Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı), Afrika’daki ilk bilim merkezini Moritanya’nın başkenti Nuakşot’ta hizmete açtı.
Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Türkiye-Moritanya Eğitim ve Kültür Forumu kapsamında kurulan Bilim Nuakşot ile merkez bünyesindeki DENEYAP Teknoloji Atölyesi’nin açılışı, Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Okulu’nda düzenlenen törenle gerçekleştirildi.
T3 Vakfı ile Moritanya Mesleki Eğitim, Zanaat ve Meslekler Bakanlığı işbirliğinde hayata geçirilen merkezin, gençlerin bilim, teknoloji ve inovasyon alanlarındaki yetkinliklerinin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.
Törene, Türkiye’nin Nuakşot Büyükelçisi Burhan Köroğlu, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Cihad Demirli, Moritanya Mesleki Eğitim, Zanaat ve Meslekler Bakanı Mohamed Maalainine Ould Eyih, T3 Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Kuzucu Hıdır ile iki ülkeden kamu, eğitim ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
Konuşmaların ardından potokol heyeti, Bilim Türkiye Atölyesi ile DENEYAP Teknoloji Atölyesi’ni gezerek yürütülecek eğitim faaliyetleri hakkında bilgi aldı.
Hıdır, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Türkiye ile Moritanya arasındaki işbirliğinin eğitim, bilim ve teknoloji alanlarında daha da güçlendirilmesini önemsediklerini belirtti.
Vakfın bütün çalışmalarında araştıran, üreten, ülkesine ve insanlığa fayda sağlayan nesiller yetiştirmeyi hedeflediğini ifade eden Hıdır, “Çocukların ve gençlerin potansiyelini ortaya çıkarmanın en güzel yolunun, onlara merak edecekleri, deneyecekleri ve üretecekleri ortamlar sunmak olduğuna inanıyoruz. Bilim Nuakşot da bu anlayışın bir sonucu.” dedi.
Türkiye dışındaki 7. bilim merkezi
Afrika’daki ilk, Türkiye dışındaki ise 7. bilim merkezi olan Bilim Nuakşot’ta öğrencilere astronomi ve havacılık, doğa bilimleri, matematik, tasarım ve teknoloji alanlarında uygulamalı eğitimler verilecek.
DENEYAP Teknoloji Atölyesi’nde de robotik kodlama, yapay zeka, tasarım ve üretim gibi alanlarda eğitim alacak gençlerin, edindikleri bilgi ve becerileri özgün projelere dönüştürmeleri sağlanacak.
Merkezin, Türkiye ile Moritanya arasındaki eğitim ve teknoloji işbirliğini güçlendirmesi ve Moritanyalı gençlerin geleceğin bilim insanları, mühendisleri ve teknoloji girişimcileri olarak yetişmelerine katkı sunması amaçlanıyor.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) İzmir’in 24 ilçesinde kongre sürecini tamamladığı bildirildi.
MHP İl Başkanlığından yapılan açıklamada, Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin “Kardeşlik Kalbimizde, Gelecek Aklımızda” temasıyla Türkiye genelinde başlattığı kongre sürecinin kentte coşku ve birlik ruhuyla sürdüğü belirtildi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen MHP İl Başkanı Veysel Şahin, Terörsüz Türkiye’nin yalnızca sınırların güvenliği olmadığını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Bu mesele herhangi bir siyasi proje, seçim hesabı değildir. Bu mesele ikinci yüzyılı inşa edecek stratejik bir devlet ve güvenlik hamlesidir. Terörsüz Türkiye geleceğimizin güvenliğidir. Terörsüz Türkiye günü kurtarma mücadelesi değil, yüzyılı inşa etme mücadelesidir. Terörsüz Türkiye seçim kazanmanın değil, devlet kazanmanın mücadelesidir.”
Şahin, ilçe kongrelerinin sürdüğünü aktararak, kongreleri makam değil hizmet yarışı olarak gördüklerini sözlerine ekledi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgiye göre, ülkelerin toplam nüfusları içindeki 15-24 yaş grubu genç nüfus olarak tanımlanıyor.
Dünyanın geçen yıla ilişkin yaklaşık 8,2 milyarlık toplam nüfusunun, 1 milyar 283 milyon 150 bin 313’ünü 15-24 yaş aralığı oluşturuyor. Söz konusu genç nüfus, toplam nüfusun ise yüzde 15,6’sını oluşturuyor.
Türkiye’de söz konusu yaş aralığında 12 milyon 708 bin 348 kişi bulunurken, toplam 86,1 milyonluk nüfusun yüzde 14,8’i de 15-24 yaş aralığında yer alıyor.
Türkiye, nüfusunun dinamikliği, ülkelerin ekonomik, sosyal ve teknolojik geleceği açısından oldukça kritik olan genç nüfus topluluğuyla, 100’den fazla ülkenin genel nüfusunu geride bırakıyor.
Verilere göre, Türkiye’nin sahip olduğu 12,7 milyonluk genç nüfus, 194 ülkeden 117’sinin toplam nüfusunu aşıyor.
Türkiye’deki genç sayısının, ülke nüfusunun toplamını aştığı ülkeler arasında 12,3 milyonluk toplam nüfusuyla Tunus, 11,3 milyonluk toplam nüfusuyla Birleşik Arap Emirlikleri ve 10,4 milyonluk toplam nüfusuyla Portekiz gibi ülkeler yer alıyor.
Türkiye, ülkelerin geleceğini şekillendiren en büyük güçlerden olan genç nüfus sayısında Avrupa’da da ilk sırada bulunuyor.
