Tag: Dev

  • Finans devlerinin büyük oyunu: Bitcoin’i kötülerken arkadan toplayan Truva atı “Grayscale”

    Finans devlerinin büyük oyunu: Bitcoin’i kötülerken arkadan toplayan Truva atı “Grayscale”

    Bundan çok değil, on yıl önce finans dünyasının koridorlarında Bitcoin ismi geçtiğinde yüzlerde müstehzi bir gülümseme belirirdi. Takım elbiseli Wall Street elitleri için bu yeni teknoloji, sadece internetin karanlık köşelerinde dolaşan “marjinal” bir hevesti. Dönemin en büyük bankalarının CEO’ları ekranlara çıkıp Bitcoin’i “balon”, “sahtekarlık” ya da “kara para aklama aracı” ilan ederken aslında büyük bir finansal tiyatronun ilk perdesini oynuyorlardı.

    Çünkü sahne arkasında, kameraların görmediği yerlerde çok farklı bir plan işliyordu. Büyük fonlar ve küresel sermaye, geleceğin dijital altınının Bitcoin olacağını çoktan anlamıştı. Ancak önlerinde devasa bir engel vardı: Yasal mevzuatlar. Mevcut regülasyonlar nedeniyle bu devasa fonlar portföylerine doğrudan Bitcoin ekleyemiyor, bankalar müşterileri adına dijital varlık alamıyordu.

    İşte tam bu tıkanma noktasında, kripto para tarihinin en akıllıca tasarlanmış finansal hamlesi, yani kurumsal dünyanın Truva Atı sahneye çıktı: Grayscale.

    🛑 Wall Street Günahları – 1: Jamie Dimon (JPMorgan CEO’su)

    • Eylül 2017: “Bitcoin bir sahtekarlıktır. Eğer herhangi bir JPMorgan çalışanının Bitcoin ticareti yaptığını görürsem, onu bir saniye içinde kovarım. Hem kurallara aykırı hem de aptalca.”
    • Bugün Ne Yapıyorlar?: JPMorgan, şu anda BlackRock başta olmak üzere spot Bitcoin ETF’lerinin en büyük “Yetkilendirilmiş Katılımcılarından” (Authorized Participant) biri. Yani sisteme nakit akışı sağlayıp Bitcoin fon hisselerini yaratan ana kurumlardan başkası değil!

    Kurumsal Dünyanın Yasal Arka Kapısı: GBTC

    2013 yılında Barry Silbert tarafından kurulan Grayscale Investments, geleneksel finansın dilinden anlayan bir dahi gibi davrandı. Madem kurumsallar doğrudan Bitcoin alamıyordu, o halde onlar için tanıdık bir kılıf hazırlanmalı. Grayscale, piyasadan milyarlarca dolarlık fiziksel Bitcoin satın alarak bunları yüksek güvenlikli kasalarda kilitledi. Ardından, bu Bitcoin’leri temsil eden Grayscale Bitcoin Trust (GBTC) hisselerini geleneksel borsalarda ticarete açtı.

    Oyunun kuralı bir anda değişti. Artık bir hedge fonu veya Wall Street bankası “Biz kripto borsasından Bitcoin alıyoruz” riskine girmiyordu. Bunun yerine, “Biz sadece borsada işlem gören, denetlenen bir fonun hissesini alıyoruz” diyerek yasal yoldan milyarlarca doları Bitcoin’e akıtmaya başladılar. TV ekranlarında Bitcoin’i yerden yere vuran dev bankalar, arka kapıdan Grayscale hisseleri satın alarak milyarlarca dolarlık Bitcoin’e dolaylı olarak ortak oldular.

    🛑 Wall Street Günahları – 2: Larry Fink (BlackRock CEO’su)

    • Ekim 2017: “Bitcoin tam olarak dünyada ne kadar kara para aklama talebi olduğunu gösteren bir endekstir. Hepsi bu.”
    • Bugün Ne Yapıyorlar?: Dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock’ın spot Bitcoin fonu (IBIT), milyarlarca dolarlık hacmiyle şu an pazarın mutlak lideri. Larry Fink ise ekranlarda artık şu cümleyi kuruyor: “Bitcoin, finansal egemenliği koruyan dijital altındır.”

