Fransa’nın başkenti Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ev sahipliğinde Anti-Balistik Füze Koalisyonu toplantısı düzenlendi.
Toplantının ardından Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Norveç, İspanya, İsveç, Ukrayna ve İngiltere liderleri ortak yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, söz konusu ülkelerin liderlerinin balistik füzelerin oluşturduğu tehdidin ve Avrupa kıtası için savunma kapasitesinin artan öneminin farkında olduğu belirtildi.
Balistik füzelere karşı yalnızca savunma amaçlı bir koalisyonun kuruluşunun duyurusu yapılan açıklamada, “(Koalisyonun) Anti-balistik kapasite geliştirmek için yılmadan çalışmayı hedefleyen başat projesine desteğimizi bildiriyoruz.” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, Avrupa’nın korunması için kapsamlı ve entegre bir anti-balistik füze savunmasının gerektiği vurgulanırken, bu kapsamda gelecekteki olası füze tehditlerinin caydırıcı olmasının hedeflendiği kaydedildi.
Bu “anti-balistik çözümün” balistik füzelere karşı halihazırda Avrupa’da var olan savunma sistemlerini tamamlayacağına dikkat çekilen açıklamada, ülkelerin savunma endüstrileri, araştırma kapasiteleri ve operasyonel tecrübelerini ortaya koyarak balistik füzelere karşı ortak bir Avrupa kapasitesi inşa etmeyi amaçladıkları vurgulandı.
Açıklamada, koalisyonun uluslararası yükümlülüklerine ve yasal çerçeveye uygun olarak ilk operasyonel kapasitesi için yol haritası oluşturulacağı taahhüt edildi.
Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Norveç, İspanya, İsveç, Ukrayna ve İngiltere’nin koalisyonun kurucu ülkeleri olduğu bildirilen açıklamada, bununla birlikte koalisyonun, aynı hedefleri taşıyan ülkelerin katılımına açık olduğu ifade edildi.
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Silivri’de “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” davasına ilişkin duruşmanın ardından yaptığı açıklamada, “Tüm zamanların en büyük kararlılığıyla, en büyük cesaretiyle, en büyük öz güveniyle buradayız???????.” dedi.
Özel, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmanın öğleden sonraki oturumunu izleyici olarak takip etti.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu’na el sallayarak selam veren Özel, duruşmanın ardından cezaevinin karşısındaki alanda basın açıklaması yaptı.
Özel, İmamoğlu’nun 16 aydır tutuklu olduğunu ve davanın 9 Mart’ta başladığını belirterek, duruşmaları izleyen basın mensuplarına teşekkür etti.
Davanın başından beri İmamoğlu’nun ilk savunmayı kendisinin yapmak istediğini dile getiren Özel, mahkeme heyetinin ise İmamoğlu’na savunma yaptırmamak ve mümkün olduğunca az söz vermek için elinden geleni yaptığını öne sürdü.
Özel, 143 eylemden sorumlu tutulan İmamoğlu’na tüm suçlamalara karşı savunmasını yapması için yeterli sürenin verilmesi gerektiğini ifade etti.
Savunma hakkının hukukun evrensel ilkelerinden biri olduğunu vurgulayan Özel, DİSK ana davasında eski DİSK Başkanı Abdullah Baştürk’ün 109 gün, Danıştay saldırısı davasının sanığı Alpaslan Aslan’ın 76 saat savunma yaptığını dile getirdi.
Mahkeme heyeti başkanının tarafsızlığını yitirdiğini öne süren Özel, İmamoğlu’na duruşmasındaki sözleri nedeniyle “kamu görevlisini tehdit” suçundan yeni bir soruşturma başlatılmasını eleştirdi.
İmamoğlu’nun “Ben yargılanmaya değil yargılamaya geldim.” dediği için duruşmadan çıkarıldığını belirten Özel, “Hayatımda duyduğum en doğru cümle. Benzerleri duyuldu arkadaşlar. Bunu da bu gece yatmadan önce duyması gerekenler duysun, ondan sonra uyusunlar. Fidel Castro 1953’te diktatör Batista’ya karşı son söz olarak, onun yargıladığı mahkemede,’Tarih beni beraat ettirecektir, Batista yargılanacak.’ dedi. Ne oldu sonra? Bugün söylenen sözü öyle hafife alınan bir söz ya da ucuz bir tehdit gibi görmesin kimse. Tarihe şerh düşüyoruz.” diye konuştu.
Özel, “Tüm zamanların en büyük kötülüğü ile karşı karşıyayız. Tüm zamanların en büyük kararlılığıyla, en büyük cesaretiyle, en büyük öz güveniyle buradayız. Alnımız açık. İşbirlikçiler ne derse desin, yalakalar ne diyorsa desin, tarihin yanlış tarafında duranlar ne diyorsa desin. Cesareti olan gelsin, buradaki hukuk katliamını görsün, sonra da Ekrem Başkan’a ve arkadaşlara bir kelime daha söylesin.” ifadelerini kullandı.
Bugünkü duruşmada tahliyelerine karar verilen 6 kişi için sevindiklerini ifade eden Özel, “16 ay sonra halen daha 53 tutuklulu dosyadan utanıyoruz. Tarih önünde sabretmeye devam ediyoruz. Bizim sabrımız dağı delecek. Bu milletin sandık sabrı da bütün hesapları değiştirecek.” dedi.
Belçika Başbakanı Bart de Wever, “NATO’nun 5. maddesi, bir müttefik saldırıya uğradığında diğer müttefiklerin onu savunmasını öngörür. Ancak bir ülkenin başka bir ülkeye saldırması durumunda tüm ortakların buna katılmasını zorunlu kılmaz. Bu, NATO’nun ruhuna da aykırıdır” dedi.
