Tag: Dünya

  • Bakan Bak’tan Muğla’ya Spor ve Yurt Müjdeleri

    Bakan Bak’tan Muğla’ya Spor ve Yurt Müjdeleri

    Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, bir dizi inceleme ve açılış gerçekleştirmek üzere Muğla’ya geldi. Bakan Bak, yurt yatırımlarından savunma sanayisine, terörle mücadeleden Muğla’ya yapılacak yeni stadyum ve spor tesislerine kadar birçok konuda müjdeler verdi.

    Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Muğla programı kapsamında Menteşe Atatürk Stadyumu ve Muğla Valiliğini ziyaret etti, ardından AK Parti İl Danışma Meclisi Toplantısı’na katıldı. Bak, yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde gençliğe ve spora devasa yatırımlar yapıldığını belirterek, Türkiye’nin spor altyapısında dünya standartlarının üzerine çıktığını kaydetti. Bakan Bak, “Dünyanın en modern stadyumları, en modern kapalı spor salonları, en modern yüzme havuzları ve atletizm pistleri Türkiye’de yapılıyor. Cumhurbaşkanımız sporun ve gençliğin içinden gelen, ‘Türkiye Yüzyılı gençliğin ve sporun yüzyılıdır’ diyen bir lider. Onunla beraber bu millete hizmet etmek gerçekten gurur verici” ifadelerini kullandı.

    “Yurt sorunu kalmayacak”

    Öğrencilerin barınma ihtiyacına yönelik yürütülen çalışmalara dikkat çeken Bakan Bak, Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü bünyesinde Türkiye genelinde 1 milyon yatak kapasitesine ulaştıklarını açıkladı. Dünyada bu ölçekte başka bir yurt sisteminin bulunmadığını belirten Bak, Muğla özelindeki yatırımları aktararak, “Muğla’ya son 3-4 yılda 6 bin yatak ilave ettik. Bugün buradan bin yataklı yeni bir yurdun daha sözünü veriyoruz. Bodrum’daki yurt yatırımımız devam ediyor. Menteşe’de deprem riski nedeniyle yıktığımız yurtların yerine yenilerini inşa ediyoruz. İnşaatlar tamamlandığında Muğla’da barınma sorunu tamamen tarihe karışacak. Biz, cemaatlere esir olacak çocuklar değil, aklını kiraya vermeyen, milletiyle beraber çalışacak bir gençlik istiyoruz” dedi.

    15 Temmuz darbe girişimine de değinen Bakan Bak, Amerikan medyasının o dönem “Türkler tankları parçaladı” şeklinde manşetler attığını hatırlatarak, Türk milletinin iradesine her zaman sahip çıkacağını vurguladı.

    “Küresel liderliğimizi tüm dünya gördü”

    Konuşmasında savunma sanayisindeki yerlilik oranının yüzde 85’lere ulaştığına dikkat çeken Bakan Bak, NATO Zirvesi’ndeki diplomatik başarılara değinerek, “7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi’nde tüm dünya Türkiye’nin bölgesel, Recep Tayyip Erdoğan’ın ise küresel bir lider olduğunu bir kez daha gördü. Artık kendi tüfeğimizi, topumuzu, Altay tankımızı, TCG Anadolu gemimizi ve KAAN savaş uçağımızı yapıyoruz. Kimsenin emrinde değil, sadece milletimizin emrindeyiz” dedi.

    Muğla ilçelerine tesis ve halı saha müjdeleri

    Muğla genelinde spora olan ilginin altını çizen Bakan Bak, Köyceğiz’de dünya rekoru kırarak şampiyon olan kano sporcusu Kaan’ı tebrik etti. Ula ve Köyceğiz ziyaretlerinin ardından Marmaris’te de büyük bir tesis açılışı yapacaklarını belirten Bakan Bak, ilçelere yönelik yeni müjdelerini sıraladı. Bakan Bak, “Fethiye’de proje çalışmaları tamamlanan yeni ve modern bir stadyumun inşasına yakında başlanıyor. Marmaris’te içinde kapalı spor salonu, gençlik merkezi, futbol sahası ve tenis kortları olan tesisin yanı sıra, olimpik yüzme havuzu da yapılacak. Milas Millet Bahçesi bölgesine kütüphane, kafe ve kortlardan oluşan modern bir tesis ile köyler de dahil olmak üzere toplam 10 adet halı saha yapılacak. Dalaman Gençlik Merkezi inşaatı hız kesmeden devam ediyor” dedi. – MUĞLA

  • Büyükşehirden anlamlı açılış

    Büyükşehirden anlamlı açılış

    Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yıl dönümünde hayattan koparılan 8 bin 372 masum Boşnak sivilin anısını yaşatmak amacıyla Büyükşehir Belediyesi tarafından Çamlık Tepesi’nde inşa edilen Srebrenitsa Soykırım Anıtı’nın açılışına katıldı. Akın, “Srebrenitsa Soykırımı yalnızca Bosna-Hersek’in değil, tüm insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açmıştır. Aradan geçen yıllar, acıyı hafifletmedi. O kara günleri biz Balıkesirliler unutmadık, unutturmayacağız” dedi.

    Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve Arbil Akın, Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yıl dönümünde Ahmet Edip Uğur Kültür Merkezi, Çamlık Tepesi’nde Srebrenitsa Soykırım Anıtı’nın açılışına katıldı. Açılışa Akın çiftinin yanı sıra İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, CHP Balıkesir İl Başkanı Erden Köybaşı, İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Hasan Fehmi Yörük, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Naki Çetin, meclis üyeleri, genel sekreter yardımcıları, daire başkanları, davetliler, basın mensupları ve vatandaşlar katıldı.