    Ekranlarda “Balon”, Kasalarda 620 Bin Bitcoin

    Yıllar geçtikçe ana akım medya Bitcoin’in “ölüm ilanlarını” yazmaya devam etti, ancak Grayscale’in kasasındaki Bitcoin miktarı bir çığ gibi büyüdü. Özellikle 2020-2021 pandemi döneminde, küresel enflasyondan kaçan kurumsal sermaye Grayscale’in kapısında kuyruğa girdi. MicroStrategy ve Tesla gibi devlerin de sahneye çıkışıyla, kurumsal ilgi artık saklanamaz bir boyuta ulaştı.

    Finans devlerinin “balon” dediği o varlık, Grayscale’in kasalarında 620.000 adet Bitcoin’e ulaştı. Bu, o dönem dolaşımdaki toplam Bitcoin arzının yaklaşık %3’ü demekti. Tek bir şirket, küresel finansın en büyük aktörleri adına tarihin en büyük dijital altın rezervlerinden birini inşa etmişti.

    2024: Truva Atı Maskesini Düşürüyor ve Tarihi Mahkeme Zaferi

    Tarihler 11 Ocak 2024’ü gösterdiğinde finans tarihinde yeni bir milat yaşandı. Ancak bu zafere giden yol, Grayscale’in tek başına ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na (SEC) karşı açtığı tarihi bayrak savaşıyla örüldü.

    SEC, yıllarca spot Bitcoin ETF başvurularını “piyasa manipülasyonu” bahanesiyle reddetti. Grayscale ise pes etmedi ve SEC’i mahkemeye verdi. Ağustos 2023’te federal mahkeme, SEC’in Grayscale’in başvurusunu reddetmesini “keyfi ve tutarsız” bularak Grayscale’i haklı buldu. Bu tarihi hukuki nakavt, SEC Başkanı Gary Gensler’in duvarlarını yıktı ve 2024 Ocak ayındaki o büyük Spot ETF onay dalgasını zorunlu kıldı.

    🏛️ Tarih Notu: SEC Davasının Perde Arkası

    Grayscale mahkemede çok basit ama dahi bir savunma yaptı: “Madem Bitcoin Vadeli (Futures) ETF’lerine izin veriyorsunuz, o halde Spot ETF’e neden izin vermiyorsunuz? İkisi de aynı Bitcoin fiyatına dayanıyor.” Mahkeme bu mantığı haklı buldu ve SEC’in kurumsal duvarı resmen yıkıldı.

    Bugün Neredeyiz?

    ETF onaylarının ardından piyasada taşlar yerinden oynadı. Grayscale, yıllarca uyguladığı %1,50’lik yüksek yönetim ücreti sebebiyle ciddi bir sermaye çıkışı yaşadı ve elindeki Bitcoin miktarı 140.000 civarına kadar geriledi. Ancak bu bir başarısızlık değil, misyonun tamamlanmasıydı. Grayscale, çıkışları dengelemek için “Mini Trust” ürününü çıkarsa da, bayrağı artık BlackRock ve Fidelity gibi devlere devretti.

    Özetle; Bitcoin hiçbir zaman finans devlerinin iddia ettiği gibi sahipsiz bir balon olmadı. Onlar, küçük yatırımcıyı korkutup piyasadan uzaklaştırırken, Grayscale’i bir Truva Atı gibi kullanarak sessizce geleceğin finansal altyapısını ele geçirdiler. Bugün geriye dönüp baktığımızda net bir şekilde görüyoruz ki; Bitcoin’i kötüleyenler, aslında onu en dipten toplamak için zaman kazanan oyunculardan başkası değildi.


  • Ağaçlardan milyonlarca yıl önce yeryüzüne hükmeden 8 metrelik kuleler

    Ağaçlardan milyonlarca yıl önce yeryüzüne hükmeden 8 metrelik kuleler

    İskoçya’nın Rhynie köyü yakınlarındaki “Rhynie Chert” kaya yataklarında yürütülen fosil çalışmaları, bilim dünyasını şaşırtan bir gerçeği gün yüzüne çıkardı. Erken Devoniyen Dönemi’ne ait, büyük oranda kuvarstan oluşan bu tortul tabaka, karaya ayak basan ilk canlı formlarının kalıntılarını olağanüstü bir netlikte saklıyor.

    Yaklaşık 400 ila 412 milyon yıl öncesine tarihlenen bu yataklarda incelenen “Prototaxites taiti” türü, son 165 yıldır çözülemeyen büyük bir sırrın kapısını araladı. Bilim insanları bugüne kadar bir düzineye yakın Prototaxites türü keşfetti. Ancak İskoçya’daki bulgular, bu dev yapıların evrim ağacındaki yerini saptamak için en önemli ipucunu verdi. Bu gizemli sülale, doğanın büyük ve karmaşık organizmalar inşa etmek için milyarlarca yıl önce giriştiği tamamen bağımsız bir deney olarak nitelendiriliyor.