“YÜZDE 2 HEDEFİNİ YAKALADIK”
NATO 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin ikinci gününde liderler Ankara’da bir araya geliyor. Belçika Başbakanı Belçika Başbakanı Bart de Wever, zirve öncesinde basın mensuplarının sorularını cevapladı.
ABD Başkanı Donald Trump ile yapacakları görüşmede savunma harcamaları, savunma sanayi altyapısının güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya destek konusunda üç temel başlığın ele alınacağını belirten Başbakan de Wever, Belçika’nın uzun yıllar geride kaldığı savunma harcamalarında artık NATO’nun yüzde 2 hedefini yakaladığını ifade etti.
İRAN’A SALDIRILARINDA ABD’YE NET MESAJ
Savunma sanayi altyapısını güçlendirmeye devam ettiklerini kaydeden de Wever, bu sürecin istedikleri hızda ilerlemese de kararlılıkla sürdüğünü dile getirdi. Ukrayna’ya askeri desteğin devam edeceğini vurgulayan de Wever, bunun Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e verilen güçlü bir mesaj olduğunu söyledi.
İran’a yönelik saldırıların da zirvede gündeme gelebileceğini belirten de Wever, bu konuda NATO ülkeleri arasında ortak bir görüş bulunmadığını ifade etti. de Wever, “Bu bir NATO konusu değil. NATO’nun 5. maddesi, bir müttefik saldırıya uğradığında diğer müttefiklerin onu savunmasını öngörür. Ancak bir ülkenin başka bir ülkeye saldırması durumunda tüm ortakların buna katılmasını zorunlu kılmaz. Bu, NATO’nun ruhuna da aykırıdır” diye konuştu. Wever’in, şubat ayında İran’a karşı savaş başlatan ve sürekli NATO’dan yardım isteyen ABD Başkanı Donald Trump’ı kast ettiği şeklinde yorumlandı.
“AVRUPA DİKKATLİ HAREKET ETMELİ”
Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin dünya ekonomisini doğrudan etkilediğini belirten de Wever, özellikle enerji arz güvenliği konusunda Avrupa’nın dikkatli hareket etmesi gerektiğini söyledi. Belçika’nın deniz güvenliği alanında önemli askeri kabiliyetlere sahip olduğunu ifade eden de Wever, uluslararası koalisyon kurulması halinde hükümetin karar vermesi durumunda bu imkanların kullanılabileceğini belirtti. Donanmanın mayın karşı tedbirleri ve deniz güvenliği alanındaki kapasitesine dikkat çeken de Wever, bu konuda nihai kararın Belçika hükümeti tarafından verileceğini kaydetti. de Wever, Belçika’nın NATO Zirvesi’ndeki önceliklerinin savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayisinin güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi olduğunu sözlerine ekledi.
Türkiye ile İngiltere’nin bugün güvenlik ve savunma ortaklığı anlaşması imzalaması bekleniyor.
Konuya vakıf birden fazla kaynağın Bloomberg’e verdiği bilgiye göre anlaşma, iki NATO müttefiki arasındaki ilişkileri savunma alanında daha ileri bir düzeye taşımayı hedefliyor.
Kaynaklara göre belge, savunma sanayisinde işbirliği, terörle mücadele, hibrit tehditlerle mücadele ve siber güvenlik dahil savunmayla ilgili tüm alanlarda iki ülkenin daha yakın işbirliği yapmasını öngörüyor.
Öte yandan kaynaklar, anlaşmanın kapsamına ilişkin ayrıntı vermeden belgenin “kapsamlı” nitelik taşıdığını ifade etti. Yetkililer, karşılıklı savunma yükümlülüklerinin kapsamına ilişkin ayrıntıları paylaşmadı.
Anlaşmanın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdogan ile İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın bugün yapacağı görüşme sırasında imzalanması bekleniyor.
Belgeye vakıf bir kişi, anlaşmanın ruhu bakımından Fransa ile Yunanistan arasında 2021 yılında imzalanan ikili savunma anlaşmasına benzediğini söyledi.
Söz konusu anlaşma karşılıklı savunma hükmü içeriyordu. Ancak kaynaklar, Türkiye ile İngiltere arasında imzalanacak belgede benzer bir hükmün yer alıp almadığı konusunda açıklama yapmadı.
Kaynaklara göre Ankara ile İngiltere Başbakanlık Ofisi’nin anlaşma metnini kamuoyuyla paylaşması beklenmiyor.
Bu yaklaşımın, belgedeki hükümlerin hassas niteliğinden kaynaklandığı ifade edildi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın da aralarında bulunduğu NATO liderleri, ittifakın yıllık zirvesi için Ankara’da bir araya geldi.
Türkiye ile İngiltere, nisan ayında NATO müttefikleri ve stratejik ortaklar olarak iki ülke arasındaki diyalog ve işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan Stratejik Ortaklık Çerçevesi’ni imzalamıştı.
Ankara’nın geçen temmuz ayında milyarlarca dolarlık anlaşmayla Eurofighter Typhoon savaş uçaklarını satın alma kararı almasının ardından Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkiler daha da güç kazandı.
Hollanda Başbakanı Rob Jetten, “Avrupa ve Amerikan savunma sanayii şirketleri daha yakın iş birliği içerisinde çalışıyor. Daha güçlü bir NATO ittifakı ABD’nin de yararınadır” dedi.