    Birleşmiş Milletler’in koruması altındaki Srebrenitsa’da, 8 bin 372 masum Boşnak sivil ve tespit edilemeyen binlerce canın, dünyanın gözü önünde hayattan koparıldığını söyleyen Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, “Bu soykırım, 11 Temmuz 1995’te 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da yaşanan en karanlık olaylardan biri olarak tarihin utanç sayfalarında yerini aldı. Srebrenitsa Soykırımı yalnızca Bosna-Hersek’in değil, tüm insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açmıştır. Aradan geçen yıllar, acıyı hafifletmedi. O kara günleri biz Balıkesirliler unutmadık, unutturmayacağız. Bu vesileyle hayata geçirdiğimiz Srebrenitsa Soykırım Anıtı, hayattan koparılan 8 bin 372 masum Boşnak vatandaşımızın aziz hatırasını yaşatacak. Barışın, adaletin ve insanlık onurunun da simgesi olacak” diye konuştu.

    “Anıtın simgesi 11 yapraklı beyaz bir çiçek”

    Anıtın simgesinin 11 yapraklı beyaz bir çiçek olduğunun bilgisini paylaşan Akın, “11 yaprak katliamın başladığı günü, beyaz kurbanların masumiyetini, ortasındaki yeşil ise yarınlara dair umudu anlatır. Anıtımızın üzerinde yazdığı gibi Srebrenitsa’yı hatırlamak, insanlığın bir daha aynı karanlığa gömülmesine engel olmaktır. Bu anıtı Balıkesir’in kalbine, en yüksek noktasına, hilalimizin gölgesine diktik. Çünkü burası, Kuvayımilliye ateşinin yakıldığı, ilk kurşunun da son kurşunun da atıldığı şehirdir; zulmün karşısında durmayı en iyi bilen topraklardır. Çünkü hafızası olmayan şehrin geleceği de olmaz. Bir kez daha görüyoruz ki, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barış” sözü insanlığın ortak geleceği için en güçlü yol gösterici, savaşın yıkıcılığına karşı evrensel bir çağrıdır. Geçmişi unutmadan, geleceği barış üzerine inşa etmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Srebrenitsa Soykırımı’nda yaşamını yitiren 8 bin 372 Boşnak kardeşimizi rahmet, saygı ve minnetle anıyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun” ifadelerini kullandı.

    “Çömez: “Dünyanın göbeğinde soykırım yaşandı”

    İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, “Dünyanın tam göbeğinde ve merkezinde acımasız vahşet ve soykırım yaşandı. Dünya, bu acımasızlığı bugün soykırım olarak kabul ediyor. Bu acıların unutulmaması için böyle bir eseri hayata geçiren Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    Ergin: “İnsanlığın ortak vicdan yaradır”

    Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, “1995 yılında Srebrenitsa’da katledilen 8 binden fazla Boşnak kardeşimizi rahmetle anıyorum. Uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olarak tanınan bu insanlık suçu yalnızca Bosna Hersek’in değil, tüm insanlığın ortak vicdan yarasıdır. Ben de Boşnak bir ailenin çocuğu olarak orada yaşanmış acıları unutturmamak ve gelecek nesillere bu acıların unutulmaması için bu eseri düşünen tüm Büyükşehir çalışanlarını ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Akın’a teşekkür ediyorum” dedi. – BALIKESİR

  • NATO Zirvesi’nde Dünya Kupası rüzgarı esti: Liderler kuliste forma giydi, Kanada Haaland’ı istedi

    NATO Zirvesi’nde Dünya Kupası rüzgarı esti: Liderler kuliste forma giydi, Kanada Haaland’ı istedi

    Ankara’da gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, sadece kritik savunma anlaşmalarına değil, aynı zamanda liderler arasında yaşanan oldukça renkli ve esprili futbol sohbetlerine de sahne oldu. Devam eden FIFA Dünya Kupası heyecanı, zirvenin yoğun gündeminin ortasında liderlerin kulis arkasındaki en büyük eğlencesi haline geldi.

    KANADA BAŞBAKANI CARNEY, NORVEÇLİ MEVKİDAŞINDAN HAALAND’I İSTEDİ

    Dünya Kupası Son 16 turunda turnuvanın güçlü ekiplerinden Fas ile eşleşen ve organizasyona veda eden Kanada’nın Başbakanı Mark Carney, zirvede gerçekleşen görüşmeler sırasında esprili bir transfere imza atmaya çalıştı.

    Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ile bir araya gelen Carney, turnuvada attığı gollerle yıldızlaşan ve son olarak Brezilya’yı attığı gollerle turnuva dışına iten dünyaca ünlü Norveçli forvet Erling Haaland’ı kendi milli takımı için adeta “kiralık” istedi.

    Görüşme sırasında kameralara yansıyan anlarda mevkidaşına tebessüm ederek takılan Carney, “Müttefikler arası birlikte çalışılabilirlik, ekipleri ve mürettebatı paylaşmak anlamına da gelir. Bir sonraki Dünya Kupası’nda Erling Haaland’ı bizimle paylaşabilirseniz, bu büyük bir minnettarlıkla karşılanır” diyerek salondakileri kahkahaya boğdu.

    Carney’nin bu esprili talebi karşısında Norveç Başbakanı Støre ve salondaki diğer yetkililer gülerek karşılık verdi ve liderler birbirlerinin elini sıkarak bu keyifli anı noktaladı.

    İNGİLTERE VE NORVEÇ BAŞBAKANLARINDAN ÇEYREK FİNAL ÖNCESİ FORMAYLA POZ

    Diğer yandan futbol heyecanı, Dünya Kupası çeyrek finalinde kozlarını paylaşacak olan İngiltere ve Norveç arasında da tatlı bir rekabete dönüştü. İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, Ankara’daki zirvenin kulisinde, İngiliz Büyükelçiliği Rezidansı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi günü oynanacak kritik çeyrek final maçı öncesinde iki lider, kendi ülkelerinin milli takım formalarını sırtlarına geçirerek dostluk pozu verdi. Ukrayna ve Orta Doğu’daki gelişmeleri ele aldıkları resmi görüşmenin hemen ardından formalarını giyen Starmer ve Støre, birbirlerine takılarak maç öncesi keyifli bir futbol sohbeti gerçekleştirdi.