Türkiye’nin 12,7 milyonluk genç nüfusuna en yakın 15-24 yaş nüfusuna sahip ülkelere bakıldığında, 8,3 milyonla Birleşik Krallık ve 8 milyonla Almanya ve 6 milyonla İtalya sıralanıyor.
Genç nüfus sayısıyla Avrupa’nın ilk sırasında yer alan Türkiye, gençleriyle Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin 19’unun toplam nüfuslarını da geride bırakıyor.
Türkiye’nin genç nüfusunun, toplam nüfuslarından fazla olduğu AB üyeleri arasında Yunanistan, Belçika ve Macaristan gibi ülkeler yer alıyor.
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’nin F-35 edinmesine ilişkin olumlu açıklamaları Atina’da endişe kaynağı oldu.
Yunanistan’ın eski başbakanlarından Aleksis Çipras, Economist dergisinin Yunanistan’da düzenlediği bir panel sırasında gündeme ilişkin yaptığı açıklamada, “Son zamanlarda yaşanan gelişmeler büyük endişe yaratıyor. Hem Avrupa güvenliği hakkında hem de ulusal güvenlik hakkında.” diye konuştu.
Kiryakos Miçotakis hükümetini çok yönlü dış politikayı bırakıp, “açık çek” politikasına geçmekle eleştiren Çipras, ABD’nin Joe Biden liderliğinde olduğu dönemde muhalefetteki Miçotakis’in o dönem iktidarda olan kendisini “Trumpçı” olarak nitelendirecek kadar “aşırı hareketleri” olduğunu ifade etti.
Çipras, “Bugün geldiğimiz durumda F-35’ler, F-16’lar, Eurofighter’ler, ABD uçak motorları Türkiye’ye veriliyor ve bizim Çoban Adası’na kablo döşeme imkanımız yok. Şüpheniz olmasın, durum böyle. Ulusal güvenliğimizin tehlikede olduğu bir durumdayız.” dedi.
Kendisinin başbakanlık döneminde Suda Askeri Üssü’nü 5 yıllığına kullanma anlaşması karşılığında ABD’den taleplerde bulunduğunu belirten Çipras, Miçotakis’i ise bu kullanım hakkını Dedeağaç dahil 6 farklı üs için süresiz vermekle suçladı.
Çipras, Türkiye’nin F-35 edinmesine ilişkin Trump’tan gelen olumlu açıklamalar için ise “Ben ulusal bir yenilgi olarak nitelendiriyorum.” ifadesini kullanarak, Türkiye’nin F-16, F-35, Eurofighter edinmek, Libya ile deniz yetki alanlarını belirlemek üzere anlaşma yapmak gibi birçok başarı sergilediğine işaret etti.
YUNAN BASININDA TÜRKİYE’NİN BAŞARISI
NATO Zirvesi’nin ilk gününün ardından Yunan basınında çıkan haberlerde, ABD Başkanı Trump’ın, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında sarf ettiği övgüler geniş yer alırken, F-35 ve CAATSA yaptırımları hakkındaki açıklamalar da Türkiye’nin büyük kazanımları olarak değerlendirildi.
Kathimerini gazetesi bugünkü “Atina gelişmelerden rahatsız” başlıklı haberinde, Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın dün ABD Kongresi üyeleri ile Atina’da yaptığı görüşmede, “Türkiye’nin F-35 edinmesinin bölgedeki istikrar ve güvenlik üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini” dile getirdiğini aktardı.
Gazete, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis’in de dün ABD Kongresi üyeleri ile Atina’da yaptığı görüşmede, Türkiye’nin F-35 edinmesinden Yunanistan’ın duyacağı rahatsızlığı dile getirdiğini ifade etti.
F-35 konusunun Türkiye ile ABD arasında iki taraflı bir konu olduğu düşüncesiyle Yunanistan’ın bugüne dek dengeli bir tavır sergilediğini savunan gazete, “Yeni gerçeklik Yunanistan’ın kendi görüşünü tüm kanallar aracılığıyla aktarmasını ve Washington’a Yunanistan’ın görüşlerinin tamamını iletmesini gerekli kılıyor. Yunan tarafında eksik olan ise Washington’a baskı yapma olasılığı.” ifadelerini kullandı.
Ta Nea gazetesi ise bugünkü sayısında isim vermeden tecrübeli bir diplomatın gazeteye yaptığı açıklamada, Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilişkin övgülerinin iki ülke arasındaki ilişkilerin gidişatında anahtar niteliğinde olduğunu söylediğini aktararak, şunları kaydetti:
“Atina için sorun işte burada başlıyor. İki müttefikin yakınlaştığını, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisine girdiğini ve Orta Doğu’da rol üstlenmek istediğini görüyor. Trump’ı çoğu kez hayal kırıklığına uğratan Avrupalıların aksine (Türkiye) nereye istense kuvvet göndermeye hazır görünüyor.”
Samsun’un Terme ilçesinde ” Güvenlik, 15 Temmuz ve Terörsüz Türkiye” temasıyla “Yükselen Türkiye” Paneli düzenlendi.
Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkan Yardımcısı ve Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Köse, Terme Belediyesince Terme Belediyesi Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelde yaptığı konuşmada, Türklerin geçmişinde başlarını öne eğdirecek bir durumun olmadığını söyledi.
