Tag: Ülke

  • İrade de bizi zafer de! İstikbale yön veren gecenin 10. yılı

    İrade de bizi zafer de! İstikbale yön veren gecenin 10. yılı

    Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ), 15 Temmuz 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesi içine gizlenmiş, askeri hiyerarji dışında hareket eden unsurları ile darbe girişiminde bulundu. Savaş uçaklarından atılan bombalar, helikopter, tank ve silahlar ile hedef gözetilerek açılan ateş sonucunda 253 vatandaş şehit düştü. 2 bin 196 kişi yaralandı. Çatışmalarda 34 darbeci ise ölü olarak ele geçirildi.

    390 BİN ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI

    Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre; sahada aktif rol alan ve emri verenlerin de aralarında bulunduğu 390 bin 354 şüpheli gözaltına alındı. Türkiye genelinde doğrudan fiili darbe eylemine katılanlarla ilgili 289 dava açıldı ve bu davaların tamamı ilk derece mahkemeleri tarafından karara bağlandı. Sanıklardan 4 bin 891’i ceza aldı. 1634’ü ağırlaştırılmış müebbet, 1366’sı ise müebbet hapse mahkum edilirken, 1891 sanığa da çeşitli sürelerde hapis cezası verildi.

    HAİN PLAN GÜLEN TARAFINDAN ONAYLANDI

    15 Temmuz darbe girişimi her ne kadar ordu içindeki rütbeli subaylar tarafından uygulamaya geçirilse de ardında planlayıcıları ve yöneticileri arasında ABD’de yaşayan FETÖ’nün başındaki Fetullah Gülen ile onun Türkiye’deki imamları vardı. FETÖ’nün polisteki, yargıdaki ve telekomünikasyon alanında uzman kadroları da, darbede belirli ölçüde rol oynamaları için görevlendirilmişti. Eğer darbe girişimi başarılı olsaydı sadece hükümet sistemi değil rejim değişikliği de hedefleniyordu.

    Darbe girişiminin tepesindeki isimlerden Adil Öksüz, 15 Temmuz öncesinde ABD’ye giderek, darbe planını Gülen’e onaylattı ve hemen Türkiye’ye döndü. Türk halkı; Türkiye’nin bir felaketin eşiğinden döndüğü 15 Temmuz gecesi, dünya siyasi tarihine geçecek bir demokrasi dersi verdi.

    AMAÇ ÜLKE YÖNETİMİYDİ

    Varlığını dini değerler, ihtiyaç sahibi insanlara yardım, eğitim desteği gibi gösterse de asıl amacı ülke yönetimini ele geçirmekti. Bürokrasideki varlığına çok güvenen FETÖ bu gücü arkasına alarak siyasette ve ülke yönetiminde söz sahibi olmak istiyordu. Ancak siyasete nüfuz etme çalışmalarının istediği gibi sonuçlanmadığını 1 Kasım 2015 seçimlerinde gören Fetullah Gülen o gün darbe kararını aldı. 15 Temmuz’a giden yolun taşları 8 ayda döşendi.

    FİRARİLERE MİT KISKACI

    Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yurt dışına kaçan örgüt mensuplarının Türkiye’ye iadesi için diplomatik, hukuki ve istihbari operasyonlar devam ediyor. Adalet Bakanlığı aracılığıyla bugüne kadar 100’den fazla ülkeden firarilerin iadesi resmi yollarla talep edilirken, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve emniyet güçlerinin koordineli sınır ötesi operasyonlarıyla, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarındaki 20’den fazla ülkeden, aralarında sözde üst düzey sorumluların da yer aldığı 100’den fazla terör örgütü mensubunu Türkiye’ye getirerek adalete teslim etti. MİT, geçen 10 yıllık süreçte FETÖ’ye yönelik toplam 1.710 operasyon gerçekleştirdi, 6 bin 906 örgüt mensubu hakkında adli işlem yapılması sağlanırken, bu şahıslardan 4 bin 403’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    GÖZALTI SAYISI 704’E ÇIKTI

    Adalet ile İçişleri bakanlıklarının koordinasyonunda 13 Temmuz sabahı 81 ilin başsavcılığınca FETÖ’ye yönelik soruşturmalar kapsamında 968 şüpheliye operasyon düzenlenmişti. Operasyonlar kapsamında gözaltına alınan şüpheli sayısı 704 oldu. 269 şüphelinin yakalanması için ise çalışmalar ise sürüyor.

    “BİZİM BİNLERCE YILLIK TARİHİMİZDE…”

    Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda “15 Temmuz’un 10. Yılında: İrade Bizim, Zafer Bizim Paneli” düzenlendi. İletişim Başkanı Burhanettin Duran, panale bir video mesaj gönderdi. Devlet ve milletin kanlı darbe girişimine karşı destansı bir direniş gerçekleştirdiğini belirten Duran, “15 Temmuz 2016 gecesi, her yönüyle milletimizin istikbaline yön veren bir gece oldu. Bizler, o gecenin zaferini Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın daha ilk dakikalardan itibaren kararlı ve bağımsız siyasi duruşuna ve liderliğine borçluyuz. İstanbul’da, başkentimiz Ankara’da ve Türkiye’nin birçok yerinde milyonlar, Cumhurbaşkanı’mızın çağrısına kulak verdi, sokaklara döküldü ve millet, iradesine sahip çıktı. Bizim binlerce yıllık tarihimizde esaret, ihanet ve alçakça oyunlara boyun eğmek yoktur. 15 Temmuz’da bu tarihsel misyon bir kez daha tezahür etmiştir” ifadelerini kullandı.

    “HER ÜLKEYE TEHDİT”

    “Bugün bizler, FETÖ yapılanmasının izlerini devletimizden ve ülkemizden sildik” diyen Duran, şunları kaydetti: “Türkiye’nin iadesini istediği FETÖ mensupları çeşitli ülkelerde bulunmakta ve adeta desteklenmektedir. Türkiye’nin dostu olan ve bu dostluğu karşılıklı besleyip büyütmek isteyen bütün ülkelere çağrımız şudur: Milletimizin egemenliğini ve demokrasimizi hedef alan yapılara karşı, dostlarımızdan yanımızda durmalarını ve vefa duygusu ile hareket etmelerini bekliyoruz. Zira FETÖ, sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir ulusal güvenlik sorunu değildir. FETÖ, faaliyet gösterdiği her ülke için açık bir tehdittir.”

    Duran, “Toplumların gerçekliğini ana akım medya anlatıları gölgeleyebilmektedir. O halde ayrı coğrafyalarda olsak da aynı sorunlarla karşılaştığımızın farkında olmalı, küresel sorunlara müşterek çözümler üretmeliyiz. Türkiye’nin 15 Temmuz tecrübesi, bu bakımdan evrensel bir anlam taşımaktadır” ifadelerini kullandı.

  • Türk gençlerinin sayısı bile yetti. Tam 117 ülkeyi geride bıraktı, Avrupa’nın en genç nüfuslu ülkesi

    Türk gençlerinin sayısı bile yetti. Tam 117 ülkeyi geride bıraktı, Avrupa’nın en genç nüfuslu ülkesi

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgiye göre, ülkelerin toplam nüfusları içindeki 15-24 yaş grubu genç nüfus olarak tanımlanıyor.

    Dünyanın geçen yıla ilişkin yaklaşık 8,2 milyarlık toplam nüfusunun, 1 milyar 283 milyon 150 bin 313’ünü 15-24 yaş aralığı oluşturuyor. Söz konusu genç nüfus, toplam nüfusun ise yüzde 15,6’sını oluşturuyor.

    Türkiye’de söz konusu yaş aralığında 12 milyon 708 bin 348 kişi bulunurken, toplam 86,1 milyonluk nüfusun yüzde 14,8’i de 15-24 yaş aralığında yer alıyor.

    Türkiye, nüfusunun dinamikliği, ülkelerin ekonomik, sosyal ve teknolojik geleceği açısından oldukça kritik olan genç nüfus topluluğuyla, 100’den fazla ülkenin genel nüfusunu geride bırakıyor.

    Verilere göre, Türkiye’nin sahip olduğu 12,7 milyonluk genç nüfus, 194 ülkeden 117’sinin toplam nüfusunu aşıyor.

    Türkiye’deki genç sayısının, ülke nüfusunun toplamını aştığı ülkeler arasında 12,3 milyonluk toplam nüfusuyla Tunus, 11,3 milyonluk toplam nüfusuyla Birleşik Arap Emirlikleri ve 10,4 milyonluk toplam nüfusuyla Portekiz gibi ülkeler yer alıyor.

    Türkiye, ülkelerin geleceğini şekillendiren en büyük güçlerden olan genç nüfus sayısında Avrupa’da da ilk sırada bulunuyor.

    Türkiye’nin 12,7 milyonluk genç nüfusuna en yakın 15-24 yaş nüfusuna sahip ülkelere bakıldığında, 8,3 milyonla Birleşik Krallık ve 8 milyonla Almanya ve 6 milyonla İtalya sıralanıyor.

    Genç nüfus sayısıyla Avrupa’nın ilk sırasında yer alan Türkiye, gençleriyle Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin 19’unun toplam nüfuslarını da geride bırakıyor.

    Türkiye’nin genç nüfusunun, toplam nüfuslarından fazla olduğu AB üyeleri arasında Yunanistan, Belçika ve Macaristan gibi ülkeler yer alıyor.

