi’nin özü geçmişin acılarını bugünün ayrılıklarına dönüştürmek değildir. Asıl mesele yaşananlardan ders çıkarmak ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için vicdanlarımızı diri tutabilmektir.”

    “Bu kültürü gelecek kuşaklara aktaracak yeni bir süreci başlatıyoruz”

    Bakan Tekin, Kerbela’yı doğru anlamanın, adaleti savunmayı, hakkı gözetmeyi, insan onuruna sahip çıkmayı ve kardeşlik hukukunu da korumayı gerektirdiğini, Kerbela’nın asırlardır canlı kalan mesajının dayanışmayı ve kardeşliği büyütme sorumluluğu olduğunu belirtti.

    Kardeşliğin, farklılıklar içinde ortak zeminde buluşabilmek ve ortak bir geleceğe hep birlikte yürüyebilmek olduğunu söyleyen Tekin, “Muharrem ayının bizlere hatırlattığı en önemli hakikatlerden birisi de budur, acılar karşısında birbirimize daha fazla yakınlaşmak, ortak değerler etrafında kenetlenmek ve aramızdaki muhabbeti, dayanışmayı kuvvetlendirmek. Zira birlik ve beraberlik kendiliğinden oluşan bir kıymet değildir. Sürekli korunması, beslenmesi ve yaşatılması gereken büyük bir manevi sermayedir.” ifadelerini kullandı.

    Tekin, Türkiye’de son yıllarda güçlenen karşılıklı anlayış ve diyalog zemininin kıymetine değinerek, bu iklimin oluşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük payı olduğunu dile getirdi.

    Gerçekleştirdikleri lokma paylaşımının da kardeşlik hukuku ve gönül birliğinin en güzel sembollerinden olduğunu belirten Tekin, “Bu birikimin gelecek kuşağa taşınması hepimizin ortak sorumluluğudur. Bizim kalıcı gücümüz, sahip olduğumuz ahlaki birikimi yeni kuşaklara aktarabilme kabiliyetimizde saklıdır. Bunun için adaletin, merhametin, hakkaniyetin ve paylaşma kültürünün çocuklarımızın karakterinde, davranışlarında ve hayat tasavvurlarında karşılık bulması gerekir.” diye konuştu.

    Bakan Tekin, bu anlayışla çocuklar ve gençlerin kökleriyle bağ kuran, farklılıkları zenginlik olarak gören, adaleti ve hakkaniyeti önceleyen sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmesini arzu ettiklerini dile getirerek, şöyle devam etti:

    “Bizler MEB olarak bu ortak bilinci, millet olma şuurunu gelecek kuşaklara aktarmak üzere yaklaşık iki yıldır çok değerli, 100’den fazla dedemizin, akademisyenin, öğretmen arkadaşımızın yoğun çalışmaları neticesinde bu kültürü gelecek kuşaklara aktaracak yeni bir süreci de başlatıyoruz. Kuşkusuz bu sürecin başlangıcı bundan yaklaşık 5 yıl kadar önce kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cem Evi Başkanlığı’yla atılan devrim niteliğinde adım. Ben bu vesileyle hem Sayın Cumhurbaşkanımıza hem de MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye bu devrim niteliğindeki adım için huzurlarınıza bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

    Biz de bu adımın devamı olarak, MEB olarak uhdemize düşen, üzerimize sorumluluk olarak gördüğümüz bir süreci başlattık ve Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü bünyesinde çok değerli akademisyenlerimizin katkısıyla 12 modülden oluşan bir programı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığımızın onayıyla yürürlüğe koyacağız. Burada 13 yaş üzerinde bireyler için Alevi ve Bektaşiliğin temel esasları, Alevilik ve Bektaşilik’te yol erkan, Alevi Bektaşi tarihi, Alevilik Bektaşilik’te toplumsal kurumlar, Alevi Bektaşi edebiyatı, Alevilik Bektaşilik’te ocaklar ve dergahlar, Alevi Bektaşi hak aşıkları ulu ozanları, Alevi Bektaşi müziği, bu saydığım 8 modül yetişkin bireyler için. Ayrıca 7-13 yaşındaki bireyler için de Alevi Bektaşilik’te edebiyat ve sanat, Alevi Bektaşilik’te semah, Alevi Bektaşiliğe giriş, Yolun izinde değerler, Dostluk ve gönül bağı isimlerinden oluşan, hayat ve öğrenme kapsamında bir eğitim paketini inşallah gündeme alacağız.”

    Tekin ayrıca, Erzincan Çayırlı’da Aşık Davut Sulari’nin ismiyle bir halk eğitim merkezi açacakları bilgisini de verdi.

    Programa AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur, MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, BBP Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Boztuğ ve davetliler katıldı.