Tag: Taş

  • Kırkpınar’ın yeni başpehlivanı Erkan Taş: “Kendimi rüyada gibi hissediyorum”

    Kırkpınar’ın yeni başpehlivanı Erkan Taş: “Kendimi rüyada gibi hissediyorum”

    665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde başpehlivan olarak altın kemeri takan Erkan Taş, ödül töreninin ardından yaptığı açıklamada büyük mutluluk yaşadığını belirterek, “Şükürler olsun şu an kendimi rüyada gibi hissediyorum” dedi.

    Sarayiçi Er Meydanı’nda düzenlenen 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin finalinde Feyzullah Aktürk’ü mağlup ederek altın kemerin sahibi olan Erkan Taş, ödül töreninin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Büyük sevinç yaşayan Antalya Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü sporcusu Taş, altın kemerin yıllardır kurduğu hayal olduğunu ifade etti.

    “Şu an kendimi rüyada gibi hissediyorum”

    Başpehlivan Erkan Taş, yaptığı açıklamada, “Altın kemeri takmak hepimizin hayaliydi. Şükürler olsun şu an kendimi rüyada gibi hissediyorum. Çok mutluyum çok gururluyum. Üzerimizde emeği olan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı’na, bizi seven Sinoplu hemşehrilerimize, aileme, amcama, babama, hepsine, bütün seyircilerime çok çok teşekkür ediyorum. Kırkpınar finaline yakışır bir müsabaka oldu. Feyzullah Aktürk çok formdaydı. Kıyasıya bir mücadele oldu. Bana nasipmiş, ben kazandım. Allah’a şükürler olsun diyorum” ifadelerini kullandı.

    “Ha Erkan olmuş ha ben şampiyon olmuşum hiç fark etmez”

    2022 yılında düzenlenen 661. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde altın kemeri kazanan ve bu yıl üçüncülüğü elde eden Erkan Taş’ın kuzeni Mustafa Taş da duygusal açıklamalarda bulundu. Taş, “Biz bu sahaya bu tellerin arkasında yağlı güreşleri izleyerek başpehlivanlığın hayalini kurarak geldik. Şu an duygu doluyum. Ha Erkan olmuş ha ben şampiyon olmuşum hiç fark etmez. Erkan ile final yapacağımız günler de elbet gelecek. Biz buralara çok imkansızlıklarla geldik. Allah bize burada kemer nasip etti. Buradan Sinop’a kemeri götüreceğiz. Erkan olmuş ben olmuşum hiç fark etmez. Erkan ile çok zor şartlarda antrenmanlar yaptık. Yenildiğimizde de oldu, yanımızda kimse olmadı. Bu sahada yuhalandık, çok büyük sevgi gösterisi de gördük. Kemer Erkan’a nasip oldu. Hepimiz insanız ama bunu canı gönülden söylüyorum; Erkan almış, ben almışım hiç fark etmez. Biz gerçekten çok büyük imkansızlıklarla 15-16 yaşlarında buralara geldik. Tabii ki Sinoplu hemşehrilerimiz bizi çok seviyorlar, biz de onları çok seviyoruz ama bizi buraya Antalyalıların ekmeğini yiyerek, Antalyalılar sayesinde buraya geldik” diye konuştu. – EDİRNE

  • Stonehenge’in gizemli ilham kaynağı: Meşhur taş anıtın ilk prototipi bulundu

    Stonehenge’in gizemli ilham kaynağı: Meşhur taş anıtın ilk prototipi bulundu

    Britanya Adaları’nın kuzey ucu ile güneyi arasında binlerce yıl önce kurulan gizemli bağlar, arkeoloji dünyasında bilinenleri altüst edecek yeni kanıtlarla desteklendi. İskoçya’nın kuzey kıyılarında yer alan Orkney Takımadaları’ndaki tarih öncesi topluluklar ile adanın güneyindekiler, sanılandan çok daha sıkı bir kültürel alışveriş içerisindeydi.