NATO 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin ikinci gününde liderler Ankara’da bir araya geliyor. Zirvede savunma harcamaları, İran’daki savaş, Avrupa’nın güvenliği ve ittifakın geleceğine ilişkin başlıklar ele alınırken, liderler toplantılar öncesinde basın mensuplarına gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hollanda Başbakanı Rob Jetten, Avrupa’nın savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve NATO’nun geleceğine ilişkin önemli mesajlar verdi. Jetten, geçen yıl Lahey’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nin tarihi nitelikte olduğunu belirterek, bu yıl ise verilen taahhütlerin yerine getirildiğinin gösterildiğini ifade etti. Avrupa’nın özellikle Rusya’dan kaynaklanan tehditlere karşı daha güçlü hale geldiğini vurgulayan Jetten, tüm müttefiklerle Ankara’da bir araya gelmekten memnuniyet duyduğunu söyledi.
JETTEN’E ‘İRAN’ SORUSU
İran’daki gelişmeler ve muhtemel ateşkes sürecine ilişkin bir soru üzerine Jetten, bu konunun zirvenin önüne geçmeyeceğini belirterek, “İran savaşına diplomatik bir çözüm için çalışmaya devam etmemiz çok önemli. Herkes bunun için çok çalışıyor ve nihai bir anlaşmaya varabileceğimizden eminiz. Bence geçen yıl Avrupa, daha büyük bir birlikle kendi kıtamızı daha iyi koruyabileceğimizi ve daha güçlü bir form olabileceğimizi gösterdi” dedi.
“SAVUNMA HARCAMALARINI 3 KATINA ÇIKARDIK”
Avrupa’nın son bir yılda birlik içerisinde hareket ederek güvenliğini güçlendirdiğini ifade eden Jetten, “Gördüğünüz gibi savunma harcamalarımızı üç katına çıkardık. Birçok başka ülke de bunu büyük ölçüde artırdı ve son birkaç gündür Avrupa müttefikleri arasında askeri işbirliği konusunda birçok anlaşma gördük. Bu da daha güçlü bir Avrupa’nın hepimizin yararına olduğunu gösteriyor” açıklamasında bulundu.
“DAHA GÜÇLÜ BİR NATO, ABD’NİN YARARINADIR”
ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupalı müttefiklere yönelik eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Jetten, Avrupa ülkelerinin üzerlerine düşeni yaptığını belirterek, “Attığımız adımlar yalnızca Avrupa’nın güvenliği için değil, aynı zamanda ABD’nin de çıkarınadır. Avrupa ve Amerikan savunma sanayii şirketleri daha yakın iş birliği içerisinde çalışıyor. Daha güçlü bir NATO ittifakı ABD’nin de yararınadır” ifadelerini kullandı.
‘NATO 3.0’ HEDEFİ
Trump’ın Grönland’a ilişkin demeçlerinin hatırlatılması üzerine Jetten, “Son birkaç ayda bu kıtayı kendimiz savunabilecek kapasitede olduğumuzu gösterdik, ancak elbette Amerikalıların yardımıyla ve NATO’yu NATO 3.0 olarak yeniden tasarlıyoruz ve bence harika bir iş çıkarıyoruz” diye konuştu.
Rutte, von der Leyen ve Costa, Ankara’nın ev sahipliği yaptığı 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin ilk gününde gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Mark Rutte, yaptığı konuşmada, NATO için dayanıklılık, altyapı ve savunma sanayinin yanı sıra paranın da önemli olduğunu ve AB’nin bunu taahhüt etmekte son derece başarılı olduğunu belirtti.
AB’nin 27 üyesinden 23’ünün NATO üyesi olduğuna işaret eden Rutte, “Biz, Rus tehdidiyle karşı karşıyayız. Rusların Kuzey Kore, Çin ve İran ile çalıştığını biliyoruz, naif olamayız. Birlik olmalıyız ve tam olarak bunu yapıyoruz.” dedi.
AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ise NATO ve AB arasındaki stratejik işbirliğinden büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek, üye devletlerin taahhütlerini yerine getirdiğini, Avrupa’nın kendi savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlendiğini ve şimdi de buna devam etmeleri gerektiğini söyledi.
Costa, “Avrupalı vatandaşların Ankara zirvesinden bekledikleri şey, kendi savunmaları ve aynı zamanda son derece güçlü transatlantik ilişkiye dayanan caydırıcılığımız için NATO’ya güvenmeye devam edebileceğimize dair net bir mesajdır.” diye konuştu.
“GÜÇLÜ AVRUPA, GÜÇLÜ NATO’DUR”
Vor der Leyen de yaptığı konuşmada, “Güçlü Avrupa, güçlü NATO’dur.” mesajını verdi.
Savunma duruşunda gördükleri boşlukları doldurmaya kararlı olduklarını belirten von der Leyen, “Bu amaçla, daha güçlü bir savunma sanayi için 2030’a kadar 800 milyar avro ayırdık. Sadece güçlü bir savunma sanayi tabanına sahip olmayı değil, aynı zamanda Ukrayna ile daha fazla ortak girişimde bulunmayı da istiyoruz, çünkü onlar son derece yenilikçiler ve savaş alanı deneyimine sahipler. Elbette AB bünyesinde daha fazla ortak tedarik de istiyoruz, zira bu, birlikte çalışabilirlik anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.
36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Münih Güvenlik Konferansı (MSC) ile Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) işbirliğinde düzenlenen “Müttefikler Ankara’da” programı kapsamında “Zirveye Doğru” paneli düzenlendi.