    Ankara’daki NATO zirvesi, liderlerin dünya futbolunun dev organizasyonuna olan ilgisiyle siyaset arenasından yeşil sahalara uzanan unutulmaz anlara sahne oldu.

  • Dünya’da kaç farklı böcek türü yaşıyor?

    Dünya’da kaç farklı böcek türü yaşıyor?

    Gezegenimizde kaç farklı canlı türünün yaşadığını belirlemek, biyoloji dünyasının yüzyıllardır cevap aradığı ancak halen tam olarak çözemediği bir bulmaca. Carl Linnaeus, 18. yüzyılda sadece 4 bin 200 hayvanı sınıflandırarak modern taksonominin temelini attı. Bugün bilim literatüründe 1,5 milyon civarında tür kayıtlı olsa da, uzmanlar bu rakamın devasa bir buzdağının sadece görünen ucu olduğu görüşünde birleşiyor.

    Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika dışındaki coğrafyalarda, keşfedilmemiş milyonlarca canlı türü bilimsel kayıtlara girmeyi bekliyor. Cornell Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren entomolog Laura Melissa Guzman, varlığından habersiz olduğumuz canlıları korumanın imkansız olduğuna dikkat çekerek, biyoçeşitlilik envanterinin acilen güncellenmesi gerektiğini vurguladı.

    Geleneksel kabullere göre, Dünya üzerindeki toplam böcek türü sayısının en fazla 6 milyon olduğu düşünülüyordu. PNAS dergisinde yayımlanan güncel çalışma ise bu verilerin gerçeği yansıtmadığını, potansiyel sayının çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Yapılan hesaplamalar, dünyada 14 ila 20 milyon arasında böcek türü bulunduğuna ve bunların 18 milyonunun henüz bilimsel literatürde karşılığının olmadığına işaret ediyor. Araştırmacılar, bu bilinmeyen dünyayı haritalamak için karmaşık matematiksel modellerden ve devasa veri setlerinden destek almaya başladı.

    Kosta Rika ormanlarından gelen veriler

    Tahminlerin temelinde Kosta Rika’daki Guanacaste Koruma Alanı’nda kurulan 15 farklı böcek tuzağı var. Dört yılı aşkın süre boyunca süren bu gözlemlerde, yağmur ormanlarından kuru ormanlara kadar farklı habitatlardan 1,6 milyon örnek toplandı. Ancak tek başına tuzak verileri, ağaç tepelerinde veya farklı mikro habitatlarda yaşayan türleri yakalamakta yetersiz kalıyor. Bu boşluğu doldurmak için ekip, parazit yaban arıları üzerinde yoğunlaştı. Toplanan 1,6 milyonluk koleksiyondaki tür oranları, özel matematiksel yöntemlerle küresel ölçeğe uyarlandı.

    Sonuçlar, yalnızca sınırlı bir bölgede bile tahmin edilenden çok daha fazla çeşitlilik olduğunu gösteriyor. Türlerin keşfi ve isimlendirilmesi, müze kayıtlarıyla karşılaştırma gerektiren oldukça yavaş bir süreç. Bu noktada DNA barkodlama teknolojisi, bilim dünyası için bir hızlandırıcı görevi görüyor. Örneklerden alınan küçük DNA dizilimlerini veri tabanlarıyla kıyaslayan bu sistem, potansiyel yeni türlerin çok daha hızlı tespit edilmesini sağlıyor. Böcek popülasyonlarının küresel çapta gerilediği bu dönemde, teknolojinin sağladığı bu hız, henüz tanıyamadığımız canlıları yok olmadan önce belgeleyebilmek adına tek umut kapısı olabilir.

  • 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanıyan İsrail’e Erdoğan’dan Kabine sonrası sert tepki

    1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanıyan İsrail’e Erdoğan’dan Kabine sonrası sert tepki

    Kabine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında toplandı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki toplantı yaklaşık 1,5 saat sürdü. Toplantının ardından kameralar karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan iç siyasetten ekonomiye, dış politikada yaşanan gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:

    “Bundan 32 yıl önce TÜRKSAT 1/B uydusuyla başlayan uzay maceramız bugün hayal dahi edilemeyecek seviyelere geldi. İnançla, azimle çalışarak her cümlesi tecrübe ve alın teriyle yazılmış tarihi başarı hikayesine imzamızı attık. Bu mücadelenin her aşaması aslında ülkemizde eser ve hizmet siyasetinin hangi engeller aşılarak yürütüldüğün de hikayesidir. TÜRSAT 3/A uydusunu uzaya fırlattığımızda birileri mütekebbir eda ile bize sataşmışlardı. Projeyi küçümseyerek, kusur arayarak nasıl bir zihin dünyasına sahip olduklarını da göstermişlerdi. O gün eleştirilen uydumuz yıllardır ülkemize hizmet veriyor.

    “TÜRKSAT 6A’YI HİZMETE ALDIK”

    Geçen sene ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6’A’yı hizmete aldık. Haberleşme uydularımızın sayısı 6’ya toplam uydularımızın mevcudu ise 10’a yükselmiş oldu. GÖKTÜRK 1 ve 2 uydularımızla ülkemizin uzaydan keşif yeteneklerini artırdık. Çevremizdeki hadiselere baktığımızda şunu çok net görebiliyoruz. İçinde bulunduğumuz çağın öne çıkan karakteri enformasyon, bilgi ve veridir. İstisnasız tüm devletler enformasyon çağına adapte olabilmek için yoğun rekabet içindedir. Büyük şirketler de bu alanda söz sahibi olmaya çalışmaktadır.

    Türkiye olarak biz de bu yarışta hak ettiğimiz yeri almanın gayretindeyiz. Kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biriyiz. İMECE 2 ve İMECE 3 uydularımız GÖKTÜRK 3’ün çalışmaları devam ediyor. TÜRKSAT 7/A projemiz güvenli haberleşme altyapımızı tahkim edecektir. Uydu teknolojileri ülkelerin güç bileşenlerinde çarpan etkisine sahiptir. İstihbarat, iletişim, savunma sanayi, haritalamaya kadar pek çok alanda uydular stratejik rol oynamaktadır. Uzayda izi olanın dünyada sözü olur düsturu Türkiye için bu tercihten öte zorunluluktur.