  • NATO ülkeleri listesi 2026: NATO’da kaç ülke var? NATO Zirvesine hangi ülkeler katılacak?

    NATO ülkeleri listesi 2026: NATO’da kaç ülke var? NATO Zirvesine hangi ülkeler katılacak?

    NATO ittifak tarihinin en önemli toplantılarından birine sahne olan NATO İstanbul 2004 Zirvesi’nin ardından Türkiye, bu kez de “belirsizlikler çağı” olarak adlandırılan dönemde dünya liderlerini Ankara’da ağırlayacak. Kritik zirve öncesinde birçok kişi NATO’da kaç ülkenin yer aldığını ve NATO Zirvesine hangi ülkelerin katılacağını merak ediliyor. Peki, NATO’da kaç ülke var? NATO Zirvesine hangi ülkeler katılacak? İşte NATO’ya üye ülkeler listesi.

    Kuzey Atlantik İttifakı (NATO), 1949 yılında 12 kurucu üye ülke tarafından Washington’da imzalanan antlaşmayla kuruldu. Yıllar içinde gerçekleşen genişleme dalgalarıyla büyüyen askeri ve siyasi pakt içinde resmi olarak 32 üye ülke bulunuyor.

    İttifakın gücünü artıran ve NATO’ya dahil olan son 2 ülke ise Finlandiya ve ardından İsveç oldu. İki ülke resmi katılım süreçlerini pürüzsüzce tamamlayarak NATO’nun en yeni üyeleri olmuşlardır.

    Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen 36. NATO Zirvesine katılacak ülkeler belli oldu. NATO üyesi olan 32 devlet ve hükümet başkanı zirvede olacak.

    İşte o ülkeler:

    Türkiye

    Fransa

    Litvanya

    ABD

    Hollanda

    Romanya

    Belçika

    İtalya

    Slovakya

    Birleşik Krallık

    İzlanda

    Slovenya

    Danimarka

    Kanada

    Bulgaristan

    Norveç

    Lüksemburg

    Estonya

    Portekiz

    Yunanistan

    Arnavutluk

    Almanya

    İspanya

    Hırvatistan

    Polonya

    Çekya

    Karadağ

    Macaristan

    Letonya

    Kuzey Makedonya

    Finlandiya

    İsveç

  • Telefon şakası Yunan hükümetini sarstı

    Telefon şakası Yunan hükümetini sarstı

    Yunanistan’ın kritik güvenlik bilgilerine sahip Ulusal Güvenlik Genel Sekreteri Thanos Dokos, kendilerini Ukraynalı yetkililer olarak tanıtan Rus komedyenlerin telefon şakası tuzağına düştü.

    Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rüstem Umerov zannettiği Rus komedyenle çevrim içi görüşme yapan Dokos, Ukrayna’daki savaş ve NATO Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “Vovan&Lexus” olarak tanınan Rus şakacılar Vladimir Kuznetsov ve Alexei Stolyarov’un yayınladığı kayıtta, Dokos’un Umerov zannettiği kişiyle yaklaşık 12 dakika görüntülü görüştüğü anlaşıldı.

    “SADECE E-POSTA GÖNDERDİK”

    Mega televizyonuna konuşan Rus komedyenler Kuznetsov ve Stolyarov, Dokos’u hedef almak gibi özel bir planlarının olmadığını, Baltık ve Balkan ülkelerindeki ulusal güvenlik danışmanlarıyla yaptıkları şaka görüşmeleri kapsamında kendisine de elektronik posta gönderdiklerini belirtti.

    Yunan hükümetinin olayın “yapay zeka destekli hibrit saldırı” olduğu yönündeki açıklamalarını reddeden komedyenler, Dokos’u yalnızca bir e-posta hesabı ve makyaj kullanarak kandırdıklarını savundu. Kuznetsov ve Stolyarov, “Bir Gmail hesabından gönderilen elektronik postayla bir ülkenin ulusal güvenlik genel sekreteriyle görüşme ayarlanabiliyorsa, bu güvenlik prosedürlerinde sorun olduğu anlamına gelir. Ülkenizin ulusal güvenlik prosedürleri adına üzgünüm.” ifadelerini kullandı.

    GİZLİ BİLGİLERİ VERDİ İDDİASI

    Videonun yayımlanan bölümünde gizli bilgilerin çıkarıldığı iddialarına ilişkin ise komedyenler, yalnızca yayın açısından ilgi çekmeyen bölümlerin kurguda çıkarıldığını, Yunan makamlarınca gizli kabul edilebilecek bilgilerin ne olduğunu bilmediklerini belirtti.

    HÜKÜMET: İLERİ YAPAY ZEKALI HİBRİT SALDIRI

    Yunan hükümeti ise olayın “ileri yapay zeka teknolojisi kullanılarak güvenlik protokollerine sızılan hibrit nitelikli bir saldırı” olduğunu savunmuş, görüşmede gizli veya devlet sırrı niteliğinde herhangi bir bilginin paylaşılmadığını iddia etmişti. Ayrıca iletişim güvenliğinin güçlendirilmesine yönelik yeni bir programın başlatıldığı açıklanmıştı.

    “GÖREVDEN ALIN” ÇAĞRISI

    Olay hükümetle muhalefet arasında da kriz çıkardı. Ana muhalefetteki Panhelenik Sosyalist Hareket (PASOK) tarafından yayımlanan açıklamada, hükümetin olayı küçümsemeye çalıştığı belirtilerek, Dokos’un görevden alınması istendi. PASOK, hükümetin “hibrit saldırı” açıklamasıyla olayı örtbas etmeye çalıştığını, görüşmenin ardından başka görüntü veya bilgi sızdırılıp sızdırılmadığının açıklanmasını talep etti. Açıklamada, Yunan İstihbarat Teşkilatı (EYP) Başkanı’nın yurt dışındaki temaslarının gizli bilgi niteliğinde olup olmadığı da sorgulanırken, Dokos’un görevden alınmasının “tek seçenek” olduğu belirtildi.

    Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ise yayımladığı açıklamada, yaşanan olayın ülkenin savaşa dahil olmasının doğurduğu güvenlik risklerini ortaya koyduğunu vurguladı. Açıklamada, Dokos’un görüşmede Ukrayna’nın savaş faaliyetlerine anlayış gösterdiği ve hükümetin ülkeyi savaşa dahil ettiği ileri sürüldü.

    Radikal Sol İttifak Partisinden (SYRIZA) yapılan açıklamada da hükümetin “güvenlik” söylemine rağmen devlet mekanizmasının ciddi zafiyet içinde olduğunu ifade edildi. Açıklamada, “Hükümet güvenliği sağlama vaadiyle iktidara geldi ancak bugün ülke için bir güvensizlik unsuruna dönüşüyor.” ifadesi kullanılarak hükümetten kapsamlı açıklama yapması ve siyasi sorumluluk üstlenmesi istendi.

    Eski Başbakan Andonis Samaras da konuya ilişkin kısa açıklamasında, “Sayın Dokos hala görevinin başında mı?” ifadelerini kullanarak hükümetin olay karşısındaki tutumunu eleştirdi.

  • Bakan Fidan: “Türkiye-Kanada ilişkilerini stratejik bir seviyeye taşıma kararını aldık”

    Bakan Fidan: “Türkiye-Kanada ilişkilerini stratejik bir seviyeye taşıma kararını aldık”

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Türkiye ve Kanada gibi ülkelerin çok daha yakın bir işbirliği sergilemeleri gerektiğini görmekteyiz. Bu anlayışla Türkiye-Kanada ilişkilerini stratejik bir seviyeye taşıma kararını aldık” ifadelerini kullandı. Bakan Fidan ayrıca, “Türkiye olarak ABD ile İran arasında devam eden müzakere sürecine katkı vermeyi sürdüreceğiz. Bu süreçte İsrail’in görüşmeleri sabote etmesine izin verilmemelidir, dünya kamuoyu bu konuda son derece dikkatli olmalı” dedi.

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi ziyaret kapsamında bulunduğu Kanada’daki temasları çerçevesinde Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile bir araya geldi. Bakan Fidan, görüşme sonrasında Kanadalı mevkidaşı ile ortak basın toplantısı düzenledi.

    Açıklamalarına Venezeula’da meydana gelen depremde hayatını kaybedenler için üzüntülerini ifade ederek başlayan Fidan, “Türkiye bu trajik zamanda Venezuela’nın yanındadır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda her türlü yardımın yapılması için gerekli talimatı vermişlerdir. İlgili kurumlarımız gerekli hazırlıklarını yapıp Venezuela’ya hareket etmiştir. Biz de dün Venezuelalı mevkidaşımızı arayarak onların yanında olduğumuzu, üzüntülerini paylaştığımızı ifade ettik. Burada Kanada’dan bir kez daha bu konuyu dünya kamuoyuyla ve Türk kamuoyuyla paylaşmak istiyorum” dedi.

    Fidan, “Maalesef Venezuela’da olan deprem, bizim de üç buçuk yıl önce yaklaşık yaşadığımız bir trajediydi. Uluslararası dayanışmayla bunun üstesinden hep beraber geldik. İnşallah Venezuela’yla da aynı dayanışmayı uluslararası toplum gösterecek” dedi.

