Tag: Medya

  • Okul Saldırıları İçin Araştırma Komisyonu Toplandı

    Okul Saldırıları İçin Araştırma Komisyonu Toplandı

    TBMM Okul Saldırılarının Nedenlerini Araştırma Komisyonu, İstanbul Aile Vakfı, Sosyoloji Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve Hukuki Araştırmalar Derneği temsilcilerini dinledi.

    Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda meydana gelen olaylar ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları riskler ve olumsuz etkilerin tüm yönleriyle ele alınarak araştırılması, çözüm önerileri geliştirilmesi ve benzer olayların önlenmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı.

    Toplantının açılışında konuşan Beyazıt, komisyonun, 25 Haziran’da İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına çalışma ziyareti gerçekleştirdiğini belirtti.

    Beyazıt, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca özellikle çocuk ve gençler üzerinde teknoloji bağımlılığı ve siber zorbalığı önlemek, güvenli ve bilinçli internet kullanımı sağlamak amacıyla kurulan SİBERAY Programı kapsamında yapılan çalışmalar, bilinçlendirme faaliyetleri ve hedeflenen çalışmalar hakkında da bilgi aldıklarını kaydetti.

    “Ailede mutluluk, huzur ve güven oranı yüzde 94”

    İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık, Vakfın çalışmaları ve okul saldırılarının ardından attıkları adımlara ilişkin bilgi verdi.

    Okullarda yaşanan saldırıların okulda başlamadığını söyleyen Karabıyık, “Bu hadiseler çoğu zaman önce ailede, akran çevresinde, dijital mecralarda, medya içeriklerinde, toplumsal iklim içerisinde şekillenen uzun bir sürecin görünür hale gelmiş son aşamasıdır. Bu nedenle, komisyonumuzun önünde duran mesele yalnızca okul güvenliği meselesi değildir. Aynı zamanda çocukların korunması, gençlik politikaları, dijital riskler, rehberlik sistemi ve toplumsal dayanıklılık meselesidir.” diye konuştu.

    Sundukları verilerin masa başında geliştirilmiş teorik tespitler olmadığını kaydeden Karabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “2025 yılında 26 ilde 4 bin 202 kişinin katılımıyla yapılan siyasi ve demografik kota uygulanan saha çalışmasında katılımcıların yüzde 82,9’u dijital medyanın çocuklar üzerindeki zararının faydasından fazla olduğunu, yüzde 80,7’si ise dijital medyanın toplumsal değerleri aşındırdığını ifade etmiştir. Bu oranlar bize çok önemli bir hususu göstermektedir. Toplum, çocuklarımızın karşı karşıya olduğu dijital risklerin farkındadır. Dolayısıyla çocukların korunmasına yönelik düzenlemeler yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal beklentidir. Bugün çocuklarımız yalnızca fiziksel dünyada yaşamıyor. Aynı anda medya ve sosyal medyada, dijital oyunlarda, video platformlarında, yapay zeka destekli ortamlarda varlık gösteriyorlar.”

    Karabıyık, insanların en yüksek mutluluk, huzur ve güven duygusunu aile içerisinde yaşadığının araştırmalarda göründüğünü kaydederek, “Araştırmalarımıza göre ailede mutluluk, huzur ve güven oranı yüzde 94, yakın çevrede yüzde 76, şehir ölçeğinde yüzde 67, ülke ölçeğinde ise yüzde 56’ya düşmektedir. Bir başka ifadeyle, insanımız şahitlik alanında daha fazla güven, huzur ve aidiyet hissederken, haberdarlık alanında baskı, sıkıntı ve kaygı seviyesi artmaktadır. Bu artışta haber kaynakları etkilidir. Bununla birlikte baskı, sıkıntı ve kaygı üreten içeriklere maruziyet arttıkça aidiyet duygusu da zayıflamaktadır. Bu bulgu bizim için son derece önemlidir çünkü okul saldırıları yalnızca bireysel öfke patlamaları olarak değil, aynı zamanda aidiyet, güven ve toplumsal dayanıklılık bağlamında da değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı.