Ankara Palas’ta düzenlenen “Zirveye Doğru” paneline, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Türk Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, İngiliz milletvekili Stuart Anderson, ABD Senatörü Mike Rounds, ABD Senatosu NATO Gözlem Grubu Eş Başkanı ve Dış İlişkiler Komitesi Kıdemli Üyesi Jeanne Shaheen ve Slovakya milletvekili Tomas Valasek katıldı.
Çavuşoğlu, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin rolünün yalnızca NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmakla sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda arabuluculuk görevini de sürdürmeye devam edeceğini ifade etti.
Türkiye’nin ABD ve Avrupalı müttefikleriyle fikir ayrılıklarına değinen Çavuşoğlu, Türkiye’nin müttefikler arasında daha çok dayanışma beklediğini ve ihtiyaç duyulursa NATO’nun kurucu antlaşması olan Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 4’üncü ve 5’inci maddesinin kullanılmasını beklediklerini vurguladı.
Çavuşoğlu, zirve sırasında siyasi birlik ve uyumun ön planda olacağını belirterek, Rusya-Ukrayna Savaşı, savunma sanayii işbirliği geliştirme ve külfet paylaşımı konularının da gündemde olacağını söyledi.
Shaheen ise Amerikalıların NATO’ya desteğinin zirvede olduğunu aktararak, 32 müttefikin savunma harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 2’sine ulaştığını ve yüzde 5 hedefine doğru ilerlendiğini ifade etti.
Müttefiklerin Avrupa’nın, ABD’nin ve dünyanın büyük kısmının güvenliğini sağladığını dile getiren Shaheen, NATO’nun geçerliliğini koruduğunu ve her zamankinden güçlü olduğunu kaydetti.
Rounds da ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’nun savunma kapasitesini artırması gerektiğini dile getirdiğini hatırlatarak, geleceğin, savaş tehditlerini her zaman barındırdığını söyledi.
Valasek ise Lahey’de düzenlenen 2025 NATO Zirvesi’nde müttefiklerin 2035 yılına kadar GSYH’nin yüzde 5’ini yıllık olarak savunmaya yatırma taahhüdünde bulunduğunu hatırlatarak, bu sürece yönelik eleştirilerde bulundu.
Anderson da Rusya-Ukrayna Savaşı’nın NATO müttefikleri için bir ders niteliğinde olduğunu anlatarak, müttefiklerin savunma harcamalarını ciddi oranda artıracağını ifade etti.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa’da Sovyet Bloğuna karşı üç ayaklı bir yapılanmaya gidildi. ABD ve Birleşik Krallık öncülüğündeki bu yapılanmanın ekonomik ayağını Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatı (16 Nisan 1948), askeri ayağını NATO (4 Nisan 1949), siyasi ayağını ise Avrupa Konseyi (5 Mayıs 1949) oluşturmaktaydı. Türkiye; İktisadi İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasındaydı.
Avrupa Konseyi kurulurken savunma meselelerinin bu platformda görüşülmemesi kararlaştırılmıştı. Fakat uluslararası konjonktür Avrupa’nın o dönem tek uluslar üstü siyasal platformu olan Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’ni, kimi ülkeler sıcak bakmasa da bu konuyu da ele almaya mecbur kıldı. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki belirsizlik, Soğuk Savaş, komünizm tehdidi ve son olarak da Kore’de patlak veren kriz, savunma konusunu gündemin ana maddelerinden biri haline getirmişti.
Avrupa Konseyi kulislerinde Avrupa’nın siyasal ve ekonomik planda inşası kadar savunması da konuşuluyor, kıtanın yeniden inşasının “ortak savunma” olmadan gerçekleşemeyeceğini söyleyenlerin sayısı artıyordu. Konunun en çok dile getirildiği platform Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), en çok dile getirenler ise AKPM üyesi İngiliz parlamenterlerdi. Bunlar arasında “Avrupa ordusu” fikrinin en hararetli savunucularının başını Winston Churchill çekiyordu.
Churchill 11 Ağustos 1950’de bir AKPM genel kurul oturumunda söz alıp, Avrupa ordusu kurulması çağrısında bulundu: “En kısa süre içinde Avrupa’da gerçek bir savunma cephesi kurulmalı. İngiltere ve Birleşik Devletler kıtaya önemli sayıda askerî güç göndermeli. Fransa o meşhur ordusunu yeniden canlandırmalı. İtalyan yoldaşlarımız aramıza hoş geldi. Herkes- Yunanistan, Türkiye, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İskandinav devletleri – bu yükü paylaşmalı ve elinden gelenin en iyisini yapmalı… Kurulacak bir Avrupa ordusu Sovyet rejiminin temellerini sallar ve cesur Rusya halklarının çarlık döneminden daha beter olan bu despot rejimden kurtulmalarını sağlayabilir.” Batı Almanya’yı da Atlantik savunma sistemi içinde gören Churchill, ABD ve Kanada’yla iş birliği yapılarak Birleşik Avrupa Ordusu kurulmasını isteyen bir karar önergesi sundu. Yaptırım gücü olmayan önerge genel kurulda 89 evet, 5 hayır ve 27 çekimser oyla kabul edildi.