    “Türkiye ile Kanada arasında gerçekleştirilemeyen, uzun yıllardır çok büyük potansiyel işbirliği alanları var”

    Kanada’ya Dışişleri Bakanı Anita Anand’ın daveti üzerine gerçekleştirdiği resmi bir ziyarete değinen Fidan, “Konuşmanın başında, kendisine ve heyetine gösterdikleri olağanüstü ev sahipliğinden ötürü teşekkürlerimi en baştan ifade etmek istiyorum. Kıymetli mevkidaşım biliyorsunuz Mart ayında Türkiye’ye gelmişti. Çok verimli görüşmelerde bulunmuştuk. Hemen mukabil olarak ben de konular sıcağı sıcağına olgunlaşırken bunları daha da somut hale getirmek için Kanada’ya ziyarette bulunuyorum. Bu tabii aramızdaki ilişkilerin de dinamizmini gösteren bir durum” dedi.

    Fidan, “Gerek Cumhurbaşkanımızla Kanada Başbakanı (Mark Carney) arasındaki ilişki, gerek bakanlar arasındaki ilişki, gerek enerji sektörü ve diğer sektörlerdeki ilişkilerimiz aslında dinamizmi gösteriyor. Esas itibarıyla Türkiye ile Kanada arasında gerçekleştirilemeyen, uzun yıllardır çok büyük potansiyel işbirliği alanları var. İki büyük ülke NATO üyesi olmasına rağmen belli alanlardaki potansiyellerini çok fazla ileri taşıyamamışlardı” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kanada Başbakanı Carney’in ortaya koydukları iradeyle iki ülkenin ilişkilerini daha da ileri taşımaya başladıklarını ifade eden Fidan, “İki büyük ülke bir araya gelerek, kendi potansiyellerini işbirliğiyle daha da ileri taşıdı” dedi.

    İkili ilişkilere ilişkin açıklamasında Fidan, “Bu, ticaret, ekonomi, savunma ve enerji alanlarında, ki Anita bunu çok iyi ifade etti, dört ayak üzerinde yürüttüğümüz, daha yapısal hale sokmaya başladığımız bir ilişki kümesine dönmeye başladı. Biz de bu ilişkiyi Dışişleri Bakanları olarak hükümetlerimiz adına, liderlerimiz adına daha yapısal bir çerçeveye oturtup bütün kurumlarımızı koordine ederek somut neticelere bir an önce ulaşılması için gerekeni yapmaya çalışıyoruz” dedi.

    “Türkiye-Kanada ilişkilerini stratejik bir seviyeye taşıma kararını aldık”

    Kanada Başbakanı Carney, Dışişleri Bakanı Anand ve Savunma Bakanı David McGuinty’nin iki hafta sonra Ankara’daki NATO Zirvesi’nde ağırlanacaklarını ifade eden Fidan, “Ayrıca Sayın Carney’in ilerleyen dönemde ikili bir ziyaret amacıyla da Türkiye’ye gelmesi söz konusu. Bugün kıymetli mevkidaşımla böyle bir ziyaret esnasında somut olarak hayata geçireceğimiz, zamana bağlı konuların da üzerinden detaylı şekilde gitme imkanımız oldu” dedi.

    Fidan, “Küresel gelişmelere baktığımızda Türkiye ve Kanada gibi ülkelerin çok daha yakın bir işbirliği sergilemeleri gerektiğini görmekteyiz. Bu anlayışla Türkiye-Kanada ilişkilerini stratejik bir seviyeye taşıma kararını aldık ve bu çalışmalarımızı yürütüyoruz. Söz konusu hedef doğrultusunda Türkiye-Kanada Serbest Ticaret Anlaşması’na yönelik ön görüşmeler ilgili birimlerimiz arasında başlatılmış durumda. En kısa sürede bunu daha da ileri taşımayı düşünüyoruz” dedi.

    “Türkiye nükleer enerji arayışında olan bir ülke”

    Ülkeler arasındaki ticari ilişkilere de değinen Bakan Fidan, “Ülkelerimiz arasında serbest ticaretin hayata geçmesi halinde, halen 3,2 milyar ABD doları düzeyinde seyreden ikili ticaret hacmimizin daha da artacağını değerlendiriyoruz. Ayrıca Kanada’yla enerji alanındaki işbirliği imkanlarını da stratejik bir perspektifle değerlendirmekteyiz. Dün Sayın Bakan’ın da eşlik etmesiyle Darlington Nükleer Santrali’ne gittik. Orada yarım gün geçirdik. Gerçekten orada Kanada’nın nükleer enerji üretimindeki yeteneklerini ve kabiliyetlerini bir kez daha gördük” dedi.

    Bakan Fidan, “Biliyorsunuz Türkiye nükleer enerji arayışında olan bir ülke. Bu konuda nükleer enerji santrallerinin yapımı konusunda uluslararası ortaklarımızla çok yoğun temaslarımız var. Enerji Bakanımız bu konuda gece gündüz çalışıyor. Kendisi de geçtiğimiz haftalarda buradaydı. Ben de dün bu enerji santraline giderek Türkiye’nin Kanada’nın teknolojisinden nasıl istifade edebileceğine ilişkin görüşmeleri yaptık. Gerçekten çok ciddi bir potansiyel var. Burada Türkiye-Kanada işbirliğinin çok olumlu ve pozitif sonuçlar üreteceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin yeni nesil küçük modüler reaktörlere ilgi duyduğunu da açıklayan Dışişleri Bakanı Fidan, “Klasik nükleer reaktörlerin dışında küçük modüler reaktörlerin de biliyorsunuz son on yıldır hayata geçirilmesi konusunda uluslararası camiada büyük bir çaba var. Fakat bu konseptin ötesine birçok ülkede gidilemedi. Kanada’nın bu konuda somut adım atması Türkiye olarak bizi açıkçası etkilemiş durumda ve biz de buradan hareketle gelip yerinde bu teknolojiyi görmek istedik. Bu konuda Enerji Bakanlığımızın ciddi bir ilgisi var. Cumhurbaşkanımız bu konuda diğer ülkelerle işbirliği yapma konusunda da büyük bir hassasiyet gösteriyor. Kanada’da somut bir adım atılması ve bizim olayı yerinde görmemiz aslında önemliydi” dedi.

    Fidan, “Darlington’da hem klasik nükleer elektrik santralinin olması hem de yeni inşaatı başlayan SMR’ın (Küçük Modüler Reaktör) bulunması dolayısıyla ziyaretimizi daha pratik hale getirdi. Diğer taraftan kritik mineraller ve sıvılaştırılmış doğalgaz alanlarında da büyük bir potansiyel bulunduğunu görüyoruz. Keza savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi daha da geliştirmeyi ve derinleştirmeyi hedefliyoruz. Kısacası ülkelerimizin yararına olacak çok sayıda proje üzerinde ekipler olarak çalışmaktayız. Bu projeleri hayata geçirmek için gerekli siyasi iradeye ve kararlılığa sahibiz” şeklinde konuştu.

    “ABD ile İran arasında devam eden müzakere sürecine etkin katkı vermeyi sürdüreceğiz”

    İki ülkenin dış politika alanındaki çizgilerinin de birbirine yaklaştığına dikkat çeken Fidan, “Başlıca küresel ve bölgesel meselelere giderek daha benzer bir bakış açısıyla yaklaşmamız Türkiye ile Kanada’yı birbirine daha da yakınlaştırmaktadır. Uluslararası meselelerin diplomasi ve diyalog yoluyla çözümü için çaba sarf ediyoruz” dedi.

    Bölge ve Orta Doğu’daki gelişmelere de değinen Fidan, “ABD ile İran arasında ateşkesi temin eden mutabakat zaptının imzalanmasından büyük bir memnuniyet duyduk. Bu ateşkesin Lübnan’ı kapsayacak şekilde genişletilmiş olmasını da olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Tarafların yapıcı yaklaşımlarını sürdürerek kalan meseleler üzerinde de bir an evvel uzlaşmalarını ümit ediyoruz” dedi.

    Dışişleri Bakanı Fidan, “Gelinen aşama itibarıyla Hürmüz Boğazı’ndan kesintisiz ve serbest geçişin kalıcı olarak tesis edilmesi elzemdir. Türkiye olarak Amerika ile İran arasında devam eden müzakere sürecine etkin katkı vermeyi sürdüreceğiz. Bu süreçte İsrail’in görüşmeleri sabote etmesine izin verilmemelidir. Dünya kamuoyu bu konuda son derece dikkatli olmalı. Tarafların bu konuda dikkatli ve sağduyulu davranması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    “Uluslararası toplumun tüm çabalarına rağmen İsrail yükümlülüklerini yerine getirmemektedir”

    Türkiye’nin Gazze Şeridi’nde yaşananları yakından takip etmeye devam ettiğini de vurgulayan Fidan, “Gazze’de halen son derece hassas ve kırılgan bir dönemden geçmekteyiz. Dikkatimizi oradan ayırmıyoruz. Uluslararası toplumun tüm çabalarına rağmen İsrail yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu hükümetinin insani yardımların Gazze’ye girişini engellemesi durumun vehametini daha da artırmaktadır. Bunu anbean takip etmekteyiz. İsrail ateşkes hükümlerinin hilafına askeri mevcudiyetini ısrarla genişletmekte ve sivil halkın yaşam alanını daha da daraltmaktadır. Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’da giderek artan yerleşimci terörü, kalıcı barış zeminini ciddi şekilde sarsmaktadır” dedi.

    Fidan, “Bugünkü görüşmelerimizde Filistin meselesinin iki devletli çözüm temelinde adil ve kalıcı şekilde neticelendirilmesi yönündeki tutumumuzu yineledik. Bu konuda uluslararası toplumun sorumluluk sahibi üyeleriyle işbirliği yapmaya devam edeceğiz” dedi.