Türkiye’nin 50 yıla yakındır terörle uğraştığına dikkati çeken Köse, şöyle konuştu:
“Amaç nedir? Türkiye’yi kalkındırmamak, geliştirmemek, tarihteki gücüne ulaştırmamaktır ama biz basit bir millet değiliz. Son 20-30 yıldır devletimizin yapmış olduğu gayretle belli bir noktaya geldik. Savunma sanayisinde 15. ve 16. yüzyılda sahip olduğumuz savunma teknolojisine günümüz şartlarında ulaşmaya çalıştık, halen çalışıyoruz. Devletin yürüttüğü ‘Terörsüz Türkiye’ politikası var. Terörden Türkiye’yi tamamen temizlemek ve Türkiye’yi dünya devletlerinin üzerine çıkarmak. Terör büyük oranda temizlendi. Devlet ve millet olarak inşallah önümüzdeki dönemde terörsüz bir Türkiye ile baş başa kalacağız.”
“Bin yıldan fazla burada kardeşçe yaşayan insanların arasına nifak tohumu ekilmek istenmiştir”
AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zakir Avşar da Türkiye’nin terörden çok çektiğini, terörlü yılların maliyetinin çok fazla olduğunu söyledi.
Terörün Türkiye’nin atılımını, ilerlemesini, kalkınmasını ve gelişmesini önlemek üzere oluşturulduğunu anlatan Avşar, “Bize en büyük maliyeti zaman olmuştur. Bir diğer önemli maliyeti ise insanlarımızın birliğine, beraberliğine, kardeşliğine yönelik suikast olmasıdır. Esas maliyet hesaplarını burada yapmamız gerekmektedir. Bin yıldan fazla burada kardeşçe yaşayan insanların arasına nifak tohumu ekilmek istenmiştir.” dedi.
15 Temmuz’da milletin ferasetiyle büyük bir badirenin atlatıldığını dile getiren Avşar, “Bu noktalara niye geldik? Terör belasıyla niye uğraştıysak darbe, darbe girişimi, muhtıra gibi hususlarla da hep aynı sebeplerle uğraştık. Hiçbiri Türkiye’nin hayrına değildi. Hiçbiri demokrasimizi daha işler kılmak için değildi. Hiçbiri hayatımızı daha konforlu hale getirmek üzere düşünülen hususlar değildi. Bunların hepsinin sebebi aynıydı, Türkiye’ye ayak bağı oluşturulmasıydı.” diye konuştu.
“Terör örgütlerinin en büyük kalkışması 15 Temmuz’dur”
Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kürşat Korkmaz da 2000’li yıllardan itibaren insan duygularını istismar eden birtakım dini temelli terör örgütlerinin ortaya çıktığına işaret ederek, “Terör örgütlerinin en büyük kalkışması da 15 Temmuz’dur. Terör örgütlerinin ortaya koymuş olduğu faaliyetlerin temeline baktığımız zaman hepsinin mutlaka bir dış kaynaktan, dış mihraklardan beslendiğini görebiliyoruz.” dedi.
Programa Terme Belediye Başkanı Şenol Kul, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Halil Başar, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Fatma Yeşilkuş, emekli albay ve güvenlik uzmanı Coşkun Başbuğ ile eski milli güreşçi Mehmet Akif Pirim de katıldı.
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Türkiye bir spor tesisi devrimi yaşamaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın gençlere ve spora verdiği değer, Türkiye’nin dört bir yanında eserlerle taçlanıyor.” dedi.
Bakan Bak, Amasya’nın Merzifon ilçesinde yapılan gençlik merkezinin açılış töreninde yaptığı konuşmada, gençlik merkezlerinde gençlerin hem sosyalleştiğini hem de sanat, kültür ve teknolojide yeni bilgiler edindiğini söyledi.
Ülke genelinde 24 yılda gençlik merkezi sayısının 600’e ulaştığını vurgulayan Bak, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak en önemli görevlerinin gençleri başta dijital bağımlılık olmak üzere uyuşturucu, kumar gibi kötü alışkanlıklardan uzak tutmak olduğunu dile getirdi.
Ailelerden çocuklarını gençlik merkezlerine, spor salonlarına, yüzme havuzlarına getirmelerini isteyen Bak, “Spor yapsınlar, kaynaşsınlar, sosyalleşsinler. Hayatı, sporun güzel yönlerini görsünler. Gençlerimizi spor tesislerine, gençlik merkezlerine istiyoruz. Mutlu aileler, mutlu çocuklar için spor tesisleri emrinizde.” diye konuştu.
AK Parti hükümetleri döneminde pek çok spor yatırımı yapıldığını anlatan Bak, şöyle devam etti:
“Türkiye bir spor tesisi devrimi yaşamaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın gençlere ve spora verdiği değer, Türkiye’nin dört bir yanında eserlerle taçlanıyor. Türkiye’nin dört bir yanında modern stadyumlar, kapalı spor salonları, olimpik yüzme havuzları, yarı olimpik yüzme havuzları, gençlik kampları ve pek çok atletizm tesisi, halı sahalar, tesisler var. Bu eserler gençlerimizin hizmetinde, gençlerimiz için yapılan eserler. Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi ile Türkiye’de 12 milyon çocuğumuza, gencimize yüzme öğrettik. Türkiye bir spor ülkesi olma yolunda. Her şey gençlerimiz için, her şey bu ülkenin güzel çocukları için. Hep beraber ülkemize hizmet etmeye devam edeceğiz.”
