Tag: Dolar

  • Bitcoin (BTC) fiyat analizi: 65.600 dolar aşılırsa sırada ne var?

    Bitcoin (BTC) fiyat analizi: 65.600 dolar aşılırsa sırada ne var?

    Bitcoin, 64.000 dolar çevresinde yön ararken 65.600 dolar direnci kısa vadeli görünümün ana belirleyicisi haline geldi. BTC’nin bu bölgeyi aşması 70.000 dolara doğru alan açabilirken, 61.300 dolar desteğinin kaybedilmesi satış baskısını yeniden güçlendirebilir.

    Kripto para piyasasının lideri Bitcoin (BTC), 16 Temmuz 2026 tarihinde yaklaşık 64.100 dolar seviyesinde işlem görüyor. Fiyat 1 Temmuz’da 57.800 dolar çevresinde oluşturduğu dipten sonra toparlansa da 65.000–65.600 dolar bandında kalıcı olmayı henüz başaramadı. Bu nedenle kısa vadeli toparlanma sürerken orta ve uzun vadeli trend dönüşünün teyit edildiğini söylemek için erken görünüyor.

    Bitcoin 65.600 dolar direncini aşabilecek mi?

    BTC, temmuz ayı başından bu yana daha yüksek dipler oluşturarak kısa vadeli bir toparlanma yapısı kurdu. Buna karşılık 14 ve 15 Temmuz işlemlerinde 65.000–65.600 dolar aralığında yeniden satışlarla karşılaşılması, bu bölgenin güçlü bir arz alanı olduğunu gösteriyor.

    Yükseliş senaryosunun güç kazanabilmesi için yalnızca anlık fiyat hareketi değil, 65.600 dolar üzerinde dört saatlik kapanış ve ardından 65.000–65.300 dolar bölgesinin destek olarak doğrulanması gerekiyor. Bu şartların oluşması halinde ilk hedef 66.970 dolar, devamında 68.200 dolar ve psikolojik 70.000 dolar seviyesi olabilir.

    Kırılım sırasında işlem hacmi ile açık pozisyon büyüklüğünün birlikte artması, hareketin yalnızca kısa pozisyon tasfiyelerinden değil yeni alıcı katılımından destek aldığını gösterecektir. Hacimsiz bir kırılım ise yeniden bant içine dönüş ve sahte kırılım riskini artırabilir.

    Hareketli ortalamalar ne söylüyor?

    Bitcoin’in 21 günlük basit hareketli ortalaması yaklaşık 62.389 dolar, 50 günlük ortalaması ise 64.336 dolar seviyesinde bulunuyor. Fiyatın 21 günlük ortalama üzerinde ve 50 günlük ortalama çevresinde hareket etmesi, kısa vadeli toparlanmanın korunduğuna işaret ediyor.

    Buna karşılık 100 günlük ortalamanın yaklaşık 70.640 dolar, 200 günlük ortalamanın ise 73.746 dolar seviyesinde bulunması orta ve uzun vadeli görünümün henüz tamamen düzelmediğini gösteriyor. Fiyat 100 ve 200 günlük ortalamaların altında kaldığı sürece yükselişlerin ana trend dönüşünden ziyade toparlanma hareketi olarak değerlendirilmesi daha temkinli olacaktır.

    Fibonacci seviyeleri kritik bölgeleri doğruluyor

    16 Haziran’daki 66.969 dolar zirvesi ile 1 Temmuz’daki 57.833 dolar dibi arasındaki düşüş incelendiğinde, Fibonacci geri çekilme seviyeleri mevcut destek ve dirençlerle büyük ölçüde örtüşüyor.

    • Yüzde 38,2 Fibonacci seviyesi: 61.323 dolar
    • Yüzde 50 Fibonacci seviyesi: 62.401 dolar
    • Yüzde 61,8 Fibonacci seviyesi: 63.479 dolar
    • Yüzde 78,6 Fibonacci seviyesi: 65.014 dolar

    BTC’nin yüzde 61,8 seviyesini geri kazanmış olması kısa vadeli görünümü destekliyor. Ancak yüzde 78,6 seviyesi ile 65.600 dolar arasındaki direnç bölgesi geçilemediği sürece yükselişin ivme kazanması zor olabilir.

    Aşağı yönlü senaryoda hangi seviyeler izlenmeli?

    Bitcoin‘in 65.600 dolar direncinden bir kez daha reddedilmesi halinde ilk önemli savunma alanı 63.480–64.000 dolar bandı olacaktır. Bu bölgenin altında 62.200–62.500 dolar ve ardından 61.300–61.800 dolar aralığı öne çıkıyor.

    Özellikle 61.300 dolar altında dört saatlik kapanış ve başarısız geri kazanım, temmuz ayındaki toparlanma yapısını bozabilir. Böyle bir durumda 60.000 dolar, 57.800–58.000 dolar ve daha düşük olasılıkla 55.000 dolar bölgeleri gündeme gelebilir. BTC’nin 62.900 dolar üzerine hızlı biçimde dönmesi ise düşüş senaryosunu zayıflatacaktır.

    Hacim ve momentum görünümü

    Günlük RSI (Göreceli Güç Endeksi) yaklaşık 50 seviyesinde bulunuyor. Bu değer Bitcoin’in ne aşırı alım ne de aşırı satım bölgesinde olduğunu ve piyasanın yeni yön için teyit aradığını gösteriyor.

    14 Temmuz’daki yükseliş yaklaşık 65,96 bin BTC hacimle gerçekleşti ve son 21 günlük ortalama hacmin yaklaşık yüzde 15 üzerinde kaldı. Ancak takip eden seansta hacmin yeniden ortalamaya yaklaşması ve fiyatın 65.600 dolar üzerinde kalamaması, kırılımın henüz yeterli devam teyidi üretmediğine işaret ediyor.