    Sosyal medya şirketlerine yönelik davalar açtıklarını anlatan Karabıyık, “Bu hukuki süreçleri başlatırken amacımız herhangi bir platformun yasaklanması değil, çocukların yaşlarına uygun olmayan içeriklere erişimine, bağımlılık oluşturan algoritmik tasarım özelliklerine ve ebeveynlerin giderek artan güçlüklerine dikkati çekmek, alınması gereken tedbirleri tespit etmekti. Son dönemde atılan adımları kıymetli buluyoruz. Bununla birlikte sahadaki tecrübemiz, çocukların korunmasında yalnız yaş tespitine dayalı mekanizmaların yeterli olmadığını göstermektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Özellikle kimlik arayışı içindeki çocuklar ve gençler açısından dijital ortamların, rol modellerin davranış kalıplarının ve aidiyet alanlarının yeniden üretildiğine, güçlü sosyalizasyon mecralarına dönüştüğüne işaret eden Karabıyık, “Bu nedenle çocuk koruma politikalarını yalnız içerik denetimiyle sınırlı düşünemeyiz. İhtiyacımız, aileyi, okulu, medyayı, dijital platformları ve kamu kurumlarını birlikte kapsayan, çok boyutlu bir toplumsal dayanıklılık yaklaşımıdır.” diye konuştu.

    “Okul aidiyetindeki zayıflama şiddeti artırıyor”

    Sosyoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nilay Kaya, okul aidiyetinin zayıflaması, sosyal eşitsizlik, şiddetin süreklilik kazanması ve yetişkin gözetiminin gecikmesi nedeniyle son dönemde okuldaki şiddetin arttığını söyledi.

    Kaya, çocukların çatışma deneyiminin artık sadece okul koridorlarında yaşanmadığını, dijital mecralarda başlamış bir dışlanma, aşağılanma ya da tehdidin okulda fiziksel gerilime dönüştüğünü vurgulayarak, “Okul şiddetinin son yıllarda artmasına yol açan sosyolojik dinamiklere baktığımızda okul aidiyetindeki zayıflama olduğunu yapılan araştırmalarda da uluslararası çalışmalarda da destekleyen veriler var karşımızda. Çalışmalar, okulda güvenlik riskleri arttıkça öğrencilerin kendilerini daha az güvende hissetmeleri ya da öğretmen desteğinin zayıflamasıyla aidiyet duygusunun gerilediğini göstermekte.” ifadelerini kullandı.

    Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Selçuk Candansayar, okulların güvenli alan olmaktan çıktığını savundu.

    Okul saldırılarının eskiden sadece Amerika’ya özgü bir şey sanıldığını kaydeden Candansayar, Brezilya, Rusya ve Sırbistan gibi ülkelerde okul saldırılarının çok arttığını belirtti.

    Çocuğun kişiliğinde en belirleyici etkenin aileden çok akran ve okul ilişkileri olduğunu kaydeden Candansayar, “Eğer okulun içerisi çocuğun bu denetlenemez, denetlemekte zorluk çeken yıkıcı dürtülerini anlamlı deneyimlere dönüştüremezse bu kurumlar, okul işlevini yitirirse şiddet artıyor.” diye konuştu.

    Siber zorbalık ve dijital dışlanmanın, depresyon, anksiyete ve intihar düşüncesi riskini yükselttiğini ancak saldırganlığın da arttığını vurgulayan Candansayar, şöyle devam etti:

    “Türkiye’de yakın arkadaşı olmayan ergen oranı 1990’da yüzde 7 iken bugün yüzde 19. Yani her 5 ergenden 1’ine sorduğunuzda ‘benim hiç yakın arkadaşım yok’ diyor. Bu, bu kadar büyük bir yalnızlaşma olduğunu gösteriyor. Dijital platform şirketleri bu krizin yapısal üreticileri, bile isteye yapıyorlar. İşte, hepimizin bildiği sonsuz kaydırma hareketi beynimizde sürekli dopamin salgılatır ve kaydırmadan duramayız, uykumuz kaçar, saatlerce bu hareketi yapmak zorunda hissederiz kendimizi çünkü gördüğümüz görüntü değil, parmağımızdaki hareket aslında beynimizi uyarır. Mutlaka okullarda medya okuryazarlığı dersleri yeniden müfredatla entegre edilmeli, nefret söylemi ve şiddet içeriği için çocuk hakları odaklı yaş filtreleme zorunlu hale gelmeli, çocuklar nefret söylemiyle medyada ve sosyal medyada karşılaşamamalılar bile.”