Bakan Bak, Türkiye’nin ev sahipliğinde 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin Ankara’da düzenlendiğini hatırlatarak, “Sayın Cumhurbaşkanımız iki gündür NATO zirvesindeydi. Dünyanın en önemli liderleri geldi. Türkiye’nin gücünü, memleketin gücünü, ülkemizin gücünü gördüler. Savunma sanayisine yapılan yatırımları gördüler. Türkiye bölgede küresel bir güç, Recep Tayyip Erdoğan da küresel bir lider. Hep beraber onu desteklemeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Bakan Bak, Kolombiya’nın Cali kentinde düzenlenen Yıldızlar Dünya Halter Şampiyonası’nda altın madalya kazanan Merzifonlu milli halterci Zehranur Aslan’ı da tebrik etti.
Bak ve beraberindekiler, daha sonra Merzifon Gençlik Merkezi’nin açılış kurdelesini kesti.
Törene Amasya Valisi Önder Bakan, AK Parti Amasya Milletvekili Haluk İpek, Merzifon Kaymakam Vekili Gümüşhacıköy Kaymakamı Büşra Güneş, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Şansölyesi Merz ile görüşmesinde, Türkiye’nin AB savunma girişimlerine NATO’yu tamamlayıcı olması halinde destek verebileceğini belirtti. İkili iş birliği ve küresel konular ele alındı.
“AB SAVUNMA GİRİŞİMLERİNE ŞARTLI DESTEK”
İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, NATO Liderler Zirvesi için Ankara’da bulunan Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i NATO Ankara Zirvesi marjında kabul etti. Kabulde, Türkiye-Almanya ikili ilişkileri ile bölgesel ve küresel konular ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ile Almanya arasındaki iş birliğini savunma sanayii ve ticaret başta olmak üzere birçok alanda ilerletmenin iki ülkenin de yararına olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanımız, NATO’nun Avrupa sütununun güçlendirilmesi konusunda Transatlantik bağın muhafazasının önemli olduğunu belirtirken, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin (AB) savunma girişimlerine NATO’yu tamamlayıcı özellik taşıması kaydıyla destek verebileceğini vurguladı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada ayrıca, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran ile ABD arasındaki mutabakatı akamete uğratacak eylem ve tahriklere karşı dikkatli olunması gerektiğini, Türkiye’nin kalıcı barış için çalışmaya devam edeceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Şansölyesi Merz’i kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 Liderler Zirvesi’ne de davet etti” denildi.
Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kayseri OSB’nin alan büyüklüğü, fabrika sayısı ve işletme çeşitliliği açısından Türkiye’nin önde gelen OSB’leri arasında bulunduğunu hatırlatan Başkan Yalçın, Kayseri’nin ihracatının büyük bir bölümünün Kayseri OSB’den yapıldığına dikkati çekti. Kayseri OSB’nin eskisinden daha güçlü bir yapıda bulunduğunu ifade eden Başkan Yalçın, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından başlatılan uygulamalara ilişkin çalışmaların hızla sürdüğünü kaydetti.
1 yılda yaklaşık 600 fabrika ruhsat aldı
Özellikle işyeri açma ve çalışma ruhsatı konusunda attıkları adımların meyvelerini vermeye başladığını ifade eden Başkan Yalçın, 1 yıl gibi bir sürede yaklaşık 600 sanayicinin ruhsatlarına kavuştuğu ve ruhsat sahibi fabrika sayısının 850’ye ulaştığını söyledi. Bu sayıyı kısa sürede tüm Kayseri OSB’yi kapsayacak hale getirmeyi hedeflediklerini belirten Başkan Yalçın, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın sürece ilişkin ortaya koyduğu normlar çerçevesinde adımlar atmaya devam edeceklerini ifade etti. Başkan Yalçın, yoğun emekleri için Ruhsat-Proje Müdürlüğü başta olmak üzere tüm birimlere teşekkürlerini iletti ve çalışmalarının aynı başarıyla sürmesini diledi.
“Cumhurbaşkanımız her zaman bizlerin yanında”
Dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişim ve dönüşümü takip ettiklerinin altını çizen Başkan Mehmet Yalçın, “Küresel boyutta yaşanan dönüşüm, ticaret ve ihracattaki değişim sanayicilerimizi etkilemektedir. Sanayicilerimizin bu dönüşüm ve değişim ekseninde yaşadıkları zorluklar da bulunmaktadır. Bu zorluklara ilişkin her fırsatta ve zeminde görüşlerimizi açıklıyoruz. Aldığımız geri dönüşler ve gözlemlerimiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki hükümetimizin sanayicimizin her zaman yanında olacaklarına olan inancımızı da pekiştirmektedir. Sanayicilerimizin desteklenmesi noktasında desteklerini esirgemeyen başta Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan olmak üzere tüm bakanlarımıza şükranlarımızı sunuyorum” diye konuştu.
Kayseri OSB Türkiye’de öncü
Belli başlı sektörlerde kümelenmenin mevcut olduğu Kayseri OSB’nin özellikle mobilya ve çelik kapı sektörlerinde Türkiye’nin lideri konumunda bulunduğuna değinen Başkan Yalçın, Türkiye Yüzyılı’na doğru emin adımlarla ilerlenen bugünlerde yeni sektörlere de yönelmenin gerekliliğini işaret etti. Başkan Yalçın, savunma sanayi başta olmak üzerde bilişim ve inovasyonun ön planda olduğu sektörlere yatırım yapılması gerektiğini vurguladı.