    Bitcoin’in 14 günlük ATR değeri yaklaşık 2.357 dolar seviyesinde. ATR, fiyatın belirli bir dönemdeki ortalama hareket aralığını ölçer. Yaklaşık yüzde 3,7’lik günlük oynaklık, dar stop seviyelerinin normal piyasa hareketleri sırasında kolayca çalışabileceğini gösteriyor.

    Türev piyasasında kaldıraç azalıyor

    Bitcoin vadeli işlemlerindeki toplam açık pozisyon büyüklüğü yaklaşık 20,9 milyar dolar seviyesinde bulunurken son 24 saatte yüzde 2,25 azaldı. Fiyat gerilerken açık pozisyonların da azalması, ilk aşamada yeni agresif short birikiminden çok kaldıraçlı pozisyonların kapatıldığına işaret ediyor.

    Long ve short göstergelerinin yaklaşık dengede bulunması da türev piyasasında henüz belirgin, tek taraflı bir pozisyonlanma oluşmadığını gösteriyor. Bu nedenle bir sonraki yönlü harekette fiyat, open interest, funding ve kümülatif hacim deltasının birlikte izlenmesi önem taşıyor.

    Bitcoin dominansı altcoin’ler için ne anlatıyor?

    Toplam kripto para piyasa değeri yaklaşık 2,29 trilyon dolar seviyesinde bulunurken Bitcoin dominansı yüzde 56,18 civarında. Bitcoin ve Ethereum dışındaki piyasa değerini izleyen TOTAL3 göstergesi yaklaşık 783 milyar dolar, USDT dominansı ise yaklaşık yüzde 8 seviyesinde hesaplanıyor.

    BTC dominansının yüksek kalması, piyasa sermayesinin önemli bölümünün hâlâ Bitcoin’de yoğunlaştığını gösteriyor. Geniş tabanlı bir altcoin yükselişinden söz edebilmek için TOTAL3’te güçlenme görülürken BTC ve USDT dominanslarında aşağı yönlü teyit aranması gerekiyor. Aksi durumda altcoin hareketlerinin kısa süreli ve seçici kalması daha olasıdır.

    Makro tarafta olumlu ve olumsuz sinyaller birlikte geliyor

    ABD’de açıklanan görece yumuşak enflasyon verileri ve spot Bitcoin ETF’lerine gelen 181 milyon dolarlık günlük giriş, risk iştahını destekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Bununla birlikte tek günlük ETF girişinin kalıcı bir kurumsal talep eğilimine dönüşüp dönüşmediği henüz net değil.

    ABD 10 yıllık tahvil faizinin yaklaşık yüzde 4,56 seviyesinde kalması, jeopolitik gerilim ve enerji fiyatlarının yeniden enflasyon baskısı yaratma ihtimali kripto para piyasası açısından risk oluşturmaya devam ediyor. Bu nedenle teknik kırılımların makro veri ve ETF akışlarıyla desteklenmesi, yükselişin sürdürülebilirliği açısından kritik olacaktır.

    Teknik göstergeler ne söylüyor?

    • Günlük RSI: Yaklaşık 50 ile nötr bölgede.
    • 21 günlük ortalama: 62.389 dolar; kısa vadeli toparlanmayı destekliyor.
    • 50 günlük ortalama: 64.336 dolar; fiyat bu eşik çevresinde yön arıyor.
    • 100 ve 200 günlük ortalamalar: Fiyatın üzerinde; orta-uzun vadeli trend henüz zayıf.
    • Ana dirençler: 65.600, 66.970, 68.200 ve 70.000 dolar.
    • Ana destekler: 63.480, 62.400, 61.300, 60.000 ve 57.800 dolar.
    • Yükseliş teyidi: 65.600 üzerinde dört saatlik kapanış ve başarılı retest.
    • Düşüş teyidi: 61.300 altında kapanış ve seviyenin geri kazanılamaması.

    Sonuç: Bitcoin karar bölgesinde

    Bitcoin kısa vadede toparlanma eğilimini koruyor; ancak 65.600 dolar aşılmadan yeni ve güçlü bir yükseliş trendinden söz etmek erken olabilir. Bu seviyenin hacimli biçimde kırılması 66.970–68.200 dolar bandına, devamında 70.000 dolara doğru alan açabilir.

    Diğer taraftan 63.480 doların kaybedilmesi 62.400 ve 61.300 dolar desteklerini yeniden gündeme getirecektir. 61.300 dolar altında oluşabilecek yapı kırılımı ise toparlanma senaryosunu zayıflatarak 60.000–58.000 dolar aralığına doğru satış baskısını artırabilir.

    Mevcut görünümde fiyat hareketinin bant sınırlarına yaklaşması ve kırılımın hacim, open interest ve piyasa dominanslarıyla teyit edilmesi, bant ortasında acele pozisyon almaktan daha sağlıklı bir yaklaşım sunuyor.

    Bu makale yalnızca gözlem ve analiz içermektedir. Hiçbir şekilde yatırım tavsiyesi niteliği taşımamakta, herhangi bir alım-satım önerisi barındırmamaktadır. Kripto para piyasası yüksek volatiliteye sahiptir. Okuyucular karar verirken kendi araştırmalarını yapmalı ve kişisel risk toleranslarını dikkate almalıdır.

  • İçinde 18 ayar altın var. Dünya Kupası’nın değeri dudak uçuklatıyor

    İçinde 18 ayar altın var. Dünya Kupası’nın değeri dudak uçuklatıyor

    FIFA Dünya Kupası heyecanı sona yaklaşırken gözler sahalardaki oyunculara, takımlara ve küresel futbol şölenine çevrildi.