    “İSTANBUL’DA RAYLI SİSTEMLERİN UZUNLUĞU 191 KİLOMETREYE ÇIKACAK”

    Türkiye’nin gelecek çeyrek asrına, yarım asrına mühür vuracak projelerin hazırlıklarını yürütürken hizmet ve eser siyasetimizi de sürdürüyoruz. Türkiye’nin ve şehirlerimize yeni yatırımlar eklemenin kıvancını yaşadık. Aziz İstanbul’u kaderine terk etmiyoruz. İşe geç kalmamak için insanların arabalarında uyumak zorunda bırakıldığı İstanbul’un ulaşım altyapısını geliştirmeye devam ediyoruz. 16 istasyon 69 kilometre uzunluğa sahip metro projesi bunlardan biridir. 19 Haziran’da resmi açılışını yaptığımız Halkalı-Arnavutköy kesimiyle bu önemli projeli hamdolsun tamamlamış olduk.

    Yeni hat sayesinde güzergahta bulunan yerleşim birimlerimiz arasındaki seyahat süreleri ciddi oranda azalmıştır. Zamandan 117 milyon saat tasarruf sağlarken ekonomimize 953 milyon Avro tutarında katkı yapacaktır. Şu an iki ayrı hattın yapımı devam ediyor. Bu hatların tamamlanmasıyla İstanbul’da inşa edilen raylı sistemlerin uzunluğu 191 kilometreye çıkacaktır.

    “SAVUNMA İHRACATINDA DÜNYADA 11. SIRADAYIZ”

    Ulaştırmanın yanı sıra savunma sanayi alanında da boş durmuyoruz. Altta kalanın canı çıksın anlayışının egemen olduğu mevcut dünya düzeninde her türlü senaryoya karşı kendimizi hazırlıyoruz. Savunma ihracatında dünyanın en büyük 11. ülkesiyiz. Diğer alanlarda olduğu gibi askeri gemi inşasında da tarihimizin en parlak günlerini yaşıyoruz. Dünyanın dört bir tarafına 140’ın üzerinde deniz platformu ihraç ettik. 20 Haziran’da Türk denizciliğinin eriştiği gurur mertebesine bir kez daha şahitlik ettik.

    Tarihimizde ilk kez bir NATO ve AB üyesi ülkeye savaş gemisi ihraç ettik. 23 Haziran’da külliyemizde misafir ettiğimiz Polonya Cumhurbaşkanı ile savunma sanayi alanında işbirliği dahil pek çok konuyu görüştük. Daha önce belirlediğimiz 10 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefimize zaten ulaşmıştık, yeni hedefimizi 15 milyar dolara çıkardık. Müteahhitlik firmalarımız Polonya’da 9 milyar dolar değerinde proje üstlendiler. Bu rakamın daha da artacağına inanıyorum.

    “BİZİM TARİHİMİZDE SOYKIRIM DEĞİL MERHAMET VARDIR”

    Biz tarihiyle büyük vicdanıyla büyük bir milletin mensuplarıyız. Asırlar boyunca düşenin elinden tuttuk, başı dara girenin imdadına koştuk, ülkemize sığınanlara kapılarımızı açtık. Ellerinde çoğu çocuk ve kadın 73 bin masum Gazzelinin kanı olan cinayet şebekesinin ülkemizle ilgili iftiralarını zerre kadar kaale almıyoruz. Bizim tarihimizde ne zulüm ne katliam ne sömürgecilik ne de soykırımı vardır. Bizim şanlı tarihimizde merhamet vardır. Dinine, kökenine, kimliğine bakmadan tüm mazlumlara el uzatma vardır. Engizisyondan ve Nazi zulmünden kaçanlara sahip çıkma erdemi vardır.

    Biz çatışma, gerilim ve kavga alanlarında değil milletin müşterek değerleri etrafında siyaset yapan bir kadroyuz. Halkımızla aynı lisanı konuşuyor aynı gönül diliyle iletişim kuruyor aynı ufka bakıyoruz. Kökenimiz, mezhebimiz, meşrebimiz, hayat tarzımız farklı olabilir. Ama biz 86 milyon olarak hepimiz aynı devletin vatandaşıyız aynı milletin fertleriyiz aynı vatanın evlatlarıyız. Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz. Adımız ne olursa olsun soyadımız Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu devraldığımız ilk günden itibaren hiçbir insanımızı diğerinden ayırmadık.

    695 CEMEVİNE 800 MİLYON LİRA

    Bilhassa Alevi canlarımızla ve samimiyetle ilgilendik. Daha önce gündeme dahi gelmeyen reformları hayata geçirdik. Herkesin kendi kimliğini ifade etmesini, kültürünü, inancını özgürce yaşamasının önünü açtık. Son 3 yılda 695 cemevinin bakım ve onarım işlemlerine 800 milyon lira destek verdik. Yıl sonuna kadar 500 cemevine bakım, onarım ve tefrişat hizmetleri sunacağız. Deprem bölgemizde 113 cemevi ihtiyaçlarının tamamını karşıladık. Yıkılan ve ağır hasarlı 13 cemevinin ihya ve inşa çalışmalarını yakın zamanda sona erdireceğiz.

    “ANA MUHALEFET MAKUL ZEMİNDEN ÇIKTI”

    Acıları yarıştırarak, insanlarımızı ayrıştırarak parti içi iktidar kavgasında rakibine gol atmak için istismar peşinde koşarak siyaset yapılmaz. Ana muhalefet partisi içindeki çatışmanın makul zeminden çıkıp, kavgada yumruk sayılmaz mantığına evrilmesi son derece yanlıştır. Bunda alevi canlarımızın kullanılmak istenmesi çok daha yanlıştır. Ana muhalefet partisinin yapacağı en hayırlı iş gerçekten cesaretleri varsa kötü sicilleri ile hesaplaşmalıdır. Alevi vatandaşlarımızın hassasiyeti üzerinden kimse siyaset yapmamalı hele hele istismara tevessül etmemelidir.