“Bakanımız Elitaş çok haklı: Kayseri OSB üretim karargahıdır”
AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ın, Kayseri OSB’yi Türkiye Yüzyılı’nın önemli üretim karargahlarından biri olarak tanımladığını ve bunda da oldukça haklı olduğunu belirten Başkan Yalçın, “Enerji koridorları, yapay zeka, kritik teknolojiler, siber güvenlik ve ticaret yolları uluslararası rekabetin yeni alanlarını oluşturmaktadır. Türkiye ve dolayısıyla Kayseri bu büyük dönüşümün yalnızca tribünde bekleyen bir izleyicisi olamaz. Sanayicilerimiz, dün olduğu gibi yarın da dünyadaki ticaret ve üretim yarışında ön sıralarda olmak zorundadır” diye konuştu.
“Sanayicilerimiz yeni limanlara rotayı kırmalı”
Başkan Yalçın, “Dünya değişiyor. Uluslararası dengeler değişiyor. Teknoloji, enerji, ticaret ve güvenlik anlayışı yeniden şekilleniyor. Böylesine tarihi bir dönüşüm yaşanırken sanayiciler olarak kendimizi yeniden konumlandırmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Kayseri OSB olarak, yeni düzende nerede olmamız gerektiği düşünüyor ve planlıyoruz. Sanayicilerimizin de yeni limanlara doğru rotayı kırma zamanı gelmiştir” dedi.
“Sanayicimizin taleplerini aktarıyoruz”
Yaptıkları çalışmalara ve sanayicilerin taleplerine ilişkin zaman zaman devlet büyükleriyle bir araya geldiklerine de değinen Başkan Yalçın, “Sanayicilerimizin taleplerinin ilgili bakanlıklarda ve hükümetimizde karşılık bulabilmesi ve çözüm yolları için adımlar atılması bakımından çeşitli ziyaretlerde bulunmaktayız. Sanayicilerimizin sıkıntılarını ve taleplerini dinleyen ve çözüm noktasında ellerinden gelenden fazlasını yapan AK Parti Genel Başkan Vekilimiz Mustafa Elitaş, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Mehmet Fatih Kacır, Kayseri Milletvekillerimiz ve tüm yetkililere teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Geride bıraktıkları 4 yıllık dönemde Kayseri OSB Sanayicisinin önünün açılması adına önemli hizmetlere imza attıklarını belirten Başkan Yalçın, yeni dönemdeki hizmetlerin de sanayicilerin talepleri doğrultusunda şekillenmeye devam edeceğini sözlerine ekledi. – KAYSERİ
AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ne ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde dünya diplomasisinin ve krizlerin çözümünün merkezi haline geldiğini vurguladı.
AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, başkent Ankara’da gerçekleştirilen ve küresel liderleri bir araya getiren NATO Zirvesi ve Türkiye’nin diplomatik başarısı hakkında değerlendirmelerde bulundu.
“Türkiye vizyonunun en somut göstergesidir”
Türkiye’nin uluslararası arenadaki güçlü duruşuna dikkat çeken Hatipoğlu, doğrudan anlatım yöntemiyle şu ifadeleri kullandı:
“Dün ‘yapamaz’ dediler. Bugün tüm dünya Türkiye’nin ev sahipliğini konuşuyor. Dün ‘israf’ dediler. Bugün aynı Külliye, dünya diplomasisinin merkezi haline geldi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye; krizlerin çözümünde sözü dinlenen, masanın kurulduğu ve kararların şekillendiği bir ülke konumuna yükseldi. Bu tablo; güçlü liderliğin, güçlü devlet anlayışının ve büyük Türkiye vizyonunun en somut göstergesidir. Bazıları eleştirmekle meşguldü. Biz ise Türkiye’yi dünyanın merkez ülkelerinden biri haline getirmek için çalıştık. ve çalışmaya devam ediyoruz.” – ESKİŞEHİR
İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa’da Sovyet Bloğuna karşı üç ayaklı bir yapılanmaya gidildi. ABD ve Birleşik Krallık öncülüğündeki bu yapılanmanın ekonomik ayağını Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatı (16 Nisan 1948), askeri ayağını NATO (4 Nisan 1949), siyasi ayağını ise Avrupa Konseyi (5 Mayıs 1949) oluşturmaktaydı. Türkiye; İktisadi İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasındaydı.
Avrupa Konseyi kurulurken savunma meselelerinin bu platformda görüşülmemesi kararlaştırılmıştı. Fakat uluslararası konjonktür Avrupa’nın o dönem tek uluslar üstü siyasal platformu olan Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’ni, kimi ülkeler sıcak bakmasa da bu konuyu da ele almaya mecbur kıldı. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki belirsizlik, Soğuk Savaş, komünizm tehdidi ve son olarak da Kore’de patlak veren kriz, savunma konusunu gündemin ana maddelerinden biri haline getirmişti.
Avrupa Konseyi kulislerinde Avrupa’nın siyasal ve ekonomik planda inşası kadar savunması da konuşuluyor, kıtanın yeniden inşasının “ortak savunma” olmadan gerçekleşemeyeceğini söyleyenlerin sayısı artıyordu. Konunun en çok dile getirildiği platform Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), en çok dile getirenler ise AKPM üyesi İngiliz parlamenterlerdi. Bunlar arasında “Avrupa ordusu” fikrinin en hararetli savunucularının başını Winston Churchill çekiyordu.