    Ancak bu büyük spor organizasyonunun arka planında, sporun ötesinde finans piyasalarının yön verdiği farklı bir gelişme yaşanıyor.

    Londra Menkul Kıymetler Borsası Grubu (LSEG) tarafından yapılan analiz, FIFA Dünya Kupası ödülünün altın değerinin 2022 yılındaki son turnuvadan bu yana yüzde 150’den fazla arttığını ortaya koydu.

    Dört yıl önce yaklaşık 277 bin dolar olan kupadaki altın içeriğinin maddi değeri, bugün yaklaşık 713 bin dolara ulaştı.

    Kupa, onu havaya kaldıran futbolcular için manevi olarak paha biçilemez olsa da erime değerindeki bu keskin artış, altın fiyatlarının son yıllardaki yükselişini ve bu değerli metalin belirsizlik dönemlerinde üstlendiği merkezi rolü somut şekilde gözler önüne seriyor.

    İlk kez 1974 yılında tanıtılan mevcut FIFA Dünya Kupası ödülü, 18 ayar altından üretildi ve 4,93 kilogram saf altın içeriyor. Kupa ilk üretildiğinde malzeme değerinin yaklaşık 25 bin dolar olduğu tahmin ediliyordu.

    Bugün ise bu miktar neredeyse otuz katına çıktı.

    Bu dramatik artış, altın piyasasındaki genel eğilimleri yansıtıyor. Son yıllarda yatırımcıların jeopolitik gerilimler, ticaret belirsizlikleri ve küresel büyümedeki yavaşlama sinyalleri karşısında güvenli liman arayışına girmesiyle altın fiyatları yükselişe geçti.

    Spor dünyasının en ikonik simgelerinden biri, bu yönüyle küresel ekonomik duyarlılığın anlık bir yansıması haline geldi.

    Altın fiyatları son dönemdeki zirve seviyelerinden bir miktar gerilemiş olsa da uzun vadeli değer artış trendi dikkat çekici boyutlarda kalmayı sürdürüyor.

    Büyük spor ödülleri arasında FIFA Dünya Kupası ödülü benzersiz bir konuma sahip.

    Küresel olarak tanınan ve ağırlıklı olarak altından üretilen tek büyük spor kupası olması, maddi değerinin diğer organizasyonların ödüllerinin çok üzerine çıkmasını sağlıyor.

    Buna karşın UEFA Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi kazananlarına verilen kupalar som gümüşten üretiliyor. Bu nedenle söz konusu kupaların erime değerleri çok daha düşük seviyelerde yer alıyor.

    Şampiyonlar Ligi kupasının gümüş değeri yaklaşık 16 bin 950 dolar, Avrupa Ligi kupasının gümüş değeri ise yaklaşık 22 bin 600 dolar olarak hesaplanıyor.

    LSEG Metal Araştırmaları Baş Analisti Debajit Saha konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Altından üretilen başka bir büyük spor kupası bulunmadığından, FIFA Dünya Kupası ödülünün içsel değeri rakipsizdir. Her kupa kendi prestijini ve tarihini taşısa da Dünya Kupası, sportif önemi altının kalıcı değeriyle birleştirmesiyle benzersiz kalmaya devam ediyor” dedi.

    Benzer bir dinamik, ABD’deki popüler spor kupalarında da görülüyor. Buradaki en tanınmış kupalar da altın yerine gümüş içeriklerine göre değerleniyor.

    Indianapolis 500 yarışının galibine verilen Borg-Warner Kupası, küresel sporun en büyük kupalarından biri olarak öne çıkıyor.

    Boyu 1,62 metre olan ve yaklaşık 69 kilogram som gümüş içeren kupanın erime değeri yaklaşık 156 bin doları buluyor. Bu miktar, kupayı Amerikan spor dünyasındaki en değerli ödül yapıyor.

    Preakness Stakes yarışında takdim edilen Woodlawn Vase kupasının gümüş değeri yaklaşık 24 bin 860 dolar seviyesinde yer alırken, Amerikan futbolu ligi şampiyonluk maçı olan Super Bowl kazananlarına verilen Vince Lombardi Kupası’nın gümüş değeri yaklaşık 7 bin 230 dolar olarak ölçülüyor.

    Diğer birçok kupanın aksine, her yıl yeni bir Lombardi Kupası üretiliyor.

  • Trump’ın kripto gelirleri 1,4 milyar doları aştı

    Trump’ın kripto gelirleri 1,4 milyar doları aştı

    OGE, Trump’ın 927 sayfalık yıllık mali beyan raporunu yayımladı.

    Raporda, Trump’ın hükümet dışındaki pozisyonları da yer alırken çeşitli şirketlerde yürüttüğü yöneticilik ve başkanlık görevleri listelendi.

    Başkan Trump’ın eşi Melania Trump’ın da mal varlıklarının bildirildiği raporda, “Melania” adlı kitap ve film projeleri ile NFT satışlarından sağlanan telif hakları ve net gelirler detaylandırıldı.

    Bildirimde Trump’ın, kendisi ve oğullarının kurucuları arasında yer aldığı kripto girişimi World Liberty Financial’dan 500 milyon dolardan fazla gelir elde ettiği görüldü. Trump ayrıca $TRUMP adlı ”meme coin” satışından 635 milyon dolar daha gelir bildirdi.

    Başkan, çeşitli medya şirketleriyle yapılan uzlaşmalardan 80 milyon doların üzerinde gelir elde ettiğini ve şirketinin adını yurt dışındaki gayrimenkul geliştiricilerine lisanslamasından da milyonlarca dolar kazandığını bildirdi.

    Raporun en uzun bölümünde ise Trump’ın farklı yatırım hesapları altında tutulan binlerce kalemde finansal varlığı yer aldı.

    Trump’ın portföyünde Apple, Microsoft, Alphabet, Nvidia, Amazon, Tesla ve Meta gibi büyük şirketlerin hisse senetlerinin yanı sıra çok sayıda belediye ve devlet tahvili ile borsa yatırım fonu bulunduğu görüldü.

    Tablolarda, Trump’ın yatırım pozisyonları ve bu yatırımlardan elde edilen temettü, sermaye kazancı ve faiz gelirleri, net tutarlar yerine geniş değer aralıklarıyla gösterildi.

    OGE ayrıca ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in 17 sayfadan oluşan yıllık mali beyan raporunu da yayımladı.

    Vance’in raporunda, kitabından, kurucusu olduğu Narya Capital firmasından, yönetici ortak olarak görev yaptığı Rise of the Rest Seed Fund’dan elde ettiği kazançlar ve değeri 250 bin ile 500 bin dolar arasında değişen bitcoin varlıkları ayrıntılı olarak yer aldı.

    ABD’de Başkan ve Başkan Yardımcısı dahil mali bildirim yükümlülüğü bulunan hükümet yetkilileri, mal varlıklarını OGE’ye rapor ediyor.

  • Kayseri OSB Başkanı Yalçın’dan Mayıs Ayı Dış Ticaret Değerlendirmesi

    Kayseri OSB Başkanı Yalçın’dan Mayıs Ayı Dış Ticaret Değerlendirmesi

    Kayseri Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Mehmet Yalçın, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı Mayıs ayı dış ticaret verilerini değerlendirdi.

    Başkan Yalçın; Kayseri’nin 2026 yılı Mayıs ayı dış ticaret rakamlarına ilişkin yaptığı değerlendirmesinde şehrin ihracatının 362 milyon 771 bin dolar olarak gerçekleştiğini kaydetti. Yalçın; “Şehrimizin Mayıs ayı ihracatında bir önceki aya oranla yüzde 15,3’lük bir artış gerçekleşmiştir. Kayseri’nin Mayıs ayı ithalat rakamı ise 187 milyon 684 bin dolar olmuş ve artış oranı ise yüzde 21,1 seviyesindedir” dedi. Kayseri’nin yılın ilk 5 aylık döneminde 1 milyar 287 milyon 687 bin dolarlık ihracata ulaştığını ifade eden Başkan Yalçın; “Aynı dönemdeki ithalatımız ise 618 milyon 62 bin dolar olmuştur. Sanayicilerimiz üretmekte istihdam sağlamakta ve yeni yatırımlar yapabilmenin peşinde koşmaktadırlar. Küresel çapta yaşanan dönüşüm ve sıkıntılara göğüs geren sanayicilerimizin şehrimizin ihracat rakamlarının artması için insanüstü gayret gösterdiklerine şahit olmaktayız” diye konuştu.

    Başkan Mehmet Yalçın, Türkiye’nin ihracatının 2026 yılı Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,5 azalma gösterdiğini ve 22 milyar 461 milyon dolar seviyesine ulaştığını belirtti. Yalçın, aynı dönemdeki ithalatın ise yüzde 10,8 oranında azalarak 28 milyar 71 milyon dolar olarak gerçekleştiğini söyledi. Başkan Yalçın, ihracatın Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,2 artarak 111 milyar 118 milyon dolar, ithalatın ise yüzde 1,1 artarak 153 milyar 834 milyon dolar düzeyinde gerçekleştiğini vurguladı. Başkan Yalçın; “Her ne kadar ABD-İsrail ve İran arasında çatışmazlık ortamı sağlanmış ve barış görüşmeleri sürüyor olsa da küresel ekonomik kırılganlık devam etmektedir. Hürmüz Boğazı’nın statüsünün belirsizliği bunun yanı sıra savaş halinin devam etmesi endişeleri özellikle enerji piyasalarında tedirginliğin sürmesine neden olmaktadır” şeklinde konuştu. Yalçın, değerlendirmesini şöyle sürdürdü;

    “Günümüzde dünya ekonomisi; yüksek enflasyon, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik gerilimler gibi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve borç yükünün artması, birçok ülkenin ekonomik istikrarını sağlamasını zorlaştırmaktadır. Özellikle enerji ithalatına bağımlı bir ülke olarak Türkiye, küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artışlar sonucunda yüksek maliyetlerle karşılaşmaktadır. Bu durum hem üretim maliyetlerini yükseltmekte hem de tüketici fiyatlarına yansımaktadır. Türkiye’nin ihracat odaklı büyüme modeli de dünya ticaretindeki daralmadan olumsuz etkilenmektedir. Avrupa Birliği ve Orta Doğu gibi önemli pazarlarında talebin azalması, ihracat gelirlerinde düşüşe yol açmaktadır. Ayrıca küresel finansal piyasalardaki belirsizlikler, Türkiye’ye yönelik sermaye akışını zayıflatmakta ve döviz kuru dalgalanmalarına neden olmaktadır. Bu zor zamanların daha kısa sürede atlatılabilmesi bakımından, sanayicilerimizin mevcut güçlerini koruyarak ileriye dönük projeksiyonlar oluşturabilmesi için desteklenmesi gerekmektedir. Üretimin artırılması, enerjide çeşitliliğinin ve fiyat istikrarının sağlanması gerekmektedir. Bölgesel ticaret anlaşmalarının artırılması ve yeni pazar arayışları, ihracatın sürdürülebilirliğini destekleyecektir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki ekonomi yönetimimizin sanayicilerimizin taleplerine karşılık vereceğinden şüphemiz bulunmamaktadır.”

    Başkan Yalçın, değerlendirmesinin sonunda, Kayseri OSB sanayicisi başta olmak üzere tüm sanayicilere ve ihracatçılara Türkiye ekonomisine sağladıkları katkılardan dolayı teşekkür etti. – KAYSERİ

  • ABD’de 108 milyar dolarlık satın almaya yeşil ışık

    ABD’de 108 milyar dolarlık satın almaya yeşil ışık

    ABD Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, söz konusu satın almaya ilişkin soruşturmanın kapatılmasına karar verildiği bildirildi.

    Açıklamada, 8 ay süren kapsamlı soruşturmanın ardından Paramount ve Warner Bros. birleşmesinin pazardaki rekabete veya tüketicilere zarar vermeyeceği sonucuna varıldığı belirtilerek, “Birim tarafından incelenen geniş kapsamlı soruşturma kayıtları, işlemin etkisinin medya ve eğlence ekosistemi genelinde rekabeti artırmak yönünde olacağını, Amerikalı tüketiciler ile çalışanlara fayda sağlayacağını göstermektedir.” ifadeleri kullanıldı.

    Netflix’in WBD’yi satın almak üzere şirketle anlaştığı ve ardından Paramount’un tamamı nakit olan rakip bir teklif sunduğu hatırlatılan açıklamada, iki dev şirketin WBD’yi satın alma mücadelesinin ABD Adalet Bakanlığına medya sektörünün geleceğine dair farklı stratejileri ve pazar dinamiklerini kıyaslama fırsatı verdiği vurgulandı.

    Açıklamada, ayrıca bakanlığın şikayetçiler tarafından dile getirilen çok sayıda potansiyel zarar teorisini analiz ettiği ve elde edilen bulgular sonucunda bunları reddettiği kaydedildi.

    ANLAŞMA AYLARCA SÜREN MÜCADELENİN ARDINDAN GELMİŞTİ

    Paramount, 8 Aralık 2025’te WBD’nin tamamını hisse başına 30 dolar nakit karşılığında satın almak üzere, toplam 108,4 milyar dolarlık işletme değerine denk gelen bir teklif sunduğunu duyurmuştu.

    Paramount’un söz konusu teklifi, Netflix’in WBD ile anlaşmaya vardığını açıklamasının ardından gelmişti.

    Netflix, 5 Aralık 2025’te Warner Bros.’un film ve televizyon stüdyoları ile HBO Max ve HBO’yu da kapsayacak şekilde, 72 milyar dolarlık öz sermaye değeri ve 82,7 milyar dolarlık toplam işletme değeri üzerinden satın alma için WBD ile anlaşmaya vardığını açıklamıştı.

    WBD Yönetim Kurulu’nun başlangıçta Netflix ile yapılan anlaşmayı desteklemesine karşın, Paramount teklifini şubat ayında hisse başına 31 dolara yükselterek revize etmişti.

    WBD yönetiminin bu hamleyi “üstün teklif” olarak kabul etmesi üzerine Netflix, fiyat artırımına gitmeyerek çekilme kararı almıştı.

    Süreç, 27 Şubat’ta Netflix ile olan anlaşmanın feshedilmesi, Paramount Skydance’in 2,8 milyar dolarlık fesih bedelini ödemesi ve WBD ile kesin bir birleşme anlaşmasına varıldığının duyurulmasıyla nihai aşamaya taşınmıştı.

  • Bitmine, ETH alımlarını hızlandırarak 41 milyon dolarlık yeni alım yaptı

    Bitmine, ETH alımlarını hızlandırarak 41 milyon dolarlık yeni alım yaptı

    Tom Lee’nin başkanlığını yaptığı Bitmine, 25 bin ETH daha satın alarak son üç günde gerçekleştirdiği toplam alımı 125 bin ETH’ye çıkardı.

    Tom Lee’nin başkanlığını yürüttüğü Bitmine, Ethereum hazinesini büyütme stratejisi kapsamında çarşamba günü yaklaşık 41 milyon dolar değerinde 25 bin ETH satın aldı. Zincir üstü verilere göre gerçekleşen işlem, şirketin son günlerde hızlanan ETH birikiminin devamı niteliğinde. Satın alımla birlikte Bitmine’ın son üç günde edindiği toplam ETH miktarı 125 bine ulaştı.

    Blockchain analiz platformu Lookonchain tarafından paylaşılan verilere göre alım işlemi çarşamba günü TSİ ile yaklaşık 18.22’de gerçekleşti. Paylaşıma eşlik eden Arkham Intelligence verileri, fonların Bitmine’ın saklama hizmeti sağlayıcısı BitGo’ya ait bir sıcak cüzdandan transfer edildiğini gösterdi. Şirket söz konusu işlemleri henüz resmî olarak doğrulamadı ancak Bitmine genellikle varlık alımlarını haftalık açıklamalarla kamuoyuna duyuruyor.

    Son üç günde 125 bin ETH toplandı

    Lookonchain verilerine göre Bitmine son üç gün içerisinde toplam 125 bin ETH satın aldı. Mevcut piyasa fiyatlarıyla bu alımların değeri yaklaşık 205 milyon dolar seviyesinde bulunuyor.

    Bu rakam, şirketin bir önceki hafta açıkladığı ETH alım miktarına oldukça yakın. Bitmine, pazartesi günü yaptığı açıklamada geçen hafta yaklaşık 207 milyon dolar karşılığında 126.971 ETH satın aldığını duyurmuştu.

    Şirketin son açıkladığı verilere göre toplam Ethereum rezervi 5.543.872 ETH seviyesine ulaştı. Bu miktar, dolaşımdaki yaklaşık 120,7 milyon ETH arzının yüzde 4,59’una karşılık geliyor. Böylece Bitmine, toplam Ethereum arzının yüzde 5’ine sahip olma hedefinin yaklaşık yüzde 92’sine ulaşmış durumda.

    Ethereum düşerken alımlar devam ediyor

    Bitmine’ın agresif alım stratejisi, Ethereum fiyatındaki sert geri çekilmenin yaşandığı bir dönemde sürüyor. Verilere göre ETH, 2026 yılının başından bu yana yüzde 44’ten fazla değer kaybetti ve haberin yayımlandığı sırada 1.642,7 dolar seviyesinde işlem görüyordu.

    DropsTab verilerine göre şirketin elindeki toplam ETH varlıkları üzerinde yaklaşık 9,9 milyar dolarlık gerçekleşmemiş zarar bulunuyor. Buna rağmen Bitmine yönetimi alımlarını yavaşlatmak yerine hızlandırmayı tercih ediyor.

    Şirket Başkanı Tom Lee daha önce yaptığı değerlendirmelerde Ethereum’daki fiyat düşüşünün ağın temel göstergelerini yansıtmadığını belirtmişti. Lee’ye göre mevcut geri çekilme, şirket açısından ETH birikimini artırmak için bir fırsat oluşturuyor.

    Bitmine yeni imtiyazlı hisse ihracına hazırlanıyor

    Bitmine, bu ayın başlarında finansman tarafında da yeni bir adım attı. Şirket, yıllık yüzde 9,5 temettü oranına sahip Seri A sürekli imtiyazlı hisselerden 3 milyon adet satışa sunmak için başvuruda bulundu.

    Hisse başına nominal değeri 100 dolar olarak belirlenen yeni ürünün, Strategy’nin STRC ürününe benzer bir yapıda olduğu belirtildi. Söz konusu hisselerin New York Borsası’nda BMNP koduyla işlem görmesi planlanıyor.

    Şirketin bu hamlesi, Ethereum odaklı hazine stratejisini destekleyecek ek sermaye kaynakları oluşturma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

    Hisse fiyatında gerileme görüldü

    Bitmine’ın ETH birikimini sürdürmesine rağmen şirket hisseleri çarşamba gününü düşüşle tamamladı. Verilere göre BBMNR hisseleri günü yüzde 3,46 kayıpla 15,64 dolar seviyesinde kapattı.

    Şirketin son günlerde gerçekleştirdiği yüksek hacimli ETH alımları henüz resmî haftalık raporlarla doğrulanmış değil. Piyasa katılımcıları, Bitmine’ın bir sonraki açıklamasında son üç günde gerçekleştiği belirtilen 125 bin ETH’lik alımın ayrıntılarını ve toplam rezerv miktarındaki güncellemeleri takip edecek.

  • Telefonların lüks olduğu yıllar: İlk cep telefonunun fiyatına inanamayacaksınız!

    Telefonların lüks olduğu yıllar: İlk cep telefonunun fiyatına inanamayacaksınız!

    Teknolojik imkanlara bütçeyi sarsmadan ulaşabilmek, modern dünyada sıradan bir durum halini aldı. Cebimizdeki cihazların sunduğu devasa konforu çoğunlukla kanıksıyoruz. Oysa tüketici elektroniğinin emekleme dönemi, günümüz standartlarıyla kıyaslanamayacak kadar büyük ekonomik fedakarlıklar gerektiriyordu. Özellikle 1980’li yıllarda prestij ve güç sembolü olarak görülen teknolojik ürünler, bugünün satın alma gücüne uyarlandığında dudak uçuklatan cinsten bir maliyet tablosu ortaya koyuyor.

    Görsel teknolojilerin gelişim sürecini anlamak adına ekran fiyatlarına bakmak mantıklı bir başlangıç olabilir. Dönemin popüler ekran teknolojilerinden 27 inç boyutundaki Sony Trinitron, piyasaya çıktığı yıllarda 850 dolarlık bir etiket taşıyordu. Bu rakam ilk bakışta makul görünebilir. Enflasyon hesabı katılarak bugünün finansal şartlarına uyarlandığında ise karşımıza yaklaşık 2 bin 500 dolarlık bir meblağ çıkıyor. Ev sinema sistemleri için bu bütçeler bugün de gözden çıkarılabiliyor fakat mobil tarafta işler tamamen mantık sınırlarının ötesinde.

    İletişim tarihinin ilk taşınabilir telefonu olan ve tasarımı nedeniyle “Tuğla” olarak adlandırılan Motorola DynaTAC 8000X, 1984 yılında tam 3 bin 995 dolardan satılıyordu. Günümüz ekonomisine endekslendiğinde bu tutar, tek bir telefon için tam 12 bin 804 dolar ödemek anlamına geliyor.

    Mesele sadece bu devasa cihazı satın almakla da bitmiyordu. Telefonu şebekeye bağlı tutabilmek adına aylık 50 dolar sabit hat ücreti ödeniyordu ki bu da bugünün parasıyla 160 dolara denk geliyordu. Üzerine eklenen dakika başı konuşma ücretleri, faturaları kabartmaya yetiyordu. On saatlik şarj süresine karşılık sadece 30 dakikalık konuşma süresi sunan bu hantal teknoloji, günümüzde koleksiyoncuların elinde 18 bin dolara alıcı bulabiliyor.

    Kitlesel üretime geçiş ve amiral gemisi fiyatlarının doğuşu

    İlk yıllarda yüksek üretim maliyetleri ve kısıtlı kullanıcı sayısı nedeniyle fiyatları aşağı çekmek imkansızdı. Mikroçipler küçüldükçe ve hücresel ağlar dünyaya yayıldıkça maliyetler de hızla geriledi. Motorola, ilk modelden beş yıl sonra MicroTAC modelini 2 bin 995 dolara sunarak indirim trendini başlattı. 1994 yılına gelindiğinde, akıllı cihazların öncüsü kabul edilen IBM Simon, bugünün parasıyla 2 bin 900 dolara kadar inerek modern amiral gemisi seviyelerine yaklaştı.

    2000’li yılların ortasında ise cep telefonları lüks olmaktan tamamen çıktı. Motorola RAZR V3 gibi kameralı ve şık modeller geniş kitlelerin erişimine sunuldu. Bu hızlı ucuzlama eğiliminin bir sonucu olarak, 2007 yılında ilk iPhone modeli çıktığında fiyat etiketi sadece 499 dolardı. Bu tutar, bugünün parasıyla yaklaşık 1 bin 600 dolara tekabül ediyor. Günümüzde üst segment cihazların pahalılığından yakınırken, geçmişte sadece yarım saatlik bir görüşme için servet ödenen o dönemi hatırlamak, kat edilen mesafeyi net biçimde gösteriyor.

  • Akıllı telefonların lüks sayıldığı yıllar: İlk cep telefonunun fiyatı dudak uçuklatıyordu

    Akıllı telefonların lüks sayıldığı yıllar: İlk cep telefonunun fiyatı dudak uçuklatıyordu

    Teknolojik imkanlara bütçeyi sarsmadan ulaşabilmek, modern dünyada sıradan bir durum halini aldı. Cebimizdeki cihazların sunduğu devasa konforu çoğunlukla kanıksıyoruz. Oysa tüketici elektroniğinin emekleme dönemi, günümüz standartlarıyla kıyaslanamayacak kadar büyük ekonomik fedakarlıklar gerektiriyordu. Özellikle 1980’li yıllarda prestij ve güç sembolü olarak görülen teknolojik ürünler, bugünün satın alma gücüne uyarlandığında dudak uçuklatan cinsten bir maliyet tablosu ortaya koyuyor.

    Görsel teknolojilerin gelişim sürecini anlamak adına ekran fiyatlarına bakmak mantıklı bir başlangıç olabilir. Dönemin popüler ekran teknolojilerinden 27 inç boyutundaki Sony Trinitron, piyasaya çıktığı yıllarda 850 dolarlık bir etiket taşıyordu. Bu rakam ilk bakışta makul görünebilir. Enflasyon hesabı katılarak bugünün finansal şartlarına uyarlandığında ise karşımıza yaklaşık 2 bin 500 dolarlık bir meblağ çıkıyor. Ev sinema sistemleri için bu bütçeler bugün de gözden çıkarılabiliyor fakat mobil tarafta işler tamamen mantık sınırlarının ötesinde.

    İletişim tarihinin ilk taşınabilir telefonu olan ve tasarımı nedeniyle “Tuğla” olarak adlandırılan Motorola DynaTAC 8000X, 1984 yılında tam 3 bin 995 dolardan satılıyordu. Günümüz ekonomisine endekslendiğinde bu tutar, tek bir telefon için tam 12 bin 804 dolar ödemek anlamına geliyor.

    Mesele sadece bu devasa cihazı satın almakla da bitmiyordu. Telefonu şebekeye bağlı tutabilmek adına aylık 50 dolar sabit hat ücreti ödeniyordu ki bu da bugünün parasıyla 160 dolara denk geliyordu. Üzerine eklenen dakika başı konuşma ücretleri, faturaları kabartmaya yetiyordu. On saatlik şarj süresine karşılık sadece 30 dakikalık konuşma süresi sunan bu hantal teknoloji, günümüzde koleksiyoncuların elinde 18 bin dolara alıcı bulabiliyor.

    Kitlesel üretime geçiş ve amiral gemisi fiyatlarının doğuşu

    İlk yıllarda yüksek üretim maliyetleri ve kısıtlı kullanıcı sayısı nedeniyle fiyatları aşağı çekmek imkansızdı. Mikroçipler küçüldükçe ve hücresel ağlar dünyaya yayıldıkça maliyetler de hızla geriledi. Motorola, ilk modelden beş yıl sonra MicroTAC modelini 2 bin 995 dolara sunarak indirim trendini başlattı. 1994 yılına gelindiğinde, akıllı cihazların öncüsü kabul edilen IBM Simon, bugünün parasıyla 2 bin 900 dolara kadar inerek modern amiral gemisi seviyelerine yaklaştı.

    2000’li yılların ortasında ise cep telefonları lüks olmaktan tamamen çıktı. Motorola RAZR V3 gibi kameralı ve şık modeller geniş kitlelerin erişimine sunuldu. Bu hızlı ucuzlama eğiliminin bir sonucu olarak, 2007 yılında ilk iPhone modeli çıktığında fiyat etiketi sadece 499 dolardı. Bu tutar, bugünün parasıyla yaklaşık 1 bin 600 dolara tekabül ediyor. Günümüzde üst segment cihazların pahalılığından yakınırken, geçmişte sadece yarım saatlik bir görüşme için servet ödenen o dönemi hatırlamak, kat edilen mesafeyi net biçimde gösteriyor.

  • Sırakaya: Ateş sarmalında ülkemizi caydırıcılıkla koruyoruz

    Sırakaya: Ateş sarmalında ülkemizi caydırıcılıkla koruyoruz

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Zafer Sırakaya, “Çevremizdeki var olan ateş sarmalını görüyorsunuz. Bu ateş sarmalı içerisinde ülkemizi korumak esas ve caydırıcılık olması kıymetli ve değerli” dedi.

    Sırakaya, AK Parti Ordu İl Başkanlığı ziyaretinde yaptığı konuşmada, 24 yıl önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ve onun önderliğinde çıkmış oldukları bu yolda asla kolaya değil zora talip olduklarını söyledi.

    Makama, mevkiye, mansıba göre de duruşunu, çizgisini, anlayışını, bakışını, aşkını, davasını değiştirenlerden olmadıklarını belirten Sırakaya, “Vatandaşımızın bize göstermiş olduğu teveccühü yanlış yorumlayanlardan da asla olmadık. Her bir zaferimizle birlikte tevazümüzü büyüttük.” diye konuştu.

    En önemli hususun seçimi kazanmak değil, gönlü kazanmak olduğunu vurgulayan Sırakaya, “Çünkü gönlü kazanmış olduğunuz insanla birlikte Allah’ın rızasını kazanıyorsunuz. Halka hizmet ederseniz Hakk’ın rızasını kazanıyorsunuz. Onun için kısa vadeli 100 metre koşucuları asla olmadık. Bizim hedefimiz hep maraton koşularıydı ve ilk günkü çıkmış olduğumuz süreç içerisinde bir Anadolu ihtilali içerisinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyerek çıkmış olduğumuz o günkü heyecanla birlikte aşk ile koşan yorulmaz dedik.” ifadelerini kullandı.

    Sırakaya, meselenin başarıyı oluşturmak kadar başarıyı sürdürmekten geçtiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizim başarı hikayemizin temel paradigmalarının ne olduğuna bakacak olursak, birinci temel paradigmamız AK Parti’de görevli olmak kadar gönüllü olmak esastır. Her bir kardeşimiz bugün görevli olabilir, yarın bir görev değişikliği olabilir. Çünkü AK Parti’de bir görev değişikliği tasviye hareketi değil, sadece teknik direktörün zaman zaman oyuncusunu dinlendirme hareketidir. Onun için AK Parti’de asla başka siyasi hareketlerde olduğu gibi bir tasfiye hareketi olmaz, AK Parti’nin içerisine baktığımız zaman esas olmanın gönüllülük üzerine kurgulu olduğunu bileceğiz. Gitmiş olduğumuz her yerde teyzemizin duasını, amcamızın duasını aldığımız bir ortam içerisinde gönüllülerle birlikte hareket ettiğimizin bilinci içerisinde olacağız.”

    “Bizim bir fiziki, bir de gönül sınırlarımız var.” diyen Sırakaya, “Gönül sınırlarımızın hududu, fiziki sınırlarımızın çok ötesinde ve siz beklenensiniz. Siz aranansınız, siz sorulansınız. Onun için bizim teşkilatımızdaki uhuvvetimiz, muhabbetimiz, kardeşliğimiz çok güçlü olacak. Siz burada ne kadar güçlüyseniz, siz burada ne kadar dik duruyorsanız ben yurt dışındaki temsiliyetimi o kadar güçlü yapıyorum. Arkamdaki var olan güce göre hareket ediyorum. Elhamdülillah nereden nereye geldik.” değerlendirmesinde bulundu.

    Sırakaya, 2002 yılında 36 milyar dolarlık ihracatın bugün 273 milyar dolar olduğunu anlatarak, “2002 yılında kişi başına düşen milli gelirimiz 3 bin dolar seviyesindeydi, elhamdülillah 18 bin dolar. Milli ekonomimizin büyüklüğü o dönemde 236 milyar dolardı. Elhamdülillah 1.7 trilyon dolar.” şeklinde konuştu.

    Geçmişte toplamda 200 milyon dolar olan savunma sanayisi ihracatının bugün 10 milyar doların üzerine çıktığını aktaran Sırakaya, şöyle devam etti:

    “ATAK helikopterimizi mi ararsınız, KAAN’ımızı mı ararsınız, KIZILELMA’mızı mı ararsınız göklerde. Yere baktığınız zaman ALTAY tankına mı bakarsınız, denizlere baktığınız zaman TCG Anadolu’ya mı bakarsınız? ‘Efendim biz sizden daha Atatürkçüyüz’. Neye göre kardeşim? Söyleme göre. Değerli kardeşim daha Atatürkçü olmak, Atatürk’ün çizdiği hedeflere senin daha yakın olup olmamanla ilgili. ‘İstikbal göklerdedir’ sözünü gerçekleştiren AK Parti’dir ve bu anlamda konulmuş olan hedefi gerçekleştiren siyasi hareketin ismi AK Parti ve onun lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır.”

    Bölgedeki gelişmelere işaret eden Sırakaya, şunları kaydetti:

    “Çevremizdeki var olan ateş sarmalını görüyorsunuz. Bu ateş sarmalı içerisinde ülkemizi korumak esas ve caydırıcılık olması kıymetli ve değerli. Caydırıcılık olması ülkene gelen bir saldırıyı önleyebilmek değildir. Caydırıcı olmak demek sana taş atana kaya atacağının bilinci içerisinde taş atacak olanın iki kez kendisini hesap etmesidir. Allah’a hamd olsun biz bugün bize taş atacak olanın başına balyoz indirecek güçteyiz. Bugün Allah’a hamd olsun eğer Azerbaycan’daki işgal edilmiş olan topraklar azat edilmişse bunda Türkiye’nin belirgin rolü olmuştur. Bugün Allah’a hamd olsun artık terörsüz Türkiye’yi konuşuyorsak terör örgütleriyle birlikte Türkiye’yi herhangi bir şekilde köşeye sıkıştırılamayacak olduğunun görülmüş olması son derece kıymetli ve değerlidir. İnşallah önümüzdeki süre içerisinde ülkemizde ve bölgemizde terörsüz bir bölgeyi şekillendirerek, tahkim ederek Allah’ın izniyle tutabilenin aşk olsun diyebileceğimiz bir sürece doğru hızla ilerliyoruz.”

    Daha sonra Vali Muammer Erol ve Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler’i ziyaret eden Sırakaya, Altınordu ilçesinde de esnafla bir araya geldi, vatandaşlarla sohbet etti.