    “Rusya ve Ukrayna heyetlerini yeniden ülkemizde müzakere masasında bir araya getirmeye hazırız”

    Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı “küresel güvenlik ve istikrarı tehdit eden bir konu” olarak tanımlayan Fidan, “Kıymetli mevkidaşımla bu konuyu da ele aldık. Savaşın mümkün olan en kısa sürede diyalog yoluyla ve uluslararası hukuk temelinde sona ermesini istiyoruz. Gelinen noktada diplomatik süreçte bir durgunluk yaşandığını, çatışmaların hız kazandığını ve tarafların askeri kazanım arayışına odaklandığını görmekteyiz. Diplomatik sürecin bir an önce canlandırılması gerekmektedir. Bu anlamda Rusya ve Ukrayna heyetlerini yeniden ülkemizde müzakere masasında bir araya getirmeye hazır olduğumuzu taraflara ilettiğim gibi, buradan dünya kamuoyuna da iletmek istiyorum” dedi.

    Fidan, “Bugünkü görüşmelerimiz Türkiye ile Kanada arasındaki ilişkilerin müşterek sorumluluklar ve çıkarlar temelinde derinleşmekte olduğunu göstermiştir. Cumhurbaşkanımız ile Başbakan Carney liderliğinde işbirliğimizi güçlendirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “Bu zirve tarihi bir zirve olacak”

    Basın toplantısında Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nden beklentilere ilişkin bir soruya cevap veren Fidan, “Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesine hazırlıklarımız yoğun bir şekilde devam etmekte. Gerçekten bu zirve tarihi bir zirve olacak. Çünkü uluslararası jeopolitik şartlar öyle bir noktaya geldi ki NATO üyesi ülkelerin alacağı kararlar bu dönemde daha da belirleyici olacak. Sadece ittifakın geleceği için değil, aynı zamanda kendi coğrafyamızın geleceği açısından da önemli” dedi.

    İttifak içinde son birkaç yıldır gündemde olan önemli konular bulunduğunu ifade eden Fidan, “Bunların başında savunma harcamalarının artırılması gelmekte. Artık bu tartışılan bir konu olmaktan çıkmış durumda. Biz bu yeni yapacağımız zirvede de bunun altını çizeceğiz. Bütün ülkeler bunu siyaset olarak kabul ettiler. Artık bundan sonra pratikte hangi adımlar atılıyor, bu kabul edilen artışa ilişkin ne türden harcamalar yapılıyor; onun bir envanteri tutulacak, bir muhasebesi yapılacak” dedi.

    Fidan, “Ama değerli mevkidaşım da ifade etti. Belki en önemli husus bu zirvede diğer önemli hususların arasında; NATO’da şöyle bir gelenek vardı, tabii askeri liderlik, siyasi liderlik bir araya geldiği zaman özellikle askeri birliklerin yapılanması, organizasyonu, tehditlere hazır olması, muhtemel savaş senaryolarında ne yapacakları, hazırlık tatbikatları, hep bunlarla uğraşılırdı. Şimdi son yıllarda özellikle Rusya-Ukrayna savaşında da ve diğer savaşlarda da ortaya çıktı ki biz tabii birlik hazırlıkları senaryolarının bir adım daha gerisine gelerek aslında savunma sanayinde neredeyiz, ona yönelik çok ciddi bir siyasi ve stratejik düzeyde farkındalık gelişti. Bunu da artık planlama için masaya yatırma gerekliliği ortaya çıktı. Bu noktada savunma sanayi artık NATO planlamalarında, NATO toplantılarında artık detay bir konu olmaktan çıkıp en üst düzeyde stratejik anlam ifade eden bir konu oldu. Dolayısıyla önümüzdeki ay Ankara’da yapılacak olan zirvede de savunma sanayi ile ilgili özel bir gündem olacak, özel etkinlikler olacak. Savunma Sanayi Başkanlığımız ve ilgili kurumlarımız bu konuyla ilgili yoğun bir çalışma içerisinde” dedi.

    “Cumhurbaşkanımızın bir kilit rol oynayacağına da inancımız tamdır”

    Fidan, “Tabii liderler arasında yapılacak üst düzey stratejik ve siyasi görüşmeler de önemli. Burada NATO’nun geleceğine ilişkin farklı perspektifler nasıl uyumlaştırılabilir, transatlantik farklılıklar nasıl uzlaştırılabilir, tehdit algılamaları, ittifak hazırlığı, bu konularda da tabii ki şu anda kamuoyuyla önden paylaşılması da mümkün olmayan, ne çıkacağını bilmiyoruz bu tartışmalarda, tartışılacak belli konular var. Ben bu tartışmaların da yapıcı bir ortam içerisinde geçeceğini düşünüyorum. Burada Cumhurbaşkanımızın bir kilit rol oynayacağına da inancımız tamdır” şeklinde konuştu.

    “Nükleer enerjiye her halükarda ihtiyacımız var”

    Türkiye’nin Kanada’nın nükleer teknolojisine ilgisine ilişkin bir soruya Fidan, “Arkadaşlar, biliyorsunuz Türkiye bir G20 ülkesi. Çok dinamik bir ekonomisi var, sanayisi var, ihracatı var. Tabii rekabet edilebilirliğin önemli parametrelerinden biri de ucuz ve yeterli miktarda elektrik enerjisine sahip olmak. Bu durumda açıkçası Enerji Bakanlığımız yıllardır, gerçekten Cumhurbaşkanımızın idealinde, muhteşem başarılar ortaya koyuyor. Yapılan barajlar var, alternatif enerji, yeşil enerjinin kullanımı çok büyük oranda ilerletilmiş durumda. Ama bütün bunların hepsi bizim sanayide artan enerji ihtiyacımızı istediğimiz hızla ve fiyatta karşılamıyor Dolayısıyla nükleer enerjiye bizim her fırsatta, her halükarda ihtiyacımız var. Yıllar önce başlatılan nükleer enerji stratejisinde kaydettiğimiz ciddi mesafeler var. Şimdi ikinci santralin, üçüncü santralin yapılması için de arayışlar, çalışmalar devam ediyor. Bizim Kanada ile bu yönde geliştirdiğimiz anlayış birliği fevkalade önemli” cevabını verdi.

    Fidan, “Dün Darlington’a yaptığım ziyaret esnasında gerçekten Kanada’nın özgün teknolojisini görme imkanımız oldu. Yani orada bizi etkileyen noktalardan biri de şu; bir ağır su reaktörü, zenginleştirilmiş uranyum olmadan çalışıyor ve dizaynı ve konsepti 1950’li yıllarda, 1960’lı yıllarda yapılmış. Ama çok uzun yıllardır problemsiz şekilde, güvenlik tedbirleri en üst düzeyde, çalışan bir teknoloji. Bu önemli, daha sonradan güncellenmiş bu teknoloji, çok geliştirilmiş ama Kanada’nın kendi özgün teknolojisi, bu önemli. İkincisi, güvenlik standartlarının yanı sıra uluslararası denenmişlik parametreleri var. Sayın Bakan’ın da ifade ettiği gibi Romanya’da, Çin’de, Arjantin’de bu teknolojinin şu anda Kanada dışında da yaygın bir şekilde kullanılıyor olması bizim gerçekten çok dikkatimizi çekti. Bu konuda kendilerinin göstermiş olduğu anlayış ve işbirliği için de teşekkür ediyorum” dedi.

    Türkiye’nin bu konuya ilişkin olarak muhataplarıyla yürüttüğü görüşmeleri büyük bir ilgiyle sürdürdüğünü ifade eden Fidan, “Dün ben ilgili şirket yöneticileriyle de bir araya geldim. Sayın Bakan’la yaptığımız ziyaretten sonra onlardan da teknik konularda izahatları dinledim. Gerçekten aslında çok ciddi bir profesyonel işbirliği zemini var. Umarım teknik insanlarımız bu konuda daha da ileriye gidecek adım atarlar” ifadelerini kullandı.

    Vize ve göç işlemlerine ilişkin konular görüşüldü

    2023 yılında yaşanan Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi sonrasında Kanada’nın Türk vatandaşlarına verdiği üç yıllık özel oturum ve çalışma izninin uzatılması için bir diplomatik girişimin söz konusu olup olmadığı sorusuna Fidan, “Kanada ile aramızda sadece bu konu değil genel manada vize ve çalışma izinleri ve göç işlemleri ile ilgili konular, çok kapsamlı bir şekilde konuşulmakta. Bu konuları konuşuyoruz değerli meslektaşımla basın toplantısından sonra bir oturumumuz daha var orada da daha detaylı ele alma imkanımız olacak” cevabını verdi. – OTTAWA

  • Kurtulmuş’tan Terörsüz Türkiye Vurgusu

    Kurtulmuş’tan Terörsüz Türkiye Vurgusu

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Siyaset Okulu Kapanış ve Sertifika Programına katıldı. TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Terörsüz Türkiye ile birlikte terörsüz bir bölgeyi hep birlikte kuracağız. Cumhuriyet tarihimiz 60 darbesi, arkasından 61 anayasası, 80 darbesi arkasından 82 anayasası, bütün bu darbeleri geride bırakmış, darbeci fikirlerin ürünü olan anayasaları geride bırakmış, özgür, çağdaş, katılımcı ve gerçekten demokrat bir anayasayı yapabilecek güce ve kuvvete sahip olduğumuza inanıyorum. Türkiye idealinden vazgeçmedi. Falanca grubun, falanca ülkelerin kuyruğuna takılalım, hiç demedik. Sadece bu ülkenin geçmişine, tarihine, birikimine güvendik, bu ülkenin bugünkü imkanlarına itimat ettik” dedi.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Türk Talebe Birliği tarafından düzenlenen Siyaset Okulu Kapanış ve Sertifika Programına katıldı. Fatih’te düzenlenen programda TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yanı sıra 27’nci TBMM Başkanı İsmail Kahraman, MTTB Başkanı Tahsin Başarı ve davetliler katıldı. Program Hafız Muhammed Karagöz’ün Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

    “Lise eğitimi kalkmalıdır, fuzulidir”

    Programa katılan 27’nci TBMM Başkanı İsmail Kahraman, “Dindar ülkelerde gördüğümüz olaylarda kötülüklerin az olduğunu görüyoruz. Milli kahramanları da yaşatmalıyız. Lise eğitimi kalkmalıdır, fuzulidir, ilk 2,3,4,5, ortaokuldur. Biz bunu lise diye tekrar ediyoruz. O yüzden eski rüştiye ortaokul mezunları, üniversite mezunlarından çok daha mükemmeldiler. Niye beyni uyuşturuyoruz. Bana ne Amazon gemisinden, kendi tarihimi neden bilmiyorum” dedi.