Churchill 11 Ağustos 1950’de bir AKPM genel kurul oturumunda söz alıp, Avrupa ordusu kurulması çağrısında bulundu: “En kısa süre içinde Avrupa’da gerçek bir savunma cephesi kurulmalı. İngiltere ve Birleşik Devletler kıtaya önemli sayıda askerî güç göndermeli. Fransa o meşhur ordusunu yeniden canlandırmalı. İtalyan yoldaşlarımız aramıza hoş geldi. Herkes- Yunanistan, Türkiye, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İskandinav devletleri – bu yükü paylaşmalı ve elinden gelenin en iyisini yapmalı… Kurulacak bir Avrupa ordusu Sovyet rejiminin temellerini sallar ve cesur Rusya halklarının çarlık döneminden daha beter olan bu despot rejimden kurtulmalarını sağlayabilir.” Batı Almanya’yı da Atlantik savunma sistemi içinde gören Churchill, ABD ve Kanada’yla iş birliği yapılarak Birleşik Avrupa Ordusu kurulmasını isteyen bir karar önergesi sundu. Yaptırım gücü olmayan önerge genel kurulda 89 evet, 5 hayır ve 27 çekimser oyla kabul edildi.
O dönem Kore Savaşı’na yeni girmiş olan ABD, Doğu Bloğunun Kore benzeri bir operasyonu Almanya üzerinde gerçekleştirmesinden korkuyor, bu nedenle Batı Almanya’nın silahlandırılmasını istiyordu. Fransa aynı görüşte değildi. Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman, 24 Kasım 1950’de AKPM genel kurulunda yaptığı konuşmada (Batı) Almanya’nın yeniden silahlandırılmasına karşı çıktıklarını duyurdu: “Almanya silahsızlandırılmıştır. Almanya’nın yeniden silahlanmasını düşünmek, bugüne kadar kimse tarafından sorgulanmamış uluslararası yükümlülüklere karşı gelmek olur. Böyle bir durum Doğu devletlerinde sonuçlarını önceden kestiremeyeceğimiz tepkiler de uyandırabilir, karşı tarafa kozlar vererek onun propagandasını besleyebilir.” Fransa Batı Almanya’yı silahlandırmak yerine, kurulacak bir Avrupa ordusu içine entegre edilmesini savunmaktaydı. Bu, Batı Almanya’nın “beraber” kontrol edilmesi demekti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü arşivinde Türkiye’nin NATO üyeliğinin ilk yıllarına ait bir fotoğraf.
TÜRKİYE NE DİYORDU?
Türkiye o tarihlerde Atlantik savunma sistemine dahil olmayı arzulamakta ve bu arzusunu AKPM üyesi parlamenterleri aracılığıyla dile getirmekteydi. Robert Schuman’ın katıldığı Avrupa savunması oturumunda AKPM Türk heyeti üyesi Osman Kapani (DP) de söz aldı ve Ankara’nın tutumunu şöyle özetledi: “Avrupa’nın savunması bir bütündür. Avrupa kıtası Atlantik’te olduğu kadar Akdeniz’de de bir güçtür. Eğer Avrupa’nın bugün komünist tehditle yüzleşmesi gerekiyorsa, sınırlarının Berlin’de veya Elbe (nehri) üzerinde olduğu kadar Makedonya veya Anadolu’da da olduğunu unutmamalıyız.”
Kapani, Türkiye’nin güvenliğinin Avrupa’nın tüm uluslarının güvenliğine sıkıca bağlı olduğunun AKPM tarafından kabullenilmesini istiyordu: “Bu meclisin bazı üyelerine soruyorum: komünist gücün Boğazları kontrol etmesini, ansızın tüm Yakın Doğu’ya, Süveyş Kanalı’na ve sizinle sıkı bağı olan denizaşırı ülkelerle iletişimlerinize hükmetmesini kabul eder miydiniz? Bazı meslektaşlarıma da şunu söyleyeceğim: Kızıl Ordu dalgası bir gün Berlin veya Stockholm’e yelken açarsa, halkımın tercümanı olarak size şunu belirtmeliyim ki, tüm Türkiye mücadelenizde sizinle dayanışma içinde olacaktır. Hatta bu yeni saldırı genel bir alevlenmenin sinyali olmasa dahi tüm Türkiye direnişinizde yanınızda yer alacaktır.” Kapani, Türkiye’nin Kore’ye asker gönderip Batı’ya olan bağlılığını gösterdiğini de söyleyerek, Batı’yı bu bağlılığa karşılık vermeye çağırdı. Mesaj açıktı: Türkiye Atlantik Paktı’na dahil olmak istiyordu.
Kapani’nin Avrupa ordusu analizi de ilginçti: “Biz bu orduyu, ilk bakışta, kendi ülkemiz ya da Yunanistan ya da Berlin’in yiğit halkı ya da İsveç olsun, ilk saldırıya uğrayan halkın derhal yardımına koşacak bir güç olarak görüyoruz. Bu güç Yakın Doğu’nun güvenliğine faydalı katkıda da bulunmalıdır… Avrupa ordusunun halklarımız arasında daha sıkı bir birliğe doğru ilerlemede en emin yollardan biri olduğu düşüncesindeyim. Bir Avrupa ordusunun oluşturulması, burada meclisimizin haklı olarak istediği gibi ulaşım, ağır sanayi, tarımsal üretim vb. alanlarda koordinasyonun kuvvetlendirilmesini sağlayacaktır.”