    1000 yıllık kardeşliğin örselenmesine, yaralanmasına, zayıflatılmasına göz yummayız. Böyle bir siyasete ne prim veririz ne de geçit veririz. Bu vesile ile mah-ı Muharrem oruç açma lokmasında birlikte olduğumuz, aynı muhabbet sofrasını paylaştığımız canlarımıza tekrar teşekkür ediyorum. Peygamber efendimizin ‘Allah’ın ayı’ olarak tarif ettiği tutulan oruçların, edilen duaların kabul edilmesini temenni ediyorum. Hz. Hüseyin Efendimizi ve 72 yol arkadaşını şehadetlerinin 1387. seneyi devriyesinde rahmetle, tazimle yad ediyorum.

    Yaz tatiline kavuşma mutluluğuna kavuşan tüm öğrencilerimize keyifli tatil geçirmelerini temenni ediyorum. Sevgili öğretmenlerimize emekleri için tekrar teşekkür ediyorum. Savaş, kriz ve çatışmaların küresel ticarete olumsuz anlamda etkilediği dönemde Türkiye’nin başarı grafiği yükselmeye devam ediyor. 2025’te 395,9 milyar dolarla Cumhireyet tarihimizin rekorunu kırdık. Finansmana erişim başta olmak üzere ihracatçılarımıza yeni imkanlar sunmaya da devam ediyoruz. Daha önce 4,5 milyar liraya yükselttiğimiz reeskont kredilerinin limitini 5 milyar liraya yükselttik.

    YERLİ KALP AKCİĞER MAKİNESİYLE İLK KLİNİK AMELİYAT

    Bugün TÜİK Mayıs ayına ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. İşsizlik oranı yüzde 8,2 olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı geçen yılın aynı ayına göre 0,2 puan azalırken gençlerde bu oran 0,7 puanı buldu. İstihdam edilenlerin sayısı 285 bin kişi artarak 32 milyon 463 bin kişiye ulaştı. Dünyada adeta bir kriz fırtınası yaşandığı dönemde işsizlik oranının 37 aydır tek haneli rakamlarda seyretmesini kıymetli buluyoruz. Geçen hafta sağlık ve mahalli idareler alanında iki güzel haber aldık. Sağlık Bakanlığımız ve ASELSAN işbirliğiyle tamamen yerli ve milli imkanlarla geliştirilen Kalp Akciğer makinesi kullanılarak ilk klinik ameliyat başarıyla gerçekleştirildi. Dünyada sadece 3 ülkenin üretebildiği bu cihazın stratejik önemini de teyit etmiştir.

    Fas’ın Tanca şehrinden bir güzel haber geldi. Konya Büyükşehir Başkanımız Uğur İbrahim Altay, dünya belediyeler birliği başkanlığına seçildi. 7 yıllık yoğun diplomasinin sonucunda gelen bu başarının Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü artıracağına inanıyorum. Muhalefet para kuleleri, para kutularıyla gündeme gelirken bizim belediyelerimizin uluslararası başarılarla gündeme gelmesi takdire şayandır, zihniyet farkını ortaya koyan çok önemli göstergedir.

    “2 ASKERİ NAKLİYE UÇAĞIMIZI AFET BÖLGESİNE SÜRATLE SEVK ETTİK”

    Türkiye olarak ardı ardına meydana gelen iki büyük depremle sarsılan dost Venezuela halkına tüm imkanlarımızla destek oluyoruz. 2 askeri nakliye uçağımızı afet bölgesine süratle sevk ettik. Toplam 75 personelimiz, 6 arama kurtarma köpeğimiz ile Venezuela’ya ulaştı ve çalışmalarına başladı. Hem arama kurtarma çalışmalarına katkı sunuyor hem de öncelikli insani ihtiyaçların karşılanması için gerekli planları yapıyoruz. Venezuela hükümetine ve halkına geçmiş olsun diyor, Türk milletinin yanlarında olacağını tekrar ifade etmek istiyorum.”

  • Geleceği tahmin eden 30 yıllık kitap: Büyük kırılma yılı 2026 mı?

    Geleceği tahmin eden 30 yıllık kitap: Büyük kırılma yılı 2026 mı?

    İnsanlık, geleceğin getireceği belirsizliklerle baş edebilmek adına tarih boyunca hep geçmişin izlerini sürmenin yollarını aradı. Bu arayışın en çarpıcı ürünlerinden biri olan ve bundan yaklaşık otuz yıl önce kaleme alınan bir eser, içinde bulunduğumuz 2026 yılına dair sunduğu öngörülerle bugün dünya gündeminde yeniden tartışılmaya başlandı.

    William Strauss ve Neil Howe tarafından 1997 yılında okurla buluşturulan “Dördüncü Dönüş” (The Fourth Turning) adlı kitap, Amerikan tarihinin yaklaşık 80 yıllık periyotlarla kendini tekrarlayan döngülerden oluştuğunu ileri sürüyor. Popüler kültürde “Millennials” (Milenyum Kuşağı) kavramını da literatüre kazandıran yazarlar, bu döngülerin her birinin “Kriz” olarak adlandırılan büyük bir toplumsal altüst oluşla kapandığını savunuyor. Yazarlara göre bu çalkantılı dönem, tam olarak 2026 yılı civarında büyük bir kırılma ve nihai bir çözülmeyle sonuçlanacak. Son yıllarda küresel ölçekte yaşanan salgınlar, ekonomik buhranlar ve siyasi çalkantılar, kitabın destekçileri tarafından bu kehanetlerin birebir gerçekleşmesi olarak yorumlanıyor.