    “Büyük bir başarı kazandınız”

    Yeni anayasa çalışmaları konusunda meclisin başarılı çalışmalarını tebrik eden Kahraman, “Yeni anayasa çalışmalarında milli bütünlük sağlama çalışmalarında partileri çağırdınız. Büyük bir başarı kazandınız. Çünkü hepsi bildirinin altına imza attılar. O heyetin içinden siz karar çıkardınız, tecrübesi olan bir kişi olarak söylüyorum. Bu büyük bir başarıdır. Tebrik ederim” diye konuştu.

    “Milli Türk Talebe Birliğinin 4 tane sütunu vardır. Bir kubbenin dört sütununun olması gibi ahlak, iman, ilim ve aksiyon”

    Programda konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Milli Türk Talebe Birliğinin 4 tane sütunu vardır. Bir kubbenin dört sütununun olması gibi ahlak, iman, ilim ve aksiyon. Bunlardan birisi eksik olursa, özellikle Türkiye gibi iddialı olan bir ülkenin gençlerinin, gençliğinin eksik kalacağı bilindiğinden bu dört ayağı da mükemmel bir şekilde tamamlanmaya çalışıldı. Bizim gençliğimizde ondan önceki dönemlerde, sizin zamanınıza kadar süreçlerde temel eğitimlere önem verilmiş olması, gezilere, kültür faaliyetlerine önem verilmiş olması özelliği olmasıdır” şeklinde konuştu.

    “Türkiye idealinden vazgeçmedi”

    Konuşmasına devam eden Kurtulmuş, “Bu çerçevede bu büyük davanın birisi içeride, diğeri dışarıda olmak üzere iki temel ayağı vardır. İçerideki ayak, Türkiye’ye, Türkiye’nin yaslanmış olduğu Anadolu kıtasına, üstadın tabiriyle ve bütün gönül coğrafyamıza ait olan durumdur. Onu yeniden güçlü büyük Türkiye idealiyle özetledik ve yıllarca bunun için çalıştık. Yani Türkiye her alanda eğitimden kültüre, sanattan teknolojiye, askeri alandan uluslararası alana kadar her alanda takip eden değil, uydu olan değil, fake olan değil, tam manasıyla bağımsız olan ve takip edilen bir ülke olmayı ideali edeceğiz. Öyle olduğu için 1950’lerin, 1960’ların şartları farklıydı, ona göre gelişti. 70’lerin, 80’lerin şartları farklıydı, ona göre değişti. Ama hiç büyük Türkiye idealinden, yeniden güçlü büyük Türkiye idealinden vazgeçmedi. Falanca grubun, falanca ülkelerin kuyruğuna takılalım, hiç demedik. Falanca fikri benimseyelim, onların gölgesinde yürüyelim, asla demedik. Sadece ve sadece bu ülkenin geçmişine, tarihine, birikimine güvendik, bu ülkenin bugünkü imkanlarına itimat ettik” ifadelerini kullandı.

    “Başta yapay zeka olmak üzere birçok yeni alanda önde olmak, takip edilen ülke olmak, Türkiye idealinin vazgeçilmez bir hususudur”

    Türkiye’nin teknolojik gelişmeler konusunda yeni döneme ulaştığını söyleyen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Belki çok somut halde Türkiye’de ağır sanayi hamlesini gerçekleştirmek, Türkiye’nin her şehrine fabrika kurmak, bunun için büyük mücadeleler verildi, Devrim motoru endüstrilerinden Türkiye’nin kamu eliyle yapılan yatırımlarına kadar birçok alanda başarılar elde edildi. Şimdi yeni dönemdeyiz. Bu dönemde başta yüksek teknolojiler, bilgisayarda bilgi teknolojileri, ulaştırma haberleşme teknolojileri olmak üzere, başta yapay zeka olmak üzere birçok yeni alanda önde olmak, takip edilen ülke olmak, yeniden güçlü Türkiye idealinin vazgeçilmez bir hususudur. Dolayısıyla çağın gereksinimleri içerisinde, asrın idraki içerisinde bütün hedeflerimizi güncelleyeceğiz ama hedefimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu ülkeye geçmiş siyasi tarihi içerisinde çok teklif edilmiştir. Siz şunu üretmeyin, niye bununla vakit kaybediyorsunuz? Gidin elin oğlundan, elin başka ülkelerinin ürettiklerini alıp onlarla birlikte daha ileriye gidersin. Hiç biz bu fikrin yanında olmadık. Hep kendiniz olmak, kendiniz üretmek, kendiniz ileriye gitmek ve kendi büyük Türkiye idealinizin etrafında yürümek için mücadele ettik” diye konuştu.

    “En temel vazifelerimizden birisi, yeryüzünde hakkaniyetin, adaletin sağlanması için büyük gücümüzle çalışmaktır”

    “Devlet geleneğimizin en önemli unsurlarından birisi ise nizam-ı alemdir” diyen TBMM Başkanı Kurtulmuş, şunları söyledi:

    “Türkiye’yi her bakımdan güçlü, her alanda takip edilen bir ülke haline getirmek, yani kısacası yeniden güçlü bir Türkiye olma idealimiz. Bunun ikinci ayağı ise başta yakın çevremiz olmak üzere dışarıya, aleme ait tavrımızdır. Buradaki hedefimiz ise mutlaka adil, hakkaniyetli yeni bir küresel sistemin kurulması için mücadele etmek. Çünkü sevgili gençler, bizim millet olarak önemli hasletlerimizden birisidir. Devlet, geleneğimizin en önemli unsurlarından birisi ise nizam-ı alemdir. Yani biz sadece kendi obasını düzeltmekten sorumlu olan bir millet değiliz. Biz aynı zamanda yeryüzündeki bütün mazlum ve mağdurların hakkını koruyan, yeryüzünün, yerkürenin her tarafında hakkaniyetin, adaletin tesis edilmesi için mücadele eden bir milletin torunlarıyız. Bugün de en temel vazifelerimizden birisi, yeryüzünde hakkaniyetin, adaletin sağlanması için büyük gücümüzle çalışmaktır. Bunun için dış politikaları, dünyanın her yerinde hemen hemen bugün geldiğimiz nokta itibarıyla sözüne itibar edilen ve ne söylediği merak edilen bir ülke haline geldi. Daha da güçleneceğiz. Dünyanın her yerindeki sorunları çözebilmek için gayret sarf edeceğiz. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın bitirilmesinden, Gazze’deki insanlık suçlarının sonlandırılmasına kadar her yerde Türkiye’nin sözü vardır. Afrika kıtasındaki, Asya’daki, dünyanın en uzak noktasındaki mazlum milletlerin kurtuluşu, onların da adil ve hakkaniyetli bir dünyada yaşaması için fikir üreteceğiz, çabalar ortaya koyacağız, siyasetimizi gerçekleştireceğiz.”

    Başkan Kurtulmuş, “Türkiye’nin Somali’de ne işi var? Türkiye’nin Yemen’de ne işi var? Türkiye’nin Balkanlar’da ne işi var diyenleri her daim duyuyoruz. Çünkü aramızdaki temel mesele budur. Biz aldığımız devlet terbiyesi ve aldığımız milletimizin milli mefküresi dolayısıyla, tekrar söylüyorum, sadece kendimizden sorumlu değil, dünyanın her yerindeki insanlardan sorumluyuz. Bunun için, şu soruyu sorayım. Böyle olduğu için Türkiye’nin lideri Recep Tayyip Erdoğan kalkıyor, dünya beşten büyüktür diye Birleşmiş Milletler’de bütün dünyaya fikrimizi anlatıyor. Her platformdan dile getiriyor” şeklinde konuştu.