Aynı oturumda Türk heyeti üyelerinden Maksudi Arsal da söz aldı. Arsal (DP), Tatar kökenli bir devlet adamı ve hukuk profesörüydü. Bolşevik Devrimi sonrası Rusya’dan Batı Avrupa’ya geçmiş, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Atatürk tarafından Türkiye’ye davet edilmişti. Komünizmi “barbar bir emperyalizm” olarak tanımlayan sert üsluplu bir konuşma yaptı: “Dişlerine kadar silahlanmış bir ülke Batı uygarlığını tehdit ediyor. Ne yapmalıyız? Herkes cevabı biliyor ama kimse söylemeye cüret edemiyor: bu tehlikeyle yüzleşmek için açıkça örgütlenmeliyiz. Avrupa bölünmeye devam ettikçe hiçbir şey yapamayız. Burada, özellikle halkların temsilcilerinin meclisinde acil tedbirler almak için aramızda anlaşmalıyız, aksi halde tehlike daha da vahimleşecek. Bu yeni emperyalizm, bu yeni doktrin Batı Avrupa’yı iki taraftan tehdit ediyor: doğudan ve güneyden, özellikle de güneyden. Biz güneyliler bu tehlikeye karşı mücadele ederiz. Bu konuda yüz yıllık alışkanlığımız var. Bize yardım edilirse bu tehlikeyi önleyebiliriz. Fakat önlemekte tek başımıza güçsüz kalırsak bu emperyalizm Akdeniz’e kadar inecek ve tüm Afrika sahillerinin hükümranı olacaktır. Avrupa o zaman ne yapacak? Batı Avrupa, birleşmiş dahi olsa, o zaman çok kısa bir süre direnebilecektir.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü arşivinde Türkiye’nin NATO üyeliğinin ilk yıllarına ait bir fotoğraf.
FRANSIZ MANEVRASI
Savunma konusu Batı Avrupa’da çıkar ve nüfuz mücadelelerine sahne olmaktaydı. “Avrupa ordusu” oluşturmak için bir grup Batı Avrupa devleti özel bir konferansta buluşmuş, konferansa ev sahipliği yapan Fransa, aralarında Türkiye ve Yunanistan’ın da bulunduğu bazı Avrupa Konseyi devletlerine davetiye göndermemişti. Fransa’nın bu tavrı Ankara ve Atina’da hoş karşılanmamış, hatta garipsenmişti.
AKPM 7 Mayıs 1951’de Avrupa Konseyi’nin genel durumunu tartışmak için bir kez daha Strasbourg’da toplandı. Türk ve Yunan heyetleri, ülkelerinin Avrupa ordusu için düzenlenen konferansa davet edilmemiş olmasına anlam veremiyordu. Savunma konusu gündem maddeleri arasında değildi. Buna rağmen, oturumda söz alan Türk heyeti üyelerinden Kasım Gülek (CHP) konuşmasının son bölümünü bu konuya ayırdı: “Avrupa ordusu oluşturulması konusunu görüşmek üzere geçen mart ayında bir konferans düzenlendi. Bazı Avrupa Konseyi üyesi ülkeler bu konferansa davet edilmedi. Bu davetlerin hangi ilkeler temelinde yapıldığını öğrenmek istiyorum. Davet eden otoriteler bu girişimlerini ve otoritelerini hangi kaynaktan temin ettiler? İkinci olarak, aralarında Türkiye’nin de olduğu bazı ülkelerin bu konferansa neden davet edilmediklerini öğrenmek istiyorum. Türkiye bugün Avrupa’nın en eğitimli ve en güçlü ordusuna sahip. Eğer Avrupa savunması bir bütün olacaksa -ki başka nasıl olabilir bilemiyorum- o halde en eğitimli ve en güçlü orduya sahip, milli gelirinin büyük bölümünü bu orduya harcayan ülke de karar aşamasına mutlaka katılmış olmalıydı.”
Türkiye’nin Avrupa ordusu çalışmalarına dahil edilmemesine en sert tepki, AKPM’nin 14 Mayıs 1951 tarihinde düzenlenen “Avrupa Savunmasının Siyasi Yönleri” başlıklı genel kurul oturumunda söz alan Hüseyin Cahit Yalçın’dan (CHP) geldi. Aynı zamanda gazeteci-yazar olan Yalçın, Birinci Dünya Savaşı’nı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerini yaşamış bir isimdi. Konuşmasında Fransa ve İngiltere’ye ilginç bir göndermede bulundu: “Türkiye Birinci Dünya Savaşı sırasında hor görüldü, geri itildi. Halbuki Batı dünyasıyla çalışmak için Fransa ve İngiltere’ye başvurmuştu. Fakat ölümüne karar verilmiş olduğu ve hasta adamın mirasını paylaşmakta sabırsızlanıldığı için başvurusu reddedildi. Türkiye’nin Batılılara karşı safta Birinci Dünya Savaşı’na katılımı savaşı uzattı, çarlığın düşmesine neden oldu ve sonuç olarak da Bolşevikler iktidara geldi. Muhtemel bir Üçüncü Dünya Savaşı kapıdayken aynı hata tekrarlanacak mı? Türkiye Avrupa’dan dışlanacak ve kararsız kalmaya mı mecbur bırakılacak? … Türkiye sınırlarından memnundur. Komşularının toprağında gözü yoktur. Ortadoğu’da istikrar ve güvenlik unsuru olmaya çalışmaktadır. Bolşevik tehlikeye Batı dünyasının ilk dikkatini çeken Türkiye olmuştur. Türk ordusu sınırlarını korumak için on iki yıldır teyakkuzdadır. Kararlı tutumuyla muhtemel Bolşevik istilası önünde engel oluşturmaktadır. Ve şimdi bu Türkiye Avrupa savunmasından uzak tutulmak istenmektedir! Fransa’nın Türkiye’ye yönelik bu pek dostane olmayan tavrı nasıl açıklanabilir? Unutkanlık mıdır? Anlaşılır gibi değil! Yunanistan ve Türkiye’nin dışlanmasına geçerli bir gerekçe aramak gerekiyor.”