    Teoriye göre, 2000’li yılların ortalarında baş gösteren huzursuzluk dalgası, 2020 civarında zirve noktasına ulaştı ve bundan altı yıl sonra, yani içinde bulunduğumuz günlerde nihai bir finale doğru ilerliyor. Pek çok kişi bu zamanlamayı doğrudan COVID-19 küresel salgınıyla bağdaştırırken, kimileri ise son yirmi yıla damgasını vuran küresel ekonomik istikrarsızlığa işaret ediyor. Ancak kitabın bu aşamadan sonrası için çizdiği senaryo pek de iç açıcı değil. Strauss ve Howe, bu döngüsel kırılmanın Amerika’yı kökten değiştirebileceğini, hatta ülkenin bir bütün olarak varlığını bile tehlikeye atabileceğini açıkça ilan ediyor.

    Kitapta yer alan “Krizden çıktığımızda Amerika nasıl bir yer olacak? Tarih bu konuda hiçbir garanti sunmuyor” ifadesi, ulusal masumiyetin ve toplumsal yapının bir daha asla eski haline dönemeyeceği bir çöküş riskini gözler önüne seriyor.

    Tarihin dört mevsimi ve büyük hesaplaşma

    “Dördüncü Dönüş” teorisinin temelinde, tarihin tıpkı mevsimler gibi birbirini izleyen dört ana evreden geçtiği inancı gizli: Yükseliş, Uyanış, Çözülme ve son olarak Dördüncü Dönüş adı verilen kriz dönemi. Yazarlara göre Amerika şu sıralar, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan döngünün tam sonuna doğru ilerliyor. Tarihteki önceki döngülerin ise Amerikan Devrimi, İç Savaş ve İkinci Dünya Savaşı gibi ulusu sıfırdan inşa eden ya da yıkımın eşiğine getiren devasa kırılmalarla tamamlandığı belirtiliyor.

    Kitap her ne kadar 11 Eylül saldırılarını, 2008 ekonomik krizini veya küresel salgını net bir şekilde tahmin etmiyor olsa da, destekçileri kitabın genel gidişatı kusursuz öngördüğünü savunuyor. Ekonomik türbülans, siyasi kutuplaşma ve kurumlara olan güvenin dibe vurması gibi günümüz modern dünyasını esir alan birçok sorun, onlarca yıl öncesinden bu sayfalarda kendilerine yer buluyor.

    Eleştirmenler ise bu teorinin fazlasıyla esnek ve genel ifadeler barındırdığını, bu sayede yaşanan her büyük felaketin geriye dönük olarak bir şekilde bu kalıba uydurulduğunu iddia ediyor. Ancak yazarların toplum psikolojisine dair yaptığı bazı tespitler, kehanetlerden çok daha gerçekçi bir şekilde karşımızda. Örneğin, insanların kendi kişisel geleceklerine dair umut beslerken, çocuklarının ve ülkelerinin yarınlarına olan güvenlerini kaybetmesi, bugün modern hayatın en belirgin karakteri haline gelmiş durumda.

    William Strauss’un 2007 yılındaki ölümünün ardından Neil Howe, 2023 yılında teoriyi yeniden masaya yatırarak “Dördüncü Dönüş Burada” isimli yeni bir çalışma sundu. Bu yeni değerlendirmede büyük hesaplaşma ve zirve noktasını 2030’lu yıllara doğru biraz esnetmiş olsa da, mevcut istikrarsızlığın aynı kaçınılmaz tarihsel çarkın bir parçası olduğunu savunmaya devam ediyor. Yine de tüm bu karanlık ve ürkütücü uyarılara rağmen, teorinin aslında umut dolu bir mesaj barındırdığını da ekliyor. Nasıl ki geçmişteki her büyük kriz dönemi eninde sonunda yerini küllerinden doğuşa, yeniden yapılanmaya ve toplumsal kenetlenmeye bıraktıysa, günümüzdeki bu sancılı sürecin de 2030’ların ortalarına doğru yerini çok daha istikrarlı ve güven dolu yepyeni bir dünyaya bırakacağına inanıyor.

  • Başkan Kul’dan Altay’a destek

    Başkan Kul’dan Altay’a destek

    Terme Belediye Başkanı Şenol Kul, Fas’ın Tanca kentinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı (UCLG) Dünya Başkanlığı seçimlerinde adaylığını açıklayan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’a destek verdi.

    Fas’ın Tanca kentinde düzenlenen UCLG Dünya Kongresi kapsamında temaslarda bulunan Başkan Şenol Kul, UCLG Dünya Başkanlığına aday olan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ile bir araya geldi. Yerel yönetimlerin uluslararası alandaki temsil gücünün artırılmasının önemine vurgu yapılan görüşmede, şehir diplomasisinin geleceği değerlendirildi. Uğur İbrahim Altay’ın adaylığına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Terme Belediye Başkanı Şenol Kul, Türkiye’nin yerel yönetim tecrübesinin dünya ölçeğinde daha güçlü temsil edilmesinin önemli bir fırsat olduğunu belirtti. Başkan Kul, “Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız Uğur İbrahim Altay’ın bilgi birikimi, tecrübesi ve vizyonunun dünya belediyeciliğine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Kendilerinin UCLG Dünya Başkanlığı adaylığını yürekten destekliyor, bu önemli süreçte yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Başkanımızın liderliğinde ülkemizin yerel yönetimler alanında uluslararası platformlarda daha güçlü temsil edileceğine ve şehirlerimizin sesinin dünyada daha etkili duyulacağına inancımız tamdır” dedi.

    Başkan Kul, UCLG Dünya Başkanlığı seçimlerinde aday olan Uğur İbrahim Altay’a başarılar dileyerek, adaylığın Türkiye’nin yerel yönetimler alanındaki uluslararası etkinliğini artıracak önemli bir adım olduğunu ifade etti.