    Uzun yıllar boyunca bilim dünyasında kabul gören en güçlü teori, bu sütun şeklindeki organizmaların devasa birer mantar türü olduğu yönündeydi. Edinburg Üniversitesi ve İskoçya Ulusal Müzeleri uzmanlarının yaptığı yakın zamanlı ve kapsamlı araştırmalar ise bu tezi kökten değiştirdi. Moleküler Bitki Bilimleri Enstitüsü uzmanları, fosillerin yapısında mantar hücre duvarlarının temel maddesi olan kitine dair hiçbir ize rastlamadı. Üstelik bu canlıların, ne günümüzde yaşayan ne de nesli tükenmiş hiçbir mantar türünde benzeri bulunmayan çok tuhaf bir iç anatomik yapısı mevcut.

    Moleküler analizler bitki seçeneğini de tamamen elediği için, bu yapıların hiçbir yaşayan soy bırakmadan tamamen ortadan kalkan, bağımsız olarak evrimleşmiş karmaşık ökaryotik bir canlı grubuna ait olduğu kesinleşti. Yeni ve daha net fosiller bulunmadığı sürece bu bağımsız evrimsel dalın tam olarak ne olduğunu isimlendirmek mümkün değil.

    Ağaçlardan önce yeryüzüne hükmeden kuleler

    Günümüzden 410 milyon yıl önce Dünya, hayal etmesi güç, tamamen farklı bir çehreye sahipti. Ne ayaklarımızın altına serilen yeşil çimenler vardı ne de başımızı kaldırdığımızda göğe uzanan ağaçlar. Ancak karasal ekosistemin bu ilk ve en büyük devleri, yaklaşık 8 metrelik devasa boylarıyla gökyüzüne doğru dimdik yükseliyor ve heybetiyle tüm manzaraya hakim oluyordu. Yaklaşık 420 milyon yıl önce, Geç Silüryen Dönemi’nde yeryüzünde boy gösteren bu yapılar, ancak kendilerinden 25 milyon yıl sonra evrimleşen ilk gerçek ağaçlar tarafından boyut olarak geride bırakıldı.

    önemin aç eklembacaklıları için muazzam bir besin kaynağı oluşturan dev kuleler, o çağda adeta ağaçların üstlendiği rolü yerine getirmesine rağmen bitki krallığına da hiçbir şekilde uymuyor. Kısacası bu organizmalar, bugün bildiğimiz ve sınıflandırdığımız hiçbir canlı alemine ait görünmediği için evrenin sınıflandırılması en zor canlısı unvanını elinde tutmayı sürdürüyor.

  • Dervişoğlu’ndan Sandık Vurgusu

    Dervişoğlu’ndan Sandık Vurgusu

    İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Demokrasilerde sandık namustur. Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil, milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir” dedi.

    İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisi tarafından düzenlenen ‘İyilik İçin Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı’na katıldı. Çalıştayda, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, milletvekilleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile akademisyenler de yer aldı. Dervişoğlu, Türkiye’nin, hukuk tarihinin belki de en kritik kavşaklarından birinde durduğunu belirterek, “Bir tarafta, 10 yıllar içinde kademeli olarak çözülen anayasal denge ve denetim mekanizmaları, öte tarafta, yapay zekadan dijital haklar alanına, seçim güvenliğinden yargının bağımsızlığına uzanan dev bir reform gündemi bekliyor bizleri. İşte tam bu kavşakta, tarihin bize verdiği bu ağır sorumlulukla sizleri bu salona davet ettik. Bir kişiyi yerinde tutmak amacıyla, Anayasa’nın çiğnenmesini, hukukun çiğnenmesini, demokrasinin ve millet iradesinin ayaklar altına alınmasını kabul edebilmek asla mümkün değildir. Hukuk, güçlünün aracı olamaz. Hukuk, iktidarın meşruiyet örtüsü ve kalkanı olamaz. Biz İYİ Parti olarak, adalet, hürriyet ve eşitlik davasını savunurken her zaman şu gerçeğin altını çiziyoruz; iktidarın otoritesi ile bireyin hürriyeti arasındaki o tarihi çatışma, ancak ve ancak insan onurunu merkeze alan tam teşekküllü bir hukuk devletinde sükunete erer” diye konuştu.