    “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzun çalışmalarını Türkiye demokrasisi bakımından fevkalade önemli görüyorum”

    Konuşmasına devam eden TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Hiç kimsenin etnik farklılıklar üzerinden bu ülkenin çocuklarını kandırarak eline silah veremeyeceği bir dönemi inşallah test etmemiz için yolumuza devam edeceğiz. Bu çerçevede az evvel İsmail ağabeyin de ifade ettiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gerçekleştirdiğimiz, geçtiğimiz sene yaz aylarında ve ondan sonra raporlaştırdığımız Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzun çalışmalarını Türkiye demokrasisi bakımından fevkalade önemli görüyorum. Yaptığım bütün uluslararası temaslarda da karşı taraftaki muhalefetlerimizin bu komisyon çalışmaları dolayısıyla Türkiye’yi takdirle izlediklerini görüyorum. İnşallah çok kısa süre içinde komisyon çalışmalarına katılan bütün milletvekillerinin bütün partilerin ittifakla bir rapor hazırlamış olması da Türkiye demokrasisi bakımından bir ilktir. Çok partili siyasi hayatımızda bir ilktir” dedi.

    “En kısa süre içerisinde TBMM üzerine düşen sorumluluğu gerçekleştirecek”

    Terörsüz Türkiye ile birlikte terörsüz bir bölgenin hep birlikte kurulacağını söyleyen TBMM Başkanı Kurtulmuş, “O raporda bir yol haritası ortaya konulmuş. O yol haritasının gereği de bundan sonraki süreçte inşallah tamamlanacaktır. Örgütün bütünüyle kendisini tasfiye ettiği, silahların bırakıldığının anlaşılmasıyla birlikte toplumsal bütünleşmenin sağlanması için ümit ediyorum ki en kısa süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerine düşen sorumluluğu gerçekleştirecek ve yasal düzenlemeleri yerine getirilecek. Kısa dönemde Terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleştirilmesi için bu adımın atılacağına yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı.

    Kurtulmuş’tan yeni anayasa çalışmalarına vurgu

    Yeni anayasa çalışmalarına başlanılması gerektiğini söyleyen TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Bundan sonra da en kısa süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni anayasa çalışmalarını başlatacağını ümit ediyorum. Böylece artık daha 1876’da başlayan, darbelerden sonra gerçekleşen anayasalar meselesini geride bırakacağız. Cumhuriyet tarihimizde 60 darbesi arkasından 61 anayasası, 80 darbesi arkasından 82 anayasası, bütün bu darbeleri geride bırakmış, darbeci fikirlerin ürünü olan anayasaları geride bırakmış, özgür, çağdaş, katılımcı ve gerçekten demokrat bir anayasayı yapabilecek güce ve kuvvete sahip olduğumuza inanıyorum” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve 27’nci TBMM Başkanı İsmail Kahraman tarafından siyaset okulunu bitirenlere belgeleri takdim edildi. – İSTANBUL

  • AK Parti’den muhalefete ağır eleştiri

    AK Parti’den muhalefete ağır eleştiri

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Başkanı Hasan Basri Yalçın, muhalefete ülkenin emanet edilemeyeceğini belirterek, “Pavyonda delege pazarlığı yapmışlar, delege pazarlıklarının çerçevesinde kendi kurultaylarına fitne fesat bulaştırmışlar, şimdi onun kavgasını veriyorlar” dedi.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Başkanı Hasan Basri Yalçın, Aksaray’da AK Parti Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısına katıldı. Yalçın, yaptığı konuşmada, “25 yıl boyunca yaptığımız icraatlar nedeniyle tonlarca eleştirisi bulunanlar olabilir. Ama kusura bakmasınlar. AK Parti, Cumhuriyet tarihimizin en başarılı iktidarlarını üretmiştir. Sadece icraat değil, yol, köprü, tünel, hastane değil. Bu ülkede insanların üniversiteye gitmesini bile engellemişlerdi. Başı kapalı insanların üniversite okuması bile yasaktı. Bu yasakları, bu başta olmak üzere buna benzer bütün yasakları teker teker kaldırmış bir siyasi iktidarız biz. Bu ülkenin başbakanları üç kuruş kredi için IMF’nin kapısında yatarlardı. Bugün biz, dünyanın en güçlü ülkelerinden birisi olma yolunda ilerliyoruz. Bu ülkenin, Karabağ işgal edildiğinde Azerbaycanlı kardeşlerine gönderecek helikopteri bile yoktu. Bugün biz helikopter, tank, piyade tüfeği, uçak, SİHA dahil olmak üzere bütün savunma sanayi araçlarımızı artık kendimiz üretebilecek konuma geldik. Cumhurbaşkanımız başından beri bunu söylüyor. Çünkü Türkiye’nin daha gidecek çok yolu var. ‘Türkiye Yüzyılı’ dediğimiz yüzyılı inşa edene kadar AK Parti iktidarına ve Recep Tayyip Erdoğan’a ihtiyacımız var. Büyük, güçlü bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız ki çocuklarımız, bizim AK Parti öncesinde yaşadığımız zorlukları yaşamasınlar. Torunlarımız bir daha başörtüsü yasağı gibi saçmalıklarla karşılaşmasınlar. Bir daha bu ülkeyi yönetenler, IMF’nin kapısında üç kuruşluk kredi için dilenmek mecburiyetinde kalmasınlar. Bir daha bu ülkeyi yönetenler, terörle mücadele ederken diğer ülkelerden silah ve mühimmat dilenmek mecburiyetinde kalmasınlar. Şehitler vermeyelim, güçlü olalım, teröre müsaade etmeyelim, güçlü bir Türkiye’yi inşa edelim, çoluğumuz çocuğumuz, torunlarımız çok daha güçlü bir Türkiye’nin vatandaşı olsun” dedi.

    “Pavyonda delege pazarlığı yapmışlar”

    Türkiye sınırlarında savaşların eksik olmadığını belirten Yalçın, “Bakın, sınırlarımızda neredeyse savaşa bulaşmamış ülke kalmadı. Ukrayna, Irak, İran, Suriye yerle bir oldu, Libya, Gazze paramparça oldu. Körfez ülkeleri savaşın eşiğindeler. Kimisi iç savaşa düştü, kimisi işgal edildi. Bunların içerisinde, kuzeyden güneye kadar bütün komşularımıza baktığımızda, ayakta duran, ayakta kalan, huzur adası, huzur iklimi gibi olan bir Türkiye var Allah’ın izniyle. İktidara gelmek istiyorlarmış. Ne için? Ne yapmak için? Hangi planla? Hangi projeyle? Bu millete hangi alternatifi sundunuz? Hiçbirini. 24-25 yıldır bize muhalefet ediyorlar. Her söylediğimize bir kulp takıyorlar. Her türlü hakareti gerçekleştirdiler. Bir tane fikir ortaya koymadılar. ‘Bu ülke daha nasıl iyi olur?’ diye tek bir başı sonu belli çerçeveleri yok ortada. İktidar olacaklarmış. İşte bu nedenle bu vatandaş öyle bir erdem sahibidir ki her seferinde sandığa gittiğinde sizi sandığa gömer ve geçer. Çünkü siz bu vatandaşın derdiyle dertlenmiyorsunuz. Sizin bir tek derdiniz var: Kendi partinizde kişisel kavgalarınızı vermek. Görüyorsunuz, her şey açıklığıyla ortaya çıktı. Ne olmuş? Hadi bunların kazandıkları belediyelerde hizmet vermediklerini zaten biliyorduk. O belediyelerde yaptıkları yolsuzlukların ayyuka çıktığını da biliyorduk. Sonra, benim burada söylemeye utanacağım ahlaksızlıkları da ortaya çıktı. Şimdi kendi genel başkanları ne diyor? ‘Pavyonda delege pazarlığı yapmışlar.’ Delege pazarlıklarının çerçevesinde kendi kurultaylarına fitne fesat bulaştırmışlar, şimdi onun kavgasını veriyorlar. Dertleri ne? Türkiye için herhangi bir proje konuşuyorlar mı? Hayır. ‘Sen git, ben geleyim.’ O onun delegesini satın alıyormuş, bu bunun altından kumpas kuruyormuş, öteki ötekine zarar vermeye çalışıyormuş. Bunlara ülke asla emanet edilemez. Bunlar, kendi partilerindeki meseleyi bile çözemeyen, kendi partilerinde bile birbirlerine kumpas kurmaktan başka bir iş bilmeyen bir kalabalıktan ibaret. Bunlardan ne memlekete bir fayda gelir ne kendilerine bir fayda gelir” dedi. – AKSARAY

  • D8’in 29. Yılı Kutlandı

    D8’in 29. Yılı Kutlandı

    Saadet Partisinin öncülüğünde, Gelişen 8 Ülke (D8) Ekonomik İşbirliği Teşkilatının 29. kuruluş yıl dönümüne ilişkin program düzenlendi.

    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen programda yaptığı konuşmada, son 30 senede dünyada büyük olayların yaşandığını, her dönemde ise esas sorunun Filistin olduğunu söyledi.

    Gül, “Memnuniyetle görüyorum ki D8 ülkeleri arasındaki ikili ilişkiler her bakımdan gelişti, güçlendi, sıkıntılı günlerin hepsi geride kaldı. Şu anda bütün liderler, ülkeleri yönetenler Türkiye’den Mısır’a, Endonezya’dan Pakistan’a kadar herkes bunun farkında. Gelecek çok daha iyi olacaktır.” dedi.

    İran-ABD arasındaki mutabakatın memnuniyet verici olduğunu belirten Gül, İran halkını tebrik etti.

    Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, D8’in bugünün uluslararası kuruluşları gibi göstermelik ve yalnızca siyonizmin çıkarına hizmet eden, karikatürize bir yapı değil, dünyanın gidişatına itiraz eden büyük bir medeniyet çağrısı olduğunu belirtti.