    22-25 Haziran tarihleri arasında Fas’ın Tanca kentinde gerçekleştirilen UCLG Dünya Kongresi, dünyanın farklı ülkelerinden yerel ve bölgesel yöneticileri bir araya getiriyor. Kongrede 2026-2029 dönemi için teşkilatın stratejik öncelikleri ve yönetim organları belirlenirken, şehirlerin karşı karşıya bulunduğu küresel sorunlara yönelik çözüm önerileri de ele alınıyor. Kongre kapsamında düzenlenecek UCLG-MEWA oturumları ve bölgesel toplantılara katılacak olan Terme Belediye Başkanı Şenol Kul, yerel yönetimlere ilişkin küresel gündem başlıklarının ele alınacağı görüşmelerde yer alacak. – SAMSUN

  • Dünyanın konuştuğu kaleci Neuer’i bile silip attı

    Dünyanın konuştuğu kaleci Neuer’i bile silip attı

    2026 FIFA Dünya Kupası’nda sürpriz performansıyla dikkat çeken Yeşil Burun Adaları’nın deneyimli kalecisi Vozinha, saha içindeki başarısını sosyal medyaya da taşıdı. Özellikle İspanya karşısında sergilediği performansla dünya futbolunun gündemine oturan tecrübeli eldiven, milyonlarca yeni takipçi kazandı.

    NEUER’İ GERİDE BIRAKTI

    Sosyal medyada kısa sürede büyük bir yükseliş yakalayan Vozinha’nın takipçi sayısı 15,4 milyona ulaştı. Bu rakamla birlikte Alman futbolunun yaşayan efsanelerinden Manuel Neuer’i de geride bıraktı.

    Takipçi sayıları şu şekilde:

    • Vozinha: 15,4 milyon
    • Manuel Neuer: 14,8 milyon

    FUTBOL DÜNYASINDA BÜYÜK YANKI

    Yeşil Burun Adaları’nın Dünya Kupası’ndaki başarı hikâyesinin simge isimlerinden biri haline gelen Vozinha’nın yükselişi futbol dünyasında geniş yankı uyandırdı. Birçok futbolsever, kariyerinin büyük bölümünü Avrupa’nın dev liglerinden uzakta geçiren tecrübeli kalecinin Dünya Kupası sayesinde küresel çapta tanınır hale geldiğine dikkat çekti.

    PERİ MASALININ BAŞROLÜ

    Turnuvanın en büyük sürprizlerinden biri olarak gösterilen Yeşil Burun Adaları’nın başarısında önemli pay sahibi olan Vozinha, kritik kurtarışlarıyla takımını ayakta tutmaya devam ediyor. Tecrübeli kaleci, sadece performansıyla değil sosyal medyada yakaladığı olağanüstü yükselişle de Dünya Kupası’nın en çok konuşulan isimlerinden biri olmayı başardı.

  • Jüpiter’in uydusunda tespit edilen yaşam, Dünya’dan mı gitti?

    Jüpiter’in uydusunda tespit edilen yaşam, Dünya’dan mı gitti?

    Yaşamın milyarlarca yıl önce okyanus tabanındaki hidrotermal bacalarda filizlendiği fikri, bilim dünyasında uzun süredir kabul görüyor. Ancak bazı araştırmacılar, hayatın kökenini sadece kendi gezegenimizle sınırlandırmak istemiyor.

    Kozmik tozlar, asteroitler ve kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla mikroorganizmaların uzayda seyahat edebileceğini öne süren panspermia hipotezi, son dönemde ilginç bir yön değişimi yaşadı. Genelde yaşamın dışarıdan dünyamıza yaşam taşındığı düşünülürken, yeni bir matematiksel modelleme tam tersi bir senaryoyu gündeme getirdi. Tiflis Özgür Üniversitesi’nden araştırmacı Zaza Osmanov, International Journal of Astrobiology dergisinde yayımlanan çalışmasında, Jüpiter’in uydusu Europa’daki olası mikrobiyal hayatın kaynağının doğrudan Dünya olabileceğini iddia ediyor.

    Peki dünyadaki organizmalar milyonlarca kilometre ötedeki bir uyduya nasıl ulaşabilir? Geçmiş çalışmalar, atmosferin üst katmanlarındaki toz taneciklerinin, uzaydan gelen kozmik parçacıklarla çarpışarak gezegenin kütle çekiminden kurtulabileceğini kanıtlamıştı. Profesör Osmanov, Dünya üzerinde yaşamın en az 3,55 milyar yıldır var olduğunu hatırlatarak gezegenimizin bu süre boyunca uzay boşluğuna sürekli biyolojik materyal fırlattığını hesapladı. Kalın buz kütlesinin altında devasa okyanuslar barındıran Europa ise bu transfer için en uygun hedef olarak seçildi. Bilim insanı, bakterileri içinde koruyabilecek büyüklükteki tozların yörünge rotalarını ve Jüpiter sistemine varış sürelerini içeren kapsamlı bir simülasyon hazırladı. Hesaplamalarda, çarpışma sırasındaki aşırı ısınmaya rağmen mikropların canlı kalabileceği kritik dengeler de tek tek formüle edildi.

    Komşu gök cisimleri arasında mikrobiyal takas

    Hazırlanan matematiksel modelleme, Europa’nın 30 ila 80 milyon yıl yaşındaki dinamik yüzeyine bu dönemde Dünya kaynaklı katrilyonlarca parçacığın çarptığını gösteriyor. Osmanov’un teorisine göre, bu organik maddeler buz çatlaklarından sızıp alttaki okyanusa ulaştıysa, şu an o karanlık sularda tamamen Dünya kökenli bir mikrobiyal yaşam gelişmiş olabilir.

    Tabii ki bu durum, bakterilerin uzay radyasyonuna ve dondurucu soğuğa ne kadar dayanabileceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Yine de uzmanlar Güneş Sistemi içindeki bu yerel biyolojik transferi imkansız görmüyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) bünyesinde çalışan gezegen bilimci Profesör Ben Weiss, gezegenlerin biyolojik olarak birbirine tamamen kapalı olmadığını belirtti. Hatta Mars’tan Dünya’ya milyarlarca ton kaya parçasının taşındığı, bazen yumruk büyüklüğündeki bir Mars taşının sadece bir yılda dünyamıza ulaştığı biliniyor. Gezegenimizin kendi yaşamını dışarıya ihraç edip etmediği, önümüzdeki yıllarda Europa’ya düzenlenecek yeni uzay seferleriyle kesin olarak anlaşılacak.