    ‘PARLEMENTER SİSTEM ÖNCELİĞİMİZ’

    İktidarın kötüye kullanılması tehlikesini bertaraf etmek için denge ve denetim mekanizmalarının şart olduğuna dikkat çeken Dervişoğlu, “Türkiye’ye dayatılan ve adına ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ denilen bu ucube yapı, yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak, yozlaşmayı bizzat sistemin kendisi haline getirmiştir. Eğer bugün Türkiye’de, ‘Bir yargı kararıdır’ denilip geçilemeyen, vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa, bu kararlar, siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa, orada ‘Tedbir devleti’ işlemekte demektir. Türkiye’nin üniter devlet yapısı; toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir. Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir. Ancak biz üniter yapıyı savunurken, Meclis’in gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz. Yürütmenin yasamaya hesap verdiği, iktidarın sonsuz süremeyeceği, çoğulculuğu ve denetimi sağlayan bir parlamenter sisteme geçiş anayasal reformumuzun birinci önceliğidir. Hukuk devleti revizyonu ve insan hakları açısından şunu söylemek gerekir ki, insan hakları kağıt üzerinde kalamaz. İfade özgürlüğü anayasal güvence altındayken, gazeteciler yargılanıyorsa; örgütlenme özgürlüğü varken, sendikacılar gözaltına alınıyorsa; belediye başkanları sabah operasyonlarında, ensesinden bastırılarak tutuklanıyorsa, orada hukuk devleti yoktur” diye konuştu.

    ‘REKABETİN SONUCU SANDIKTA BELİRLENİR’

    Yargı bağımsızlığının bir hak olduğunu vurgulayan Dervişoğlu, “Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu yürütmenin siyasi tahakkümünden tamamen arındıracağız. Karar kürsüsündeki hakimi coğrafi teminata, iddia makamındaki savcıyı liyakate, savunmadaki avukatı ise müvekkilini savunurken, yargılanma korkusu taşımayacağı tam bir hürriyete kavuşturacağız. Aynı şekilde hukukun güven kapısı olan noterlerimizin mesleki sorunlarını çözecek, dijital dönüşüme entegrasyonlarını hızlandıracağız. Teknoloji inanılmaz bir evrim geçirdi. Büyük veri, algoritmik karar alma ve yapay zekanın yargı süreçlerine etkisi, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik artık bugünün konusudur. İYİ Parti, Türkiye’yi AB standartlarında dijital haklar çerçevesine kavuşturacak vizyona sahiptir. Bunu da mutlaka hayata geçirecektir. Demokrasilerde sandık namustur. Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil, milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

    ‘DEVLETİN DERİNİ OLMAZ HUKUK OLUR’

    Dervişoğlu, yarın kamuoyuyla paylaşılacak olan ‘Hukuk Vizyon Belgesi’nin, bu çalıştayın mirası olarak Türk demokrasi tarihine altın harflerle kazınacağını ifade etti. Dervişoğlu, “Devlet olanaklarının iktidar partisi lehine pervasızca kullanıldığı eşitsizliğe son verecek, Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsızlığını kurumsal bir zırha büründüreceğiz. Türk siyasetini zehirleyen, hesap vermeyen gizli güç merkezlerini meşrulaştıran ‘derin devlet’ safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefemiz şudur; bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Türkiye, bugün bu yeniden inşanın, bu büyük restorasyonun eşiğinde durmaktadır. Bu eşikte atacağımız adım, önümüzdeki 10 yılların siyasi, ekonomik ve toplumsal kaderini belirleyecektir. ve o adımı atacak olan kadrolar, vicdanını kiraya vermemiş hakimler, savcılar, korkusuz avukatlar, kalemini satmamış gazeteciler, liyakatli akademisyenler ve milletin hakiki temsilcileridir. Bu çalıştayın amacı siyasi bir kavga vermek değil, Türkiye’nin ortak aklını üretmektir. Tarih, bugün bu salona kulak verecektir” dedi.

  • Suların altındaki iki asırlık sır: Amerika’nın Nessie’si kameraya yakalandı

    Suların altındaki iki asırlık sır: Amerika’nın Nessie’si kameraya yakalandı

    Kanada ile Amerika Birleşik Devletleri sınırını oluşturan Champlain Gölü, yüzyıllardır çözülemeyen bir doğa gizemiyle gündemde. Yaklaşık 200 kilometre uzunluğundaki bu su kütlesi, derinliklerinde saklandığı ileri sürülen devasa bir yaratık hikayesiyle biliniyor.