    D8’in Asya’dan Afrika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan stratejik bir kuruluş olduğuna dikkati çeken Arıkan, şöyle devam etti:

    “Enerji üretim alanlarının, ulaşım ve nakil yollarının üzerindedir. İstanbul Boğazı’ndan Çanakkale’ye, Süveyş Kanalı’ndan Aden Körfezi’ne, Hürmüz Boğazı’ndan Hazar Denizi’ne varıncaya dek çok önemli bir jeostratejik konuma sahiptir. Petrol ve doğal gaz başta olmak üzere her türlü yer altı ve yer üstü zenginliği bünyesinde barındırmaktadır. Ama hepsinden önemlisi, sahip olduğu insan kaynağıdır. D8 ülkeleri, 1 milyarı aşan nüfusu, 5 trilyon dolara yaklaşan ekonomisi, 7,5 milyon kilometrekareyi aşan coğrafyası ile muhteşem bir güce sahiptir. D8’i sadece ekonomik bir işbirliği platformu olarak görmekten çıkarmalı, bu büyük yapıyı siyasi bir hüviyete, ahlaki bir duruşa, küresel bir ‘adalet’ teklifine dönüştürmeliyiz.”

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu konuşmasında, D8’in hangi şartlarda doğduğunu anlattı.

    D8’in pasif bir proje olarak ortaya çıkmadığını, soğuk savaş ve 2. Dünya Savaşı’yla başlayan sürece karşı bir başkaldırı olduğunu anlatan Davutoğlu, “D8 projesi ilan edilene kadar Türkiye, soğuk savaş döneminde NATO’nun kanat ülkesi olarak görülüyordu. Yani NATO’yu korumak üzere Sovyetler Birliği’ni engelleyecek olan, NATO’nun bölgesel birtakım müdahalelerinde üs imkanı sağlayan, kuvvetli ordusuyla ağırlığı olan ama kendisine has stratejik zihniyeti olmayan, kendisine savunma sanayisi olmayan bir edilgen ülke. Biz o zaman buna isyan ettik.” diye konuştu.

    Davutoğlu, “Kanat ülke değil, merkez ülke. Şimdi D8’in haritasına bakın Türkiye’nin o merkez konumunu görürsünüz. Bir isyandı bizimkisi, Türkiye’ye edilgen bir rol biçenlere bir isyan.” dedi.

    DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, D8’in 1997’de çok temel bir soruya cevap vermek için kurulduğunu söyledi.

    Babacan, “D8 ülkelerine şöyle baktığımızda nüfusla ekonomik büyüklükte birbirleriyle ya da dünyayla olan ticari bağlantılarıyla ortalama nüfusun yaşıyla yani genç bir nüfusla aslında çok büyük bir potansiyeli temsil ediyor.” ifadelerini kullandı.

    “D8, adil bir dünyanın çekirdeğini oluşturmak üzere kurulmuştur”

    Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Merhum liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın öncülüğünde, bundan tam 29 yıl önce 15 Haziran 1997’de D8, adil bir dünyanın çekirdeğini oluşturmak üzere kurulmuştur.” dedi.

    D8’in İslam aleminde büyük sevinçle ve coşkuyla karşılandığını belirten Erbakan, şunları kaydetti:

    “8 üye ülkenin meydana getirdiği D8 topluluğu, bugün 8 milyarı bulan dünya nüfusunun, takriben 1,5 milyara yakın kısmını yani yüzde 18’ini oluşturmaktadır. Bu 8 ülkenin yüzölçümü 7,5 milyon kilometrekaredir. Dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 12’sine sahiptir. Dünyadaki kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin yüzde 22’sine sahiptir. Ayrıca bor, krom, toryum gibi stratejik maden rezervlerinin büyük çoğunluğunu ihtiva etmekte. Pamuk ihracatının büyük kısmını sağlamaktadır. Dünyanın merkezindeki geniş bir bölgeyi kapsamakta. Dünya deniz ticaretinin üçte ikisinin gerçekleştiği deniz ve boğazların kontrolü bu 8 ülkenin elindedir.”

    Programa, İran Heyeti Başkanı Manuçehr Muttaki, D8 Genel Sekreteri Sohail Mahmood, eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Mahmoud Moussa, Filistin-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Mazen Alhasasneh, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sabri Tekir ve siyasi parti temsilcileri katıldı.

  • Sağlık Bakanı Memişoğlu: 2026’nın sonunda bir alım planlıyoruz

    Sağlık Bakanı Memişoğlu: 2026’nın sonunda bir alım planlıyoruz

    Bakan Memişoğlu, A Haber canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

    Türkiye’nin Kovid-19 salgını sürecini başarıyla yönettiğini belirten Memişoğlu, bakanlığın talimatıyla gerçekleştirilen teftiş programının 3’üncüsüne ilişkin bilgiler verdi.

    Memişoğlu, “3’üncü teftiş programında yaklaşık 50 il yer alacak. Böylece il müdürlerimiz ve yöneticilerimizle ilgili yanlış bir uygulama varsa hem onları düzeltiyoruz hem de gelecekle ilgili bir risk varsa yöneticilerimizi uyaracak şekilde bir değerlendirme yaptırıyoruz. Böylece hastanenin alım süreçlerinden hizmet süreçlerine, personel yönetilmesinden mesaisine kadar her açıdan o ildeki sağlık sistemine check-up yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin her köşesinde sağlık hizmetinin ücretsiz alınabilmesiyle sağlık sistemindeki talebin arttığının altını çizen Memişoğlu, “2024’te, yaklaşık 3,9 milyon randevu bekleyen vardı. Orada bir sıkışıklığımız olmuştu. Özellikle sıkışık branşların nerede ve hangi hastanelerde olduğunu analiz ettik. Bunun neticesinde de 390 tane kulak burun boğaz muayene masası, 400 küsur tane göz ünitesi kurduk. Uzman atamalarımızı da randevu bekleyenlerin süreçlerini dikkate alarak yaptık.” diye konuştu.

    Memişoğlu, aile hekimliği mevzuatında değişiklik yaptıklarını belirterek, kendilerine kayıtlı hastaların taramalarını yapabilen aile hekimleri aracılığıyla 31 milyon kişiye ulaşıldığını söyledi.

    Vatandaşların hastaneye gitmeden sağlık sorunlarının çözülebileceğini ifade eden Memişoğlu, 1859 ilacın aile hekimleri tarafından yazılabildiği bir sistem getirdiklerini anlattı.

    Temel sağlık hizmeti olarak bilinen birinci basamak sağlık sistemini bu şekilde etkin hale getirdiklerini kaydeden Memişoğlu, aile hekimine yönelen hastaların yaklaşık yüzde 76’sının problemlerinin çözüldüğünü, sorunu çözülemeyen yüzde 24’lük kısmın ise hastaneye yönlendirildiğini ifade etti.

    Memişoğlu, şunları kaydetti:

    “Türkiye bugün ulaşılabilir sağlık sistemi anlamında dünyanın örnek ülkelerinden biridir. 2025 yılında her bir vatandaşın 12,4 kez sağlık sisteminden faydalandığı bir ülkeden bahsediyoruz. Bugün Avrupa ortalaması 6 bandındadır, büyük bir gelişimdir bu. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden dahi bugün Türkiye’ye gelip sağlık hizmeti almaya çalışıyorlar. Eskiden insanlar ameliyat olmak için Türkiye’den başka ülkelere gidiyordu. Türkiye’deki sağlık sisteminin son 24 senede gelişmesi sayesinde bugün dünyanın en gelişmiş ülkesi diye gördüğümüz ülkelerden bile ülkemize gelip ameliyat olan, sağlık hizmeti alan, kanserini tedavi ettiren insanlar, vatandaşlar var.”

    “BU SENE HEDEFİMİZ TÜRKİYE GENELİNDE 60 HASTANEYİ HİZMETE SUNMAK”

    Türkiye’nin 24 senede sağlıkta büyük devrim yaşadığını kaydeden Memişoğlu, “27 tane şehir hastanemiz var. 11 hastanemiz inşaat aşamasında, bunların yaklaşık 6 tanesini bu sene sonuna yetiştirmeye çalışıyoruz. Bunun yanında da yaklaşık 10 tane hastanemizde projelendirilme, ihale aşamasındayız.” diye konuştu.

    Sancaktepe’de 4 bin 50 yataklı Avrupa’nın en büyük şehir hastanesinin inşaatının devam ettiğini, İzmir’de, Muğla’da, Tokat ve Konya’da da planladıkları hastaneler olduğunu aktaran Memişoğlu, “Geçen sene yaklaşık 30 tane hastane hizmete aldık, bu sene de hedefimiz Türkiye genelinde şehir hastaneleri dahil 60 hastaneyi insanlarımızın hizmetine sunmak.” dedi.

    Memişoğlu, bugün 100 yatağın üzerindeki hastanelerin hepsinin depreme karşı izolatörlü yapıldığını da kaydetti.

    Yoğun bakım kapasitesine de değinen Memişoğlu, “Türkiye’de yoğun bakım kapasitesi 48 bin. Bu da Avrupa’daki yoğun bakım kapasitesinin yaklaşık 2,5 katı. 2002 senesinde bu sayı 2 bin 300’dü.” diye konuştu.