  • D8’in 29. Yılı Kutlandı

    D8’in 29. Yılı Kutlandı

    Saadet Partisinin öncülüğünde, Gelişen 8 Ülke (D8) Ekonomik İşbirliği Teşkilatının 29. kuruluş yıl dönümüne ilişkin program düzenlendi.

    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen programda yaptığı konuşmada, son 30 senede dünyada büyük olayların yaşandığını, her dönemde ise esas sorunun Filistin olduğunu söyledi.

    Gül, “Memnuniyetle görüyorum ki D8 ülkeleri arasındaki ikili ilişkiler her bakımdan gelişti, güçlendi, sıkıntılı günlerin hepsi geride kaldı. Şu anda bütün liderler, ülkeleri yönetenler Türkiye’den Mısır’a, Endonezya’dan Pakistan’a kadar herkes bunun farkında. Gelecek çok daha iyi olacaktır.” dedi.

    İran-ABD arasındaki mutabakatın memnuniyet verici olduğunu belirten Gül, İran halkını tebrik etti.

    Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, D8’in bugünün uluslararası kuruluşları gibi göstermelik ve yalnızca siyonizmin çıkarına hizmet eden, karikatürize bir yapı değil, dünyanın gidişatına itiraz eden büyük bir medeniyet çağrısı olduğunu belirtti.

    D8’in Asya’dan Afrika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan stratejik bir kuruluş olduğuna dikkati çeken Arıkan, şöyle devam etti:

    “Enerji üretim alanlarının, ulaşım ve nakil yollarının üzerindedir. İstanbul Boğazı’ndan Çanakkale’ye, Süveyş Kanalı’ndan Aden Körfezi’ne, Hürmüz Boğazı’ndan Hazar Denizi’ne varıncaya dek çok önemli bir jeostratejik konuma sahiptir. Petrol ve doğal gaz başta olmak üzere her türlü yer altı ve yer üstü zenginliği bünyesinde barındırmaktadır. Ama hepsinden önemlisi, sahip olduğu insan kaynağıdır. D8 ülkeleri, 1 milyarı aşan nüfusu, 5 trilyon dolara yaklaşan ekonomisi, 7,5 milyon kilometrekareyi aşan coğrafyası ile muhteşem bir güce sahiptir. D8’i sadece ekonomik bir işbirliği platformu olarak görmekten çıkarmalı, bu büyük yapıyı siyasi bir hüviyete, ahlaki bir duruşa, küresel bir ‘adalet’ teklifine dönüştürmeliyiz.”

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu konuşmasında, D8’in hangi şartlarda doğduğunu anlattı.

    D8’in pasif bir proje olarak ortaya çıkmadığını, soğuk savaş ve 2. Dünya Savaşı’yla başlayan sürece karşı bir başkaldırı olduğunu anlatan Davutoğlu, “D8 projesi ilan edilene kadar Türkiye, soğuk savaş döneminde NATO’nun kanat ülkesi olarak görülüyordu. Yani NATO’yu korumak üzere Sovyetler Birliği’ni engelleyecek olan, NATO’nun bölgesel birtakım müdahalelerinde üs imkanı sağlayan, kuvvetli ordusuyla ağırlığı olan ama kendisine has stratejik zihniyeti olmayan, kendisine savunma sanayisi olmayan bir edilgen ülke. Biz o zaman buna isyan ettik.” diye konuştu.

    Davutoğlu, “Kanat ülke değil, merkez ülke. Şimdi D8’in haritasına bakın Türkiye’nin o merkez konumunu görürsünüz. Bir isyandı bizimkisi, Türkiye’ye edilgen bir rol biçenlere bir isyan.” dedi.

    DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, D8’in 1997’de çok temel bir soruya cevap vermek için kurulduğunu söyledi.

    Babacan, “D8 ülkelerine şöyle baktığımızda nüfusla ekonomik büyüklükte birbirleriyle ya da dünyayla olan ticari bağlantılarıyla ortalama nüfusun yaşıyla yani genç bir nüfusla aslında çok büyük bir potansiyeli temsil ediyor.” ifadelerini kullandı.

    “D8, adil bir dünyanın çekirdeğini oluşturmak üzere kurulmuştur”

    Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Merhum liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın öncülüğünde, bundan tam 29 yıl önce 15 Haziran 1997’de D8, adil bir dünyanın çekirdeğini oluşturmak üzere kurulmuştur.” dedi.

    D8’in İslam aleminde büyük sevinçle ve coşkuyla karşılandığını belirten Erbakan, şunları kaydetti:

    “8 üye ülkenin meydana getirdiği D8 topluluğu, bugün 8 milyarı bulan dünya nüfusunun, takriben 1,5 milyara yakın kısmını yani yüzde 18’ini oluşturmaktadır. Bu 8 ülkenin yüzölçümü 7,5 milyon kilometrekaredir. Dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 12’sine sahiptir. Dünyadaki kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin yüzde 22’sine sahiptir. Ayrıca bor, krom, toryum gibi stratejik maden rezervlerinin büyük çoğunluğunu ihtiva etmekte. Pamuk ihracatının büyük kısmını sağlamaktadır. Dünyanın merkezindeki geniş bir bölgeyi kapsamakta. Dünya deniz ticaretinin üçte ikisinin gerçekleştiği deniz ve boğazların kontrolü bu 8 ülkenin elindedir.”

    Programa, İran Heyeti Başkanı Manuçehr Muttaki, D8 Genel Sekreteri Sohail Mahmood, eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Mahmoud Moussa, Filistin-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Mazen Alhasasneh, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sabri Tekir ve siyasi parti temsilcileri katıldı.