    Bölge sakinlerinin “Champ” adını verdiği, İskoçya’daki meşhur Loch Ness Canavarı’na benzerliğinden ötürü “Amerika’nın Nessie’si” olarak anılan bu canlı, genellikle prehistorik bir sürüngen olan plesiosaur gibi tasvir ediliyor. Bugüne kadar çok sayıda insan bu canlıyla karşılaştığını iddia etse de somut bir delil sunulamamıştı. Ancak iki film yönetmeninin kurgu esnasında tesadüfen yakaladığı bir detay, siber dünyada ve bilim çevrelerinde büyük bir heyecan yarattı.

    Kelly Tabor ve Richard Rossi, göldeki efsaneyi temel alan bir çocuk filminin çekimlerini tamamladı. Çekimlerden yaklaşık iki yıl sonra, 2025 yılındaki montaj sürecinde görüntüleri dev ekranda inceleyen Tabor, 11 metrelik ahşap teknelerinin arkasında sıra dışı bir hareketlilik fark etti. Suyun hemen altında, teknenin halatını takip eden devasa bir siluet açıkça görülüyordu. Çocukluğundan beri bu kıyılarda büyüyen ve su canlılarını çok iyi tanıyan yönetmen, ekrandaki cismin kesinlikle sıradan bir balık olmadığını fark etti. Görüntü büyütüldüğünde, suyun altında zikzaklar çizerek ilerleyen ince uzun bir boyun ve arkaya doğru genişleyen büyük bir gövde açığa çıktı.

    İki asırlık efsane yeniden canlandı

    Gölün çamurlu tabanı sebebiyle suları genelde bulanıktır. Buna rağmen Champlain Gölü bu tür sıra dışı iddialara hiç de yabancı değil. Bölgedeki ilk resmi canavar raporu 1819 yılına uzanıyor. Kaptan Crum isimli bir denizci, Bulwagga Koyu yakınlarında yaklaşık 57 metre uzunluğunda, yılan benzeri ve gözleri soyulmuş bir soğanı andıran devasa siyah bir yaratık gördüğünü kayıt altına almıştı. O dönemden beri yüzlerce benzer iddia ortaya atıldı. Kimileri bu canlının nesli tükenmiş bir deniz sürüngeni olduğunu düşünürken, kimileri ise milyonlarca yıl önce yaşayan balina atası “zeuglodon” türünün günümüze ulaşan bir örneği olduğu görüşünü savunuyor. Tabii ki tüm bu yaşananların sadece dalgalardan, su yüzeyindeki tomruklardan veya optik yanılsamalardan ibaret olduğunu söyleyen şüpheciler de var.

    Yönetmen Kelly Tabor için bu durum bir film senaryosundan çok daha fazlası demek. Çocukken yaz aylarını hep bu gölde geçiren Tabor, üniversite yıllarında arkadaşlarıyla otururken suyun üzerinde hiçbir yöne sapmadan doğrudan üzerlerine gelen büyük bir dalga izi gördüklerini anlatıyor. Gizemli cisim tam kıyıya yaklaşmışken aniden 90 derecelik keskin bir dönüşle körfezin diğer ucuna yönelmiş ve yüzeye hiç çıkmadan kaybolmuştu.

    Bilim dünyasını ikiye bölen video kaydı

    Yeni elde edilen video kaydı, kişisel anıların ötesine geçerek bilimsel bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yönetmen Richard Rossi, görüntüleri incelenmesi amacıyla uzman araştırmacılara ulaştırdı. Kısa sürede televizyon dünyasının da ilgisini çeken bu kayıt, ünlü aktör William Shatner‘ın sunduğu bir gizem belgeseline konu oldu. Program yapımcıları, bu son videonun, 1977 yılında çekilen ve o döneme kadar en büyük kanıt kabul edilen ünlü “Sandra Mansi fotoğrafından” beri elde edilmiş en güçlü Champ kanıtı olduğunu düşünüyor.

    Eski fotoğraflardan farklı olarak bu yeni kayıtta kadrajın içinde bir teknenin bulunması, canlının boyutlarını hesaplamak isteyen uzmanlar için harika bir referans noktası oluşturuyor. İnternette yüz binlerce kez izlenen görüntülerin ardından yönetmen ikili, bu yaz gölde düzenlenecek geleneksel festival için bölgeye dönmeye hazırlanıyor ve efsaneyi işleyen iki yeni film projesi üzerinde çalışıyor. Champlain Gölü’nün derinliklerinde tam olarak neyin yüzdüğü henüz netleşmedi ancak Champ, iki asırdır insanların hayal gücünü beslemeyi sürdürüyor.