    Nitekim meşhur Stonehenge‘in kalbinde yükselen 6 tonluk devasa Sunak Taşı‘nın Galler yerine İskoçya’nın kuzeydoğusundaki Orcadian Havzası’ndan getirildiği zaten bilinen bir gerçekti. Şimdi ise bu uzak mesafeli bağın sadece devasa taş taşımacılığıyla sınırlı kalmadığını, aynı inanç ritüellerini ve ortak çömlekçilik kültürünü de barındırdığını gösteren muazzam bir keşfe imza atıldı. İngiltere’nin Wiltshire bölgesindeki Bulford kasabasında yürütülen bir inşaat çalışması, 5 bin yıllık antik bir kutsal alanı gün yüzüne çıkardı.

    Salisbury Ovası’nda bulunan ve bugün bir toplu konut projesinin tam ortasında kalan bu alan, tarih öncesi insanların evreni anlamlandırma çabasını net biçimde gösteriyor. Keşfin en heyecan verici parçası, aralarında 120 metre mesafe olan iki derin çukur. Kazı ekibinin lideri Phil Harding, bu çukurlardan birinin boş arazide çıplak gözle izlenebildiğini, diğerinin ise muhtemelen yeni yapılan evlerden birinin salonunun altında kaldığını ifade etti. Geçmiş dönemlerde bu dar çukurların içinde, yaklaşık 4 metre yüksekliğe sahip devasa ahşap direkler yükseliyordu. Yan yana konumlanan bu iki direk, yaz gün dönümünde güneşin doğuşunu, kışın ise batışını doğrudan hedefleyen kusursuz bir astronomik hat oluşturuyordu.

    Radyokarbon analizleri, bu mühendislik harikası alanın milattan önce 2950 yıllarında aktif olarak kullanıldığını belgeledi. Her ne kadar Stonehenge’in ilk temelleri bu dönemde atılmış olsa da, ikonik taşların güneş dönümlerine göre hizalanması bu keşiften ancak 500 yıl sonra gerçekleşebildi. Bu durum, Bulford’daki ahşap yapının Stonehenge için erken dönem bir ilham kaynağı veya ilk prototip vazifesi gördüğü fikrini kuvvetlendiriyor.

    Büyük güneş ayinleri ve 48 gözlem noktası

    Arkeologlar, güneş hizalamasını sağlayan iki ana yapının çevresini kazdıkça alanın büyüklüğü daha da belirginleşti. Ana merkezin etrafında; içinde hayvan kemikleri, çanak çömlek parçaları, işlenmiş çakmak taşları ve kömür kalıntıları barındıran 48 küçük çukur daha saptandı. Birer “gözlem istasyonu” vazifesi gördüğü tahmin edilen bu noktalardan birinde, doğrudan güneşi sembolize eden disk şeklinde bir bıçak da bulundu. Tüm bu bulgular, Bulford’un yüzlerce insanın tek bir amaçla toplandığı, Güneş’e tapınma ayinlerinin ve kitlesel festivallerin düzenlendiği büyük bir dini merkez olduğunu kanıtlıyor. Antik insanlar için gün dönümleri sadece mevsimsel geçişleri değil, tanrılardan korunma dileme amacını taşıyan köklü birer kutsal takvimi temsil ediyordu.

    Bilim insanlarını asıl şaşırtan detay ise bu ayinlerde kullanılan çömleklerin, kilometrelerce uzaktaki İskoçya örnekleriyle birebir aynı olmasıydı. Aralarında devasa mesafeler bulunan bu iki farklı coğrafyadaki insanları binlerce yıl önce aynı inanç ve sanatta neyin birleştirdiği sorusu, yeni araştırmaların önünü açacak gibi duruyor.