Oturumda Türk heyetinden Zeyyat Mandalinci (DP) de söz aldı ve “Türkiye Avrupa’nın yardımı için değil, Avrupa’ya yardım için Atlantik Paktı’na girmek istiyor” dedi. Türk parlamenterlerin çıkışları AKPM genel kurulunda yankı uyandırdı. İngiliz muhafazakâr üye Harold Macmillan hür dünyaya “güçlü” bir mesaj gönderilmesi gerektiğini söyledi: “Türk dostlarımızın konuşmalarını, özellikle de Sayın Yalçın’ın çok ciddi beyanatını duyanlar sorunun önemini anlayabilir. Bu meclis hiç olmazsa Atlantik Paktı çerçevesinde ya da Fransa, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’yle Doğu Akdeniz için bir savunma sistemi çerçevesinde, şu ya da bu biçimde bu boşluğu kapatmakta kararlı olduğumuzu ilan etmelidir. Avrupa uluslarını temsil eden bu Meclis, tüm Avrupa’nın en yiğit ve gözü pek uluslarından ikisini yüzüstü bırakmasın.” Bir başka İngiliz muhafazakâr üye Duncan Sandys ise aynı günlerde AKPM genel kuruluna sunduğu “Avrupa Savunması” başlıklı karar önergesinde, Türkiye ve Yunanistan’ın ya Atlantik Paktı genişletilerek ya da Doğu Akdeniz’in savunması için oluşturulacak bir teşkilat aracılığıyla Batı savunma sistemine dahil edilmeleri çağrısında bulundu.
Türkiye ve Yunanistan el ele verip Avrupa Konseyi cephesinde NATO üyeliği mücadelesi başlatmıştı. AKPM’nin 10 Aralık 1951 tarihli genel kurul oturumunda “Avrupa Politikasının Hedef ve Perspektifleri” tartışılmaktaydı. Oturumda söz alan Türk ve Yunan parlamenterlerin en çok gündeme taşıdıkları konular arasında savunma ilk sıradaydı. Yunan üyelerden Leon Maccas, Yunanistan ve Türkiye’yi tek bir ağızdan konuştururcasına her iki ülkenin Avrupa ordusu oluşumundan dışlanmasını eleştirdi.
Türkiye ve Yunanistan’ın Avrupa ordusu oluşumuna katılmalarını savunmaya başlayan Avrupalı parlamenter sayısı giderek artmaya başlamıştı. Hollandalı parlamenter Johannes Fens, Ankara ve Atina’ya “ayrımcılık” yapıldığını söyledi: “Yunanistan ve Türkiye’den söz edeceğim. Ne şaşılası bir ayrımcılık! Bu iki ülke NATO’ya katılmaya davet edildi ve daveti kabul ettiler… Türkiye ve Yunanistan’ın en kısa sürede Avrupa ordusu çalışmalarına dahil edilmesini ümit ediyorum. Böylelikle bu iki ülkenin NATO üyeliklerinin gerçekleşmesinin ardından hızlı ve fiili bir entegrasyon sağlanmış olur.”
ABD ve İngiltere’nin ilk etaptaki çekincelerine ve Batı Avrupa’nın konu hakkında bölünmüş olmasına rağmen, Türkiye ve Yunanistan NATO’ya aynı tarihte, 18 Şubat 1952’de katıldılar. Avrupa ordusu kurulması amacıyla hazırlanan Avrupa Savunma Topluluğu Antlaşması ise bu iki ülke olmaksızın 27 Mayıs 1952’de Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg hükümetleri tarafından imzalandı. Fakat antlaşma Fransa’da beklenmedik bir ulusal egemenlik tartışması tetikledi. Stalin’in 1953’teki ölümü, yeni SSCB lideri Kruşçev’in Stalin’e oranla daha ılımlı bir Batı politikası gütmesi ve Kore Savaşı’nın sona ermesi, “komünist tehlike” unsurunu Avrupa ordusu kurulması için temel tez olarak kullananları ikiye böldü. Fransız lider Charles de Gaulle, ABD’nin “Fransa’ya yardımı gözden geçiririz” tehdidine rağmen Avrupa ordusu karşıtları kampına geçti. Le Monde gazetesi Fransa’da Avrupa ordusu karşıtı kampanyanın basındaki sesi oldu. Fransız Ulusal Meclisi 30 Ağustos 1954’te Avrupa Savunma Topluluğu Antlaşması’nı reddetti. Daha birkaç yıl öncesine kadar “kendi liderliğinde” ve “Batı Almanya’yı kontrol etmek hedefiyle” Avrupa ordusu kurulması için çırpınan Fransa, bu fikri kendi elleriyle tarihe gömüyordu. Fransız meclisindeki oylama Avrupa ordusu fikrinin sonu oldu. Oylamanın sonucu olarak Almanya Federal Cumhuriyeti’ne (Batı Almanya) ulusal ordusunu kurma ve NATO’ya üye olma izni verilecekti.
Federal Avrupa yanlıları derin yara almıştı. Paul-Henri Spaak, ilk yıllarında başkanlığını yaptığı AKPM’ye 21 Ekim 1955’te Belçika Dışişleri Bakanı sıfatıyla hitap ederken, Fransız Ulusal Meclisi’nin kararını şöyle değerlendirdi: “Avrupa Savunma Topluluğu’nun geri çevrilmesi sadece askerî bir formülün sonu anlamına gelmemektedir. Maalesef bu Mecliste birçoğumuzun ifade ettiği gibi, Avrupa Savunma Topluluğu projesinde yer alan siyasi Avrupa konseptinin sonunu da getirmiştir.”