  • GTA 6 etkisi: Dev oyunlar, arkasına bile bakmadan kasım ayından kaçıyor

    GTA 6 etkisi: Dev oyunlar, arkasına bile bakmadan kasım ayından kaçıyor

    Küresel eğlence sektöründe dev bütçeli bir projeyi piyasaya sürerken doğru tarihi seçmek, en az yapımın kalitesi kadar önemli. Yanlış bir zamanlama, milyonlarca dolarlık yatırımların devasa bir finansal girdap içinde yok olup gitmesiyle sonuçlanabilir. Rockstar Games’in merakla beklenen Grand Theft Auto VI oyununu kasım ayında piyasaya süreceğini açıklaması, sektördeki tüm aktörleri radikal kararlar almaya zorladı.

    Summer Game Fest boyunca düzenlenen ana sunumlarda adı doğrudan geçmeyen bu yapım, sahne arkasından tüm oyun dünyasının kaderini tek başına belirliyor. Büyük oyun şirketleri, bu devasa markanın yaratacağı ekonomik dalgalanmadan kaçabilmek adına takvimlerinde büyük temizlikler yaptı. Bu stratejinin bir sonucu olarak kasım ayı tamamen boş bırakılırken, sonbaharın geri kalan döneminde ise tam bir izdiham yaşanacak.

    Yayıncıların kasım ayından uzak durma çabası, takvimlerdeki yığılmayı daha net gösterdi. Sony’nin State of Play sunumuyla belirginleşen bu kaçış, eylül ayının son günlerini adeta bir cadı kazanına çevirdi. PlayStation cephesinin en iddialı özel oyunlarından Wolverine‘in 15 Eylül’de raflardaki yerini alacağı zaten biliniyordu. Ancak son açıklamalarla birlikte, dev bütçeli üçüncü parti yapımlar da eylül ayının son günlerine sıkışma kararı aldı.

    Bilim kurgu dünyasının merakla beklenen MMO oyunu Dune: Awakening 22 Eylül’ü seçerken, hemen ardından 24 Eylül’de Control Resonant ve Silent Hill: Townfall peş peşe oyuncuların beğenisine sunulacak. Aksiyon dozu yüksek Onimusha: Way of the Sword 25 Eylül’de, gökyüzünün hakimi Ace Combat 8 ise 2 Ekim’de sahne alıyor. Ekim ayında çıkacak olan geleneksel seri Call of Duty: Modern Warfare 4 de hesaba katıldığında, kasım ayı öncesindeki son düzlük tam bir izdiham alanına dönüşüyor.

    Kurtuluşu 2027 yılına kaçmakta buldular da var

    Büyük markaların ezici gücü karşısında risk almak istemeyen birçok yapımcı, projelerini doğrudan önümüzdeki yıla ertelemeyi tercih etti. Takvimini 2027 yılına kaydıranların başında Sega’nın merakla beklenen suç draması Stranger Than Heaven ve dövüş serisi spinoff’u Crossroads geliyor. Bandai Namco’nun uzay macerası Gundam Rogue Orbit, Capcom’un canavar avcılarını heyecanlandıran devasa Monster Hunter Wilds genişleme paketi ve yarış tutkunlarının gözdesi olmaya aday Clutch da kendilerini güvenli limana attı.

    Yıllardır bir yılan hikayesine dönen The Wolf Among Us 2 de bu kervana katılırken, etkinliğin en büyük bombası olan Final Fantasy VII Revelation ise ancak önümüzdeki yılın ilkbahar aylarında oyuncularla buluşacak.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kökünü kazıyacağız” demişti! Bu sabah 28 ilde daha düğmeye basıldı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kökünü kazıyacağız” demişti! Bu sabah 28 ilde daha düğmeye basıldı

    Türkiye genelinde yasa dışı sanal bahis ve kumar organizasyonlarına yönelik yürütülen amansız mücadele hız kesmeden devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce kararlılıkla vurguladığı, “İnsanımızı bataklığa sürükleyen sanal bahis ve kumar belasının kökünü kurutmak için kapsamlı bir eylem planını uygulamaya koyduk” sözlerinin ardından, emniyet ve yargı birimleri bu sabah şafak vakti dev bir operasyon için düğmeye bastı.