    “İnternet bağımlılığıyla ilgili sorun yaşayan kişilerin aktif yasal süreçlerinin olma olasılığı artıyor”

    Türkiye Yeşilay Cemiyeti Akademi Direktörü Hakan Çetin, daha önce sadece kimyasal bağımlılıklar ağırlıklı şekilde konuşulurken son yıllarda kumar ve oyun bağımlılığından bahsedilir olduğunu söyledi.

    Çetin, alkol ve madde bağımlılığından daha çok kumar bağımlılığı konusunda müracaat aldıklarını kaydederek, “Okul şiddeti konusu aslında bir neden değil, bir sonuç olarak ele alınması gerekiyor çünkü bağlam bazen yanlış yerden tutulabiliyor, bağımlılık sanki bu sürecin tek nedeniymiş gibi gösterilebiliyor fakat daha yapısal süreçler devrede olabiliyor yani genetik faktörler, dürtüsellik problemleri, depresyon, anksiyete olabiliyor.” diye konuştu.

    “İnternetle ilişkili bağımlılıklar konusunda başvuranların yüzde 64’ü 12-18 yaş grubunda geliyor yani en yüksek oran orada geliyor. Dolayısıyla bu kritik. Bir de suç ilişkisini ortaya koymak açısından bence önemli bir veri var” diyen Çetin, “Alkol-maddede, tabii, bir suç ilişkisi daha kuvvetli ama ondan sonraki en kuvvetli ilişki internet bağımlılığıyla ilgili. Yani internet bağımlılığıyla ilgili sorun yaşayan kişilerin aktif yasal süreçlerinin olma olasılığı da bir miktar artış gösteriyor.” şeklinde konuştu.

    Hukuki Araştırmalar Derneği Konya Şubesi Başkan Yardımcısı Fatih Ruşen, Türkiye’nin çocuk koruma konusunda ciddi bir mevzuat eksikliği bulunmadığını söyledi.

    Çocukları korumaya yönelik çok sayıda düzenleme bulunduğunu anlatan Ruşen, “Peki, o halde bu acıları neden yaşıyoruz veya yaşama ihtimalimiz neden bu kadar yüksek? Çünkü sorunlar yalnızca mevzuat değildir. Sorun, mevcut kurumların aynı hedef doğrultusunda eş zamanlı hareket edememesidir. Bir başka ifadeyle, Türkiye’de çocuk koruma problemi değil, çocuk koruma koordinasyon problemi bulunmaktadır.” sözlerini sarf etti.

    Komisyon toplantısına, Hukuki Araştırmalar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Oymak, İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyd Altıparmak, İstanbul Aile Vakfı Genel Sekreteri Serdar Eryılmaz, İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Sema Karagöz ve İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Menşure Şuşoğlu ile bürokratlar da katıldı.

    Komisyon Başkanı Beyazıt, bu hafta sunum yapmak üzere davet edilen sosyal medya temsilcilerinin, “sunumlarını hazırlayamamalarını” gerekçe gösterdiklerini söyleyerek, söz konusu toplantının 16 Temmuz’da gerçekleştirileceğini bildirdi.

  • Kadın Futbolu ve Medya Paneli

    Kadın Futbolu ve Medya Paneli

    Bartın Üniversitesinin (BARÜ) Bilim Kafe etkinlikleri kapsamında düzenlediği panelde kadın futbolunun gelişimi ve medyadaki temsili alanında uzman isimler tarafından değerlendirildi.

    Bartın Üniversitesinde (BARÜ) spor ve medya alanında önemli isimleri bir araya getiren Bilim Kafe etkinliği düzenlendi. Kutlubey Yerleşkesi İİBF- Eğitim Fakültesi Konferans Salonu’nda Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Cengiz Karaismailoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirilen “Kadın Futbolu ve Medya Farkındalık Paneli”nde kadın futbolunun gelişiminde medyanın önemi vurgulandı.