O dönem Kore Savaşı’na yeni girmiş olan ABD, Doğu Bloğunun Kore benzeri bir operasyonu Almanya üzerinde gerçekleştirmesinden korkuyor, bu nedenle Batı Almanya’nın silahlandırılmasını istiyordu. Fransa aynı görüşte değildi. Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman, 24 Kasım 1950’de AKPM genel kurulunda yaptığı konuşmada (Batı) Almanya’nın yeniden silahlandırılmasına karşı çıktıklarını duyurdu: “Almanya silahsızlandırılmıştır. Almanya’nın yeniden silahlanmasını düşünmek, bugüne kadar kimse tarafından sorgulanmamış uluslararası yükümlülüklere karşı gelmek olur. Böyle bir durum Doğu devletlerinde sonuçlarını önceden kestiremeyeceğimiz tepkiler de uyandırabilir, karşı tarafa kozlar vererek onun propagandasını besleyebilir.” Fransa Batı Almanya’yı silahlandırmak yerine, kurulacak bir Avrupa ordusu içine entegre edilmesini savunmaktaydı. Bu, Batı Almanya’nın “beraber” kontrol edilmesi demekti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü arşivinde Türkiye’nin NATO üyeliğinin ilk yıllarına ait bir fotoğraf.
TÜRKİYE NE DİYORDU?
Türkiye o tarihlerde Atlantik savunma sistemine dahil olmayı arzulamakta ve bu arzusunu AKPM üyesi parlamenterleri aracılığıyla dile getirmekteydi. Robert Schuman’ın katıldığı Avrupa savunması oturumunda AKPM Türk heyeti üyesi Osman Kapani (DP) de söz aldı ve Ankara’nın tutumunu şöyle özetledi: “Avrupa’nın savunması bir bütündür. Avrupa kıtası Atlantik’te olduğu kadar Akdeniz’de de bir güçtür. Eğer Avrupa’nın bugün komünist tehditle yüzleşmesi gerekiyorsa, sınırlarının Berlin’de veya Elbe (nehri) üzerinde olduğu kadar Makedonya veya Anadolu’da da olduğunu unutmamalıyız.”
Kapani, Türkiye’nin güvenliğinin Avrupa’nın tüm uluslarının güvenliğine sıkıca bağlı olduğunun AKPM tarafından kabullenilmesini istiyordu: “Bu meclisin bazı üyelerine soruyorum: komünist gücün Boğazları kontrol etmesini, ansızın tüm Yakın Doğu’ya, Süveyş Kanalı’na ve sizinle sıkı bağı olan denizaşırı ülkelerle iletişimlerinize hükmetmesini kabul eder miydiniz? Bazı meslektaşlarıma da şunu söyleyeceğim: Kızıl Ordu dalgası bir gün Berlin veya Stockholm’e yelken açarsa, halkımın tercümanı olarak size şunu belirtmeliyim ki, tüm Türkiye mücadelenizde sizinle dayanışma içinde olacaktır. Hatta bu yeni saldırı genel bir alevlenmenin sinyali olmasa dahi tüm Türkiye direnişinizde yanınızda yer alacaktır.” Kapani, Türkiye’nin Kore’ye asker gönderip Batı’ya olan bağlılığını gösterdiğini de söyleyerek, Batı’yı bu bağlılığa karşılık vermeye çağırdı. Mesaj açıktı: Türkiye Atlantik Paktı’na dahil olmak istiyordu.
Kapani’nin Avrupa ordusu analizi de ilginçti: “Biz bu orduyu, ilk bakışta, kendi ülkemiz ya da Yunanistan ya da Berlin’in yiğit halkı ya da İsveç olsun, ilk saldırıya uğrayan halkın derhal yardımına koşacak bir güç olarak görüyoruz. Bu güç Yakın Doğu’nun güvenliğine faydalı katkıda da bulunmalıdır… Avrupa ordusunun halklarımız arasında daha sıkı bir birliğe doğru ilerlemede en emin yollardan biri olduğu düşüncesindeyim. Bir Avrupa ordusunun oluşturulması, burada meclisimizin haklı olarak istediği gibi ulaşım, ağır sanayi, tarımsal üretim vb. alanlarda koordinasyonun kuvvetlendirilmesini sağlayacaktır.”
Aynı oturumda Türk heyeti üyelerinden Maksudi Arsal da söz aldı. Arsal (DP), Tatar kökenli bir devlet adamı ve hukuk profesörüydü. Bolşevik Devrimi sonrası Rusya’dan Batı Avrupa’ya geçmiş, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Atatürk tarafından Türkiye’ye davet edilmişti. Komünizmi “barbar bir emperyalizm” olarak tanımlayan sert üsluplu bir konuşma yaptı: “Dişlerine kadar silahlanmış bir ülke Batı uygarlığını tehdit ediyor. Ne yapmalıyız? Herkes cevabı biliyor ama kimse söylemeye cüret edemiyor: bu tehlikeyle yüzleşmek için açıkça örgütlenmeliyiz. Avrupa bölünmeye devam ettikçe hiçbir şey yapamayız. Burada, özellikle halkların temsilcilerinin meclisinde acil tedbirler almak için aramızda anlaşmalıyız, aksi halde tehlike daha da vahimleşecek. Bu yeni emperyalizm, bu yeni doktrin Batı Avrupa’yı iki taraftan tehdit ediyor: doğudan ve güneyden, özellikle de güneyden. Biz güneyliler bu tehlikeye karşı mücadele ederiz. Bu konuda yüz yıllık alışkanlığımız var. Bize yardım edilirse bu tehlikeyi önleyebiliriz. Fakat önlemekte tek başımıza güçsüz kalırsak bu emperyalizm Akdeniz’e kadar inecek ve tüm Afrika sahillerinin hükümranı olacaktır. Avrupa o zaman ne yapacak? Batı Avrupa, birleşmiş dahi olsa, o zaman çok kısa bir süre direnebilecektir.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü arşivinde Türkiye’nin NATO üyeliğinin ilk yıllarına ait bir fotoğraf.