  • Stonehenge’in gizemi çözülüyor: Devasa taşların nasıl taşındığı ortaya çıktı

    Stonehenge’in gizemi çözülüyor: Devasa taşların nasıl taşındığı ortaya çıktı

    İngiltere’deki Salisbury Ovası, yaklaşık 5 bin yıldır ayakta duran devasa bir mühendislik bilmecesine ev sahipliği yapıyor. Tarih boyunca dini ritüeller ya da gökyüzü takvimleriyle bağdaştırılan Stonehenge taşlarının oraya nasıl geldiği sorusu ise, günümüzde farklı bir yaklaşımla ele alınıyor.

    Uzmanlar, ağırlığı 30 tonu bulan bu devasa blokların taşınma sürecini sadece kölelik sistemiyle veya dini adanmışlıkla açıklamanın eksik kalacağı görüşünde birleşti. Ortaya atılan yeni fikirler, antik insanların bu muazzam blokları taşımak için bir nevi “spor müsabakası” mantığıyla hareket ettiğini ve kabileler arası amansız bir rekabete giriştiğini gösteriyor. Anıtın mülk küratörü Win Scutt, devasa megalitleri 30 kilometre ötedeki West Woods bölgesinden getiren insan gruplarının birbirleriyle yarıştığını ifade etti. İnsanoğlunun doğasında var olan kazanma arzusu, bu yapının yükselmesindeki temel motivasyon kaynağı olmuş olabilir.

    Boyları 7 metreyi bulan sarsen taşlarını ilkel şartlarda taşımak imkansıza yakın bir performans gerektiriyor. Bilim insanları, blokların altına yerleştirilen kalın tomruklar ve devasa halatlar vasıtasıyla insan gücüyle çekildiğini tahmin ediyor. Deneysel arkeolog Luke Winter, insanlığın her dönemde rekabeti sevdiğini belirterek bu çapta bir projeyi sadece gönüllülük esasıyla açıklamanın yetersiz kalacağını savundu. Dünyanın farklı bölgelerindeki antik topluluklar incelendiğinde, bu tarz devasa yüklerin taşınma süreçlerinin genellikle bir güç gösterisine dönüştüğü net şekilde anlaşılıyor. Komşu kabilelerin veya farklı işçi takımlarının birbirlerine üstünlük kurma çabası, bu zorlu mesaiyi çok daha çekici hale getirdi.

    English Heritage kuruluşunun Stonehenge yakınlarında yürüttüğü yeni bir çalışma da bu iddiaları destekler nitelikte. Arkeologlar, taş çemberin sadece 3 kilometre uzağında bulunan tarihi kanıtlardan yola çıkarak Neolitik döneme ait dev bir yapının kopyasını inşa etti. Yaklaşık 100 gönüllünün tarihi yöntemlerle 9 ayda tamamladığı 7 metre yüksekliğindeki büyük salon, dönemin sosyal hayatını gözler önüne seriyor. Kazılarda bulunan hayvan kemikleri ve çanak çömlek parçaları, buranın görkemli kış ziyafetlerine ev sahipliği yaptığını kanıtladı. Uzak yollardan gelen işçiler ve potansiyel yarışmacılar, bu büyük salonda bir araya gelerek strateji geliştiriyordu.

    Taşların kökenine dair yürütülen jeokimyasal araştırmalar da bu insanüstü çabayı doğruluyor. Profesör Richard Bevins liderliğindeki bir ekip, Galler bölgesine ait olan ünlü “mavi taşları” mikroskop altında inceledi. Taşların buraya buzul hareketleriyle doğal yollardan taşındığı yönündeki eski iddialar, yapılan kimyasal analizlerle tamamen çürütüldü.

    Bulgular, örnek bir kayanın Galler’deki Craig Rhos-y-Felin bölgesindeki taşlarla birebir eşleştiğini gösterdi. Bu durum, antik insanların hiçbir coğrafi yardım almadan, tonlarca ağırlıktaki blokları 200 kilometreden fazla bir mesafeden tamamen kendi güçleriyle taşıdığı fikrini güçlendiriyor. Önümüzdeki yaz aylarında ziyarete açılacak olan tarihi salon, ziyaretçileri 4 bin 500 yıl öncesine götürerek bu amansız yarışın atmosferini yerinde hissettirecek.