    Programın moderatörlüğünü BARÜ Spor Bilimleri Fakültesinden Dr. Öğr. Üyesi Gürkan Elçi yaptı. Panelde konuşmacı olarak gazeteci ve spor yorumcusu Lütfü Özel, Kadın Futbolcular Derneği Başkanı ve Kristal Ayaklar TV Programı Yapımcısı Bedri Akkerman ile Galatasaray Kadın Futbol Takımları İdari Menajeri Avukat Gülfem Kocaoğlu yer aldı.

    Gazeteci Özel, spor gazeteciliğinin kadın futboluna yaklaşımını değerlendirdi

    Türkiye’de spor gazeteciliğinin kadın futboluna yaklaşımını değerlendiren Lütfü Özel, “Gazetecilik artık boyut değiştiriyor. Spor da bunlardan biri. Biz gelişmeleri takip ediyoruz ancak bunları kamuoyuna doğru şekilde aktarmak ayrı bir sorumluluk. Artık yapay zekanın gelişmesiyle gazeteciliği de bakış açılarını da tanımlamakta zorluk çekiyoruz. Bir gazeteci olarak benim için merkez, haberdir. Değişmeyen tek şey haberdir, haberin özü neyse ona ulaşırız. Spor haberciliğinde de esas olan şey müsabakadır. Tüm spor branşları açısından değerlendirirsek 5N1K cevabı önemlidir, geri kalan her şey yorumdur. Kadın futbolu gazetelerde çok az yer buluyor. Haber değeri var ancak artık medya anlayışımız değişti.” dedi.

    Bedri Akkerman: “Kadın futbolunu görünür kılmak için çalışıyoruz”

    Kadın futbolunun medyada görünür olması için çalışmalar yürüttüklerini belirten Bedri Akkerman, “Kadın futbolunun Avrupa ve dünyada geliştiğini gördükten sonra biz de dijital bir dergi çıkarmak istedik. Bir marka oluşturduk ve şu anda kadın sporcuların başarılarını yazıyoruz. Kadın futbolunun hiçbir gazetenin spor sayfasında yer almadığını gördük. Bunun üzerine Kristal Ayaklar markasını oluşturduk ve 4 sezondur 170’in üzerinde program hazırlıyoruz. Kadın futbolcularımızı ön plana çıkarmak istiyoruz. Bu süreçte kadın futbolcuların haklarını savunan bir sivil toplum kuruluşunun olmadığını fark ettik ve Kadın Futbolcular Derneğini kurduk. Bu noktada çeşitli farkındalıklar oluşturmaya çalışıyoruz. Başarılar geldikçe ve ana akım medya bizi destekledikçe bu işi daha da büyütüp uluslararası alana taşıyacağımıza inanıyoruz” diye konuştu.

    Avukat Kocaoğlu, Galatasaray’ın kadın futboluna yönelik çalışmalarından bahsetti

    Gülfem Kocaoğlu ise kadın futbolunda kulüpleşme ve kurumsal yapılanma süreçlerini anlatarak “Futbol erkek işi olarak görülüyor ama bugün burada kadınları görmek beni gerçekten mutlu etti. Ben hukuk mezunu olduktan sonra spor hukuku alanına yöneldim çünkü sahanın içinde olmak istiyordum. O dönemde Galatasaray kadın futbol takımlarını kurmaya başlıyordu ve ben de gönüllü olarak bu sürece dahil oldum. Takım kurulduktan üç yıl sonra şampiyon olduk ve Şampiyonlar Ligi’nde son 16’ya kalan ilk ve tek Türk takımı olmayı başardık. Belki basında çok fazla yer bulamadık ama bizim için çok büyük bir başarıydı. Kadınların da bu alanda başarılı olabileceğini göstermek için mücadele ediyoruz. Kadın futboluna yatırımlar arttıkça gelişimin de hızlanacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından kadın futbolu alanındaki çalışmaların daha fazla desteklenmesi gerektiği mesajıyla sona erdi. – BARTIN