FRANSIZ MANEVRASI
Savunma konusu Batı Avrupa’da çıkar ve nüfuz mücadelelerine sahne olmaktaydı. “Avrupa ordusu” oluşturmak için bir grup Batı Avrupa devleti özel bir konferansta buluşmuş, konferansa ev sahipliği yapan Fransa, aralarında Türkiye ve Yunanistan’ın da bulunduğu bazı Avrupa Konseyi devletlerine davetiye göndermemişti. Fransa’nın bu tavrı Ankara ve Atina’da hoş karşılanmamış, hatta garipsenmişti.
AKPM 7 Mayıs 1951’de Avrupa Konseyi’nin genel durumunu tartışmak için bir kez daha Strasbourg’da toplandı. Türk ve Yunan heyetleri, ülkelerinin Avrupa ordusu için düzenlenen konferansa davet edilmemiş olmasına anlam veremiyordu. Savunma konusu gündem maddeleri arasında değildi. Buna rağmen, oturumda söz alan Türk heyeti üyelerinden Kasım Gülek (CHP) konuşmasının son bölümünü bu konuya ayırdı: “Avrupa ordusu oluşturulması konusunu görüşmek üzere geçen mart ayında bir konferans düzenlendi. Bazı Avrupa Konseyi üyesi ülkeler bu konferansa davet edilmedi. Bu davetlerin hangi ilkeler temelinde yapıldığını öğrenmek istiyorum. Davet eden otoriteler bu girişimlerini ve otoritelerini hangi kaynaktan temin ettiler? İkinci olarak, aralarında Türkiye’nin de olduğu bazı ülkelerin bu konferansa neden davet edilmediklerini öğrenmek istiyorum. Türkiye bugün Avrupa’nın en eğitimli ve en güçlü ordusuna sahip. Eğer Avrupa savunması bir bütün olacaksa -ki başka nasıl olabilir bilemiyorum- o halde en eğitimli ve en güçlü orduya sahip, milli gelirinin büyük bölümünü bu orduya harcayan ülke de karar aşamasına mutlaka katılmış olmalıydı.”
Türkiye’nin Avrupa ordusu çalışmalarına dahil edilmemesine en sert tepki, AKPM’nin 14 Mayıs 1951 tarihinde düzenlenen “Avrupa Savunmasının Siyasi Yönleri” başlıklı genel kurul oturumunda söz alan Hüseyin Cahit Yalçın’dan (CHP) geldi. Aynı zamanda gazeteci-yazar olan Yalçın, Birinci Dünya Savaşı’nı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerini yaşamış bir isimdi. Konuşmasında Fransa ve İngiltere’ye ilginç bir göndermede bulundu: “Türkiye Birinci Dünya Savaşı sırasında hor görüldü, geri itildi. Halbuki Batı dünyasıyla çalışmak için Fransa ve İngiltere’ye başvurmuştu. Fakat ölümüne karar verilmiş olduğu ve hasta adamın mirasını paylaşmakta sabırsızlanıldığı için başvurusu reddedildi. Türkiye’nin Batılılara karşı safta Birinci Dünya Savaşı’na katılımı savaşı uzattı, çarlığın düşmesine neden oldu ve sonuç olarak da Bolşevikler iktidara geldi. Muhtemel bir Üçüncü Dünya Savaşı kapıdayken aynı hata tekrarlanacak mı? Türkiye Avrupa’dan dışlanacak ve kararsız kalmaya mı mecbur bırakılacak? … Türkiye sınırlarından memnundur. Komşularının toprağında gözü yoktur. Ortadoğu’da istikrar ve güvenlik unsuru olmaya çalışmaktadır. Bolşevik tehlikeye Batı dünyasının ilk dikkatini çeken Türkiye olmuştur. Türk ordusu sınırlarını korumak için on iki yıldır teyakkuzdadır. Kararlı tutumuyla muhtemel Bolşevik istilası önünde engel oluşturmaktadır. Ve şimdi bu Türkiye Avrupa savunmasından uzak tutulmak istenmektedir! Fransa’nın Türkiye’ye yönelik bu pek dostane olmayan tavrı nasıl açıklanabilir? Unutkanlık mıdır? Anlaşılır gibi değil! Yunanistan ve Türkiye’nin dışlanmasına geçerli bir gerekçe aramak gerekiyor.”
Oturumda Türk heyetinden Zeyyat Mandalinci (DP) de söz aldı ve “Türkiye Avrupa’nın yardımı için değil, Avrupa’ya yardım için Atlantik Paktı’na girmek istiyor” dedi. Türk parlamenterlerin çıkışları AKPM genel kurulunda yankı uyandırdı. İngiliz muhafazakâr üye Harold Macmillan hür dünyaya “güçlü” bir mesaj gönderilmesi gerektiğini söyledi: “Türk dostlarımızın konuşmalarını, özellikle de Sayın Yalçın’ın çok ciddi beyanatını duyanlar sorunun önemini anlayabilir. Bu meclis hiç olmazsa Atlantik Paktı çerçevesinde ya da Fransa, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’yle Doğu Akdeniz için bir savunma sistemi çerçevesinde, şu ya da bu biçimde bu boşluğu kapatmakta kararlı olduğumuzu ilan etmelidir. Avrupa uluslarını temsil eden bu Meclis, tüm Avrupa’nın en yiğit ve gözü pek uluslarından ikisini yüzüstü bırakmasın.” Bir başka İngiliz muhafazakâr üye Duncan Sandys ise aynı günlerde AKPM genel kuruluna sunduğu “Avrupa Savunması” başlıklı karar önergesinde, Türkiye ve Yunanistan’ın ya Atlantik Paktı genişletilerek ya da Doğu Akdeniz’in savunması için oluşturulacak bir teşkilat aracılığıyla Batı savunma sistemine dahil edilmeleri çağrısında bulundu.
Türkiye ve Yunanistan el ele verip Avrupa Konseyi cephesinde NATO üyeliği mücadelesi başlatmıştı. AKPM’nin 10 Aralık 1951 tarihli genel kurul oturumunda “Avrupa Politikasının Hedef ve Perspektifleri” tartışılmaktaydı. Oturumda söz alan Türk ve Yunan parlamenterlerin en çok gündeme taşıdıkları konular arasında savunma ilk sıradaydı. Yunan üyelerden Leon Maccas, Yunanistan ve Türkiye’yi tek bir ağızdan konuştururcasına her iki ülkenin Avrupa ordusu oluşumundan dışlanmasını eleştirdi.
Türkiye ve Yunanistan’ın Avrupa ordusu oluşumuna katılmalarını savunmaya başlayan Avrupalı parlamenter sayısı giderek artmaya başlamıştı. Hollandalı parlamenter Johannes Fens, Ankara ve Atina’ya “ayrımcılık” yapıldığını söyledi: “Yunanistan ve Türkiye’den söz edeceğim. Ne şaşılası bir ayrımcılık! Bu iki ülke NATO’ya katılmaya davet edildi ve daveti kabul ettiler… Türkiye ve Yunanistan’ın en kısa sürede Avrupa ordusu çalışmalarına dahil edilmesini ümit ediyorum. Böylelikle bu iki ülkenin NATO üyeliklerinin gerçekleşmesinin ardından hızlı ve fiili bir entegrasyon sağlanmış olur.”
ABD ve İngiltere’nin ilk etaptaki çekincelerine ve Batı Avrupa’nın konu hakkında bölünmüş olmasına rağmen, Türkiye ve Yunanistan NATO’ya aynı tarihte, 18 Şubat 1952’de katıldılar. Avrupa ordusu kurulması amacıyla hazırlanan Avrupa Savunma Topluluğu Antlaşması ise bu iki ülke olmaksızın 27 Mayıs 1952’de Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg hükümetleri tarafından imzalandı. Fakat antlaşma Fransa’da beklenmedik bir ulusal egemenlik tartışması tetikledi. Stalin’in 1953’teki ölümü, yeni SSCB lideri Kruşçev’in Stalin’e oranla daha ılımlı bir Batı politikası gütmesi ve Kore Savaşı’nın sona ermesi, “komünist tehlike” unsurunu Avrupa ordusu kurulması için temel tez olarak kullananları ikiye böldü. Fransız lider Charles de Gaulle, ABD’nin “Fransa’ya yardımı gözden geçiririz” tehdidine rağmen Avrupa ordusu karşıtları kampına geçti. Le Monde gazetesi Fransa’da Avrupa ordusu karşıtı kampanyanın basındaki sesi oldu. Fransız Ulusal Meclisi 30 Ağustos 1954’te Avrupa Savunma Topluluğu Antlaşması’nı reddetti. Daha birkaç yıl öncesine kadar “kendi liderliğinde” ve “Batı Almanya’yı kontrol etmek hedefiyle” Avrupa ordusu kurulması için çırpınan Fransa, bu fikri kendi elleriyle tarihe gömüyordu. Fransız meclisindeki oylama Avrupa ordusu fikrinin sonu oldu. Oylamanın sonucu olarak Almanya Federal Cumhuriyeti’ne (Batı Almanya) ulusal ordusunu kurma ve NATO’ya üye olma izni verilecekti.
Federal Avrupa yanlıları derin yara almıştı. Paul-Henri Spaak, ilk yıllarında başkanlığını yaptığı AKPM’ye 21 Ekim 1955’te Belçika Dışişleri Bakanı sıfatıyla hitap ederken, Fransız Ulusal Meclisi’nin kararını şöyle değerlendirdi: “Avrupa Savunma Topluluğu’nun geri çevrilmesi sadece askerî bir formülün sonu anlamına gelmemektedir. Maalesef bu Mecliste birçoğumuzun ifade ettiği gibi, Avrupa Savunma Topluluğu projesinde yer alan siyasi Avrupa konseptinin sonunu da getirmiştir.”
NATO tarihinin en kritik zirvelerinden biri için geri sayım sürüyor.
32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, 100’e yakın bakan 7-8 Temmuz’da NATO Liderler Zirvesi için Ankara’da olacak.
Başkent bugün itibariyle misafirlerini ağırlamaya başladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın aracı tarihi zirveden bir gün önce Ankara’ya getirildi. Trump’ın kullandığı başkanlık aracı kamuoyunda “The Beast”, yani “Canavar” olarak biliniyor.
Araç son olarak başkentte bir benzinlikte görüntülendi.
Tarihi zirve birçok lideri ağırlayacak ancak en dikkat çekici isimlerden birisi Donald Trump olacak.
TRUMP NE ZAMAN GELECEK?
NTV muhabiri Osman Terkan, “Trump’tan önce arabası geldi, hatta iki arabası geldi. Hatta bu araçlardan biri bir akaryakıt istasyonunda görüntülendi.” diyerek şu bilgileri aktardı:
-“Tabii arabasıyla beraber Trump’ın Türkiye’de kullanacağı helikopter de demonte şekilde Türkiye’ye getirildi. Yarın saat 14.00’te de ABD Başkanı’nın Ankara’ya gelmesi bekleniyor.”
-“Bu zirve birçok dünya liderini ağırlayacak ancak hiç şüphesiz en dikkat çeken isimlerden biri Trump. Şunu belirtelim bu Trump’ın 5. NATO zirvesi olacak. Yarın buraya Katar’ın hediye ettiği Air Force One’la gelmesi bekleniyor.”