    28 İLDE 120 ADRESE EŞ ZAMANLI ŞAFAK BASKINI

    Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, vatandaşların banka ve kripto para hesaplarını organize bir şekilde kullanarak yasa dışı bahis oynatan dev bir şebeke tespit edildi. Teknik ve fiziki takibin tamamlanmasının ardından, bu sabah 28 ilde belirlenen 120 ayrı adrese emniyet güçleri tarafından eş zamanlı operasyonlar düzenlendi. Baskınlar neticesinde, şebeke üyesi olduğu belirlenen 107 şüpheli kıskıvrak yakalanarak gözaltına alındı.

    BAKAN GÜRLEK: 10 MİLYAR TL PARA HACMİNE ULAŞTILAR

    Düzenlenen başarılı operasyonun detaylarına ilişkin resmi açıklamayı Adalet Bakanı Akın Gürlek yaptı. Yasa dışı bahis şebekesinin ulaştığı mali büyüklüğe dikkat çeken Bakan Gürlek, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde yürütülen bir diğer başarılı operasyonda ise; vatandaşlarımızın banka ve kripto hesaplarını kullanarak 10 milyar TL para hacmine ulaşan yasa dışı bir sanal bahis çetesine yönelik 28 ilde, 120 ayrı adrese eş zamanlı baskınlar düzenlenmiş ve 107 şüpheli hedef alınmıştır.”

    OPERASYONLAR DEVAM EDECEK

    Vatandaşların özellikle banka ve kripto hesaplarını ele geçirerek ya da kiralayarak devasa bir kara para trafiği yürüten çete üyelerinin emniyetteki ifade işlemlerinin sürdüğü bildirildi. Cumhurbaşkanlığı tarafından devreye alınan eylem planı kapsamında, sanal bahis ve kumar şebekelerine yönelik operasyonların genişleyerek devam edeceği vurgulandı.

  • Siri ve ChatGPT ortaklığında gizli savaş: OpenAI mahkeme kapısında

    Siri ve ChatGPT ortaklığında gizli savaş: OpenAI mahkeme kapısında

    Büyük bir heyecanla karşılanan dev yapay zeka entegrasyonunun arkasında dönen devasa bir güç savaşına tanıklık ediyoruz… Geçtiğimiz aylarda Apple ekosistemine dahil olacağı açıklanan ChatGPT, beklentilerin çok uzağında kalan bir uygulama süreciyle karşılaştı. OpenAI yönetiminin, Cupertino merkezli teknoloji devi Apple’ın sözleşme şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle yasal yollara başvurmayı planladığı sızan kulis bilgileri arasında.

    İki dev arasındaki iş birliği masasında ilk etapta rüzgar tamamen tersine esiyordu. Apple, Siri ile kurulan bu bağı, geçmişte Safari tarayıcısında Google’ı varsayılan arama motoru yapma stratejisine benzeterek konumlandırdı. Bu vizyon, OpenAI tarafında mobil ekosistem üzerinden her yıl milyarlarca dolarlık yeni abonelik geliri elde etme beklentisi doğurdu. Gelinen noktada ise yapay zeka üreticisi, Apple’ın ChatGPT sistemini kasti olarak arka planda bıraktığını ve markanın değerini zedelediğini düşünüyor.

    Sürecin mahkeme aşamasına gelmesindeki en büyük etken, Apple’ın arayüz tasarımındaki tercihleri. Kullanıcıların Siri üzerinden yapay zekaya ulaşabilmesi adına sürekli “ChatGPT

    Bağımsız bir hukuk kadrosuyla dosya hazırlığı yapan şirket, yakın zamanda sözleşme ihlali gerekçesiyle resmi adımları atmaya odaklandı. Krizin adliye koridorlarına taşınmadan çözülmesi öncelikli hedef olsa da taraflar arasındaki köprülerin büyük ölçüde yıkıldığı görülüyor. Öyle ki OpenAI, Apple’ın gelecekteki diğer projelerde birlikte çalışma tekliflerini tamamen reddetti.

    Elon Musk davası ve yapay zekada çoklu test dönemi

    Yasal sürecin resmiyete dökülmesindeki gecikme, Elon Musk’ın açtığı mevcut dava ile doğrudan bağlantılı. Musk, iki şirketin pazar payını domine etmek adına tekel kurduğunu iddia etmişti. Ancak taraflar arasında patlak veren bu son anlaşmazlık, iddia edilen gizli ittifak teorilerini zayıflatıyor. Apple’ın, OpenAI’ın kendi akıllı cihazını geliştirme planlarını öğrenmesi ve eski tasarım şefi Jony Ive ile ortaklığa gitmesi üzerine bu entegrasyonda geri adım attığı belirtiliyor.