    Memişoğlu, “2024 KPSS ile geçen sene 47 bin hekim dışı personel alımı yaptık. Ondan önce de iki dönem daha alım olmuştu. 2026 Eylül’deki KPSS sonrasında bu alımları planlayacağız. Yani 2026’nın sonunda bir alım planlıyoruz. Bugün fizyoterapistlerin, uzman psikologların ve diyetisyenlerin kendi sağlık ünitelerini açabilecek hale gelmesini sağladık. Kamu da istihdamın haricinde, orada istihdam edilmemiş arkadaşlarımız kendi özel ünitelerini açabilir haldeler. Bizzat kendilerini ruhsatlandırıyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “SON 5 AYDA 3 BİNE YAKIN İNSANIMIZ ERKEN KANSER TEŞHİSİ KONULARAK TEDAVİ EDİLDİ”

    Artık vatandaşın hekimi değil hekimlerin vatandaşı aradığını belirten Memişoğlu, “Aile hekimlerimiz 31 milyon insanı taradılar. 5 milyon kişide şeker hastalığı, hipertansiyon gibi hastalıklarda riskli oldukları için tedaviye başladık. Yani bizim hastalanmadan bu insanları korumamız gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Kanser taramalarının da yapıldığını aktaran Memişoğlu, “Sadece son 5 ayda 3 bine yakın insanımız erken kanser teşhisi konularak tedavi edildi. Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun.” diye konuştu.

    Memişoğlu, Türkiye’de her üç kişiden birinin sigara kullandığını, sigara bırakma polikliniklerinin sayısını 1500’e çıkardıklarını, mobil timler oluşturduklarını, aile hekimlerine eğitimler verdiklerini, sigara bırakma danışmanlık hizmeti ve ücretsiz sigara bırakma ilaçları verdiklerini anlattı.

    İnsanların sağlıklı kalmasını istediklerini aktaran Memişoğlu, “Sigara alanları net değil, biz sigara alanları netleştireceğiz ve sigarayı görünür olmaktan çıkaracağız. Çünkü bizim neslimizin riski bu. Türkiye’yi dumansız bir ülke haline getirmek hedefiyle çalışacağız.” dedi.

    Memişoğlu, Türkiye’nin aşılanmada dünyanın en iyi ülkelerinden biri olduğunu, şu anda 13 tane aşıyı ücretsiz şekilde bütün çocuklara, zatürre, grip aşısını da belli yaş grubuna ulaştırdıklarını ve yüzde 95’in üzerinde bir aşılanma oranı olduğunu belirtti.

    İki tane hepatit aşısının üretildiğini de kaydeden Memişoğlu, “Aynı zamanda bu 13 aşıyı da Türkiye’de üretebilir bir planlamaya ve organizasyona başladık. Çok kısa zamanda bu aşıları Türkiye’de kendi altyapımızla üreteceğiz. Aşı karşıtlığı bizi çok üzüyor.” dedi.

    Memişoğlu, aşıların keşfinden sonra salgın hastalıkların gerilediğini hatırlatarak, koronavirüste de aşılarla beraber salgını durdurduklarını kaydetti.

  • Antalya’da COP31’e Hazırlık Süreci

    Antalya’da COP31’e Hazırlık Süreci

    ÇEVRE, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, TBMM Çevre Komisyonu’nda yaptığı sunumda, ” Antalya’da düzenleyeceğimiz COP31’de yaklaşık 100 bin katılımcıyı ağırlamayı öngörüyor, burada da ülkemizin bugüne kadar ev sahipliği yaptığı en büyük uluslararası organizasyonlardan birini gerçekleştirmek için çalışıyoruz” dedi.

    TBMM Çevre Komisyonu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Ensarioğlu, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansının 9-20 Kasım tarihleri arasında Türkiye’de gerçekleşeceğini hatırlatarak, “İklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve ülkemizin uluslararası yükümlülükleri bakımından COP31 süreci büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, kamuoyunun, TBMM’nin ve milletvekillerimizin süreç hakkında doğru, kapsamlı bir şekilde bilgilendirilmesinin son derece kıymetli olduğunu ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, milletvekillerini bilgilendirdi. Varank, COP31 sürecine ilişkin hazırlıkları paylaşacağını söyleyerek, “COP31 Başkanlığı olarak her iki alandaki süreci geleceğin COP’u, uygulama COP’u anlayışıyla ele alıyor, diyalog, uzlaşı ve aksiyon ilkeleri doğrultusunda somut sonuçlara odaklanıyoruz. Bu anlayışla COP31’i uygulanmaya dönük ortaklıkların geliştirildiği ve ölçülebilir sonuçlarının üretildiği bir süreç haline getirmeyi hedefliyoruz. Antalya’da düzenleyeceğimiz COP31’de yaklaşık 100 bin katılımcıyı ağırlamayı öngörüyor, burada da ülkemizin bugüne kadar ev sahipliği yaptığı en büyük uluslararası organizasyonlardan birini gerçekleştirmek için çalışıyoruz” diye konuştu.

    ‘TÜRKİYE’YE ÖNEMLİ BİR DİPLOMATİK AVANTAJ SAĞLAYACAK’

    Varank, COP31 Başkanlığı olarak önceliklerinin güveni güçlendiren, kapsayıcı ve somut odaklı bir müzakere ortamı oluşturmak olduğunu kaydederek, “Türkiye’yi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında köprü kurabilme kapasitesi kazandıran COP31 Başkanlığı sürecinde önemli bir diplomatik avantaj da sağlayacaktır. Her yıl farklı bir ülkede düzenlenen COP süreçleri iki temel eksen üzerinde ilerlemektedir. Birinci eksen taraf ülkelerin yürüttüğü resmi müzakerelerdir. Bu alanda azaltım, uyum, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme gibi başlıklarda kararlar alınmakta ve ortak kurallar belirlenmektedir. İkinci eksen ise eylem gündemidir. Eylem gündemi şehirlerin, özel sektörün, finans kuruluşlarının ve sivil toplumun sürece katılımını sağlayarak uygulamayı hızlandırmayı amaçlamaktadır. Türkiye ve Avustralya arasında oluşturulan ortaklık modeli COP31 sürecinin en özgün yönlerinden biridir. Bu model kapsamında Türkiye ev sahibi ülke ve COP Başkanı olarak organizasyonun siyasi liderliğini, lojistik hazırlıklarını ve eylem gündemi çalışmalarını yürütecektir, Avustralya ise COP Başkanlığı adına müzakere süreçlerinin yönetiminde rol alacaktır. Böylece bir taraftan güçlü bir müzakere süreci yürütülecek, diğer taraftan da Türkiye’nin ev sahipliğinde uygulama odaklı vizyonunu ön plana çıkarılacaktır” dedi.

    ‘COP31 ÜLKEMİZE BÜYÜK KAZANIM SAĞLAYACAK’

    COP31 Başkanlığı’nın iklim değişikliğiyle mücadelede uygulama açığını kapatma, ülkelerin somut iş birliği geliştirebileceği alanlar gibi somut eylem planları olduğunu vurgulayan Varank, “Meclisimizin de takdirlerine arz edilecek olan Ev Sahibi Ülke Anlaşması COP31’in hukuki, idari ve operasyonel temelini oluşturan bir belge olacaktır. Türkiye bu anlaşmayı Bonn iklim toplantıları sırasında sekreterya ile imzalamış ve böylece COP31 hazırlıklarının resmi çerçevesi de netleşmiştir. Anlaşma konferans alanlarının kullanımı, akreditasyon süreçleri, erişim ve güvenlik düzenlemeleri, sağlık hizmetleri, lojistik destek mekanizmaları ve sekreteryayla kurumsal koordinasyon gibi birçok başlığı da kapsamaktadır. Bu çerçevede, COP31’in uluslararası standartlara uygun, güvenli, erişilebilir ve kesintisiz şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli hukuki ve kurumsal altyapı da oluşturulacaktır. Ülkemiz adına büyük bir kazanım sağlayacak olan COP31 Antalya sürecinde hep birlikte ülkemizi başarıyla temsil edeceğimize yürekten inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

    ‘EYLEM GÜNDEMİNİ YÖNETEN TÜRKİYE OLACAK’

    Ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanı Halil Yaşar, organizasyon ile ilgili milletvekillerine sunum yaptı. COP kavramını, yapısını, taraf ülkeleri, Türkiye’nin taraf olma sürecini, çalışma biçimini anlatan Yaşar, “Şimdi özellikle, ‘Geleceğin COP’u–Uygulama COP’u’ mottosunu kullanmaya başladık. Neden? Çünkü Paris Anlaşması’nın imzalanmasının üzerinden 10 yıl geçti. Birçok taahhütler verildi, çok taraflar yer aldı, müzakere edilen konular var ama bir tarafta, artık ikinci 10 yıla girerken, ‘Gelin, bunu uygulama COP’u yapalım, pratiğe dökelim, somut çıktıları alalım’ dedik; o yüzden biz mottomuzu değiştirdik ve diyalog, uzlaşı, aksiyon. Diyalog olmadan hiçbir şekilde bir kararın ortaya koyulması söz konusu değil. Diyaloglarla kararları olgunlaştırıp, uzlaşıyı ve uzlaşıdan sonra da aksiyona dökme niyetimiz var. Türkiye’nin adaylık süreci 2022’de başlamış, geçen yıl COP30’un son gününde de yeni bir model şeklinde ortaya koyuldu ve burada COP Başkanlığı Türkiye, ev sahibi Türkiye, eylem gündemini yöneten Türkiye olacak” ifadelerini kullandı. Yaşar ayrıca Türkiye’nin net sıfır emisyon hedeflerini paylaştı.