– “Trump’ın kalacağı otel tamamen kapatıldı. Bu otelde sadece Trump ve ekibi kalacak. ABD Başkanı’nın 190 metrekarelik başkanlık süitinde kalacağı ve odanın camlarının kurşun geçirmez olduğu duvarların bombalı saldırılara dayanıklı şekilde inşa edildiği bilgileri var. Otel gizli servis tarafından korunacak.”
Ankara’nın misafirlerinden biri de Avustralya Savunma Sanayi ve Pasifik İşleri Bakanı ile beraberindeki heyet oldu.
Avustralya Savunma Sanayi ve Pasifik İşleri Bakanı Patrick Conroy ve beraberindeki heyet Esenboğa Havalimanı’nda görüntülendi.
NATO Zirvesi, 7 Temmuz sabahı yani yarın Ankara Ticaret Odası Kongre ve Sergi Merkezi’nde düzenlenecek Savunma Sanayii Forumu ile başlayacak.
MARK RUTTE AÇILIŞ KONUŞMASI YAPACAK
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, forumda açılış konuşmasını yapacak.
NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu NATO, müttefik ve ortak ülkelerin üst düzey yetkililerini, sektör liderlerini ve sanayiyi ve inovasyonu ileriye taşımaktan sorumlu toplulukları bir araya getirecek.
Beştepe’de saat 18.30’da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın ev sahipliğinde devlet ve hükümet başkanları ile eşleri için resepsiyon olacak.
Aynı gün Beştepe’de üye ülkelerin dışişleri bakanları, bir araya gelecek.
Ay Yıldız Karargahı’nda ise Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ev sahipliğinde savunma bakanları için resepsiyon düzenlenecek.
Zirvenin ilk gün akşamında 19.45’te ayrıca NATO-Ukrayna Dışişleri Bakanları Konseyi Çalışma Yemeği, 20.15’te Kuzey Atlantik Konseyi Savunma Bakanları Düzeyinde Çalışma Yemeği gerçekleştirilecek.
Zirvenin 2’nci günü olan 8 Temmuz sabahı NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile müttefik devlet ve hükümet başkanlarının açıklamaları olacak.
ERDOĞAN TRUMP İLE GÖRÜŞECEK
Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve NATO Genel Sekreteri Rutte, liderleri karşılayacak törenin ardından da aile fotoğrafı çekilecek.
Zirve boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başta ABD Başkanı Trump olmak üzere liderlerle ikili görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.
Külfet paylaşımı, zirvenin temel gündem maddelerinden birini oluşturuyor.
NATO’nun yeni güvenlik mimarisi şekillenecek. Amerika Birleşik Devletleri’ne bağımlı olan NATO 2.0 döneminden, Avrupa Ve Kanada’nın savunmada daha fazla mali ve askeri sorumluluk üstlendiği dengeli bir yapıya geçiş hedefleniyor.
Rusya-Ukrayna savaşı da zirvenin bir diğer gündem başlığı olacak.
NATO tarafından paylaşılan programa göre, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, zirve öncesi 6 Temmuz’da basın toplantısı gerçekleştirecek.
7 TEMMUZ SABAHI BAŞLIYOR
NATO Zirvesi, 7 Temmuz sabahı Ankara Ticaret Odası (ATO) Kongre ve Sergi Merkezi’nde düzenlenecek Savunma Sanayi Forumu ile başlayacak.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, forumda açılış konuşmasını yapacak.
Ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in konuşma yapması bekleniyor.
NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu, NATO, müttefik ve ortak ülkelerin üst düzey yetkililerini, sektör liderlerini ve sanayiyi ve inovasyonu ileriye taşımaktan sorumlu toplulukları bir araya getirecek.
LİDERLER VE EŞLERİ YEMEKTE BULUŞACAK
Aynı gün Beştepe’de saat 17.00’de üye ülkelerin Dışişleri Bakanları, İstanbul İşbirliği Girişimi (İİİ/ICI) üyesi ülkeler Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin temsilcileriyle bir araya gelecek.
Aynı saatlerde ise Ay Yıldız Karargahı’nda, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ev sahipliğinde savunma bakanları için resepsiyon gerçekleştirilecek.
AKŞAM RESEPSİYON DÜZENLENECEK
Yine Beştepe’de de saat 18.30’da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın ev sahipliğinde devlet ve hükümet başkanları ile eşleri için resepsiyon ve akşam yemeği düzenlenecek.
Zirvenin ilk gün akşamında 19.45’te ayrıca NATO-Ukrayna Dışişleri Bakanları Konseyi Çalışma Yemeği, 20.15’te Kuzey Atlantik Konseyi Savunma Bakanları Düzeyinde Çalışma Yemeği gerçekleştirilecek.
AİLE FOTOĞRAFI 2’NCİ GÜN
Zirvenin 2’nci günü olan 8 Temmuz sabahı NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile müttefik devlet ve hükümet başkanlarının açıklamaları olacak.
Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve NATO Genel Sekreteri Rutte, liderleri karşılayacak, ayrı ayrı tebrik edecek. Törenin ardından da aile fotoğrafı çekilecek.
Saat 11.15’te düzenlenecek Kuzey Atlantik Konseyi’nin Devlet ve Hükümet Başkanları Düzeyinde Toplantısı’ndan sonra 15.00’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte basın toplantısı gerçekleştirecek.
Zirve boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başta ABD Başkanı Trump olmak üzere liderlerle ikili görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor. Ayrıca liderler arasında da pek çok temas ve görüşme yapılması bekleniyor.