    Cupertino yönetimi şu sıralar gizlilik sınırlarını esneterek Anthropic bünyesindeki Claude ve Google imzalı Gemini sistemlerini Siri üzerinde denemeye başladı. Yargı kanadından ise Musk’ın Tim Cook‘un yazışmalarını inceleme talebine ret çıkarken, yazılım şefi Craig Federighi’nin stratejik kararlarına dair dökümanların teslim edilmesine karar verildi. Sonbahardaki büyük duruşma öncesinde, haziran ayında Siri için yayınlanacak yeni bir güncelleme ile suların durulma ihtimali bulunsa da iki dev şu an yasal sınır hatlarında kozlarını paylaşmayı bekliyor.

  • Neptün ve Uranüs’ün derinliklerinde saklanan sır: Sadece buz değilmiş

    Neptün ve Uranüs’ün derinliklerinde saklanan sır: Sadece buz değilmiş

    Güneş sisteminin en soğuk sınırlarında dönüp duram Uranüs ve Neptün, yıllardır astronomi kitaplarında buz kütleleri olarak tarif ediliyordu. Ancak yeni bilimsel modellemeler, bu uzak gezegenlerin kimliğini değiştirecek veriler sunuyor.

    Yapılan kapsamlı analizler, dondurucu gaz bulutlarının ve devasa buz katmanlarının derinliklerinde, tahmin edilenden çok daha fazla kayalık materyal gizlendiğini gösterdi. Yerleşik astronomi inanışlarını sarsan bu iddia, her iki devin de dış katmanlarında yoğun bir kaya oluşumu barındırdığını savunuyor.

    Uzun yıllar boyunca bilim insanları, bu iki gezegenin yapısını oldukça basit bir şemayla açıkladı. Bu görüşe göre, kayalık bir çekirdeğin etrafında buzlu bir manto yer alıyor ve tüm yapı kalın bir hidrojen-helyum atmosferiyle çevreleniyordu. Oysa modern tekniklerle yapılan canlandırmalar, yüksek basınçlı bölgelerde atmosferik gazların sıvılaştığı noktalarda bambaşka bir tablo çiziyor. Yeni simülasyonlar, bu kritik geçiş noktalarının aslında yoğun bir kaya yağmuruyla dolu olabileceğini kanıtlar nitelikte.

    Plüton’dan alınan ilham ve yeni sınıflandırma

    Araştırmacıları bu teoriyi geliştirmeye iten asıl ipucu, Neptün’ün çok daha ötesindeki Kuiper Kuşağı nesnelerinden geldi. Plüton gibi cüce gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların sanılandan daha fazla kaya içerdiği anlaşılınca, gözler tekrar dev komşularına çevrildi. Bilim insanları, “Uç bölgelerdeki küçük nesneler kayalık bir yapıdaysa, devasa komşuları neden sadece buzdan oluşsun?” sorusunun peşine düştü. Gezegenlerin iç sıcaklık ve basınç değerlerini laboratuvar ortamında simüle eden ekip, silikat bulutlarının yoğunlaşarak fiziksel kayalara dönüştüğünü fark etti.

    Bu bulgular, gezegenlerin “buz devi” olan isim babalığını bile tartışmalı hale getiriyor. İç kısımlarda hala ciddi miktarda buz bulunsa da, bu tanımın artık gerçeği tam olarak yansıtmadığı açık. Uzmanlar artık bu gök cisimlerini sadece buzlu ya da kayalık olarak ayırmak yerine, hacimlerini vurgulayan farklı isimlerle anmayı öneriyor.

    Henüz resmi bir değişiklik yapılmamış olsa da, bu gizemli köşeler hakkında yepyeni sorular doğmaya başladı. Eğer Uranüs ve Neptün’ün atmosferleri gerçekten kaya doluysa, evrenin oluşumuna dair tüm bildiklerimizi baştan yazmamız gerekebilir.

  • 8 milyar ışık yılı uzaktan gelen sinyal: Dünya yokken yola çıkmıştı

    8 milyar ışık yılı uzaktan gelen sinyal: Dünya yokken yola çıkmıştı

    Uzayın derinliklerinde gerçekleşen devasa çarpışmalar, bazen insan zihninin sınırlarını zorlayan enerji patlamalarını açığa çıkarıyor. Gökbilimciler, henüz Dünya’nın bile var olmadığı dönemlerde yola çıkan ve tam 8 milyar yıl boyunca boşlukta süzülen devasa bir enerji hüzmesini tespit etti.

    MeerKAT teleskobu aracılığıyla yakalanan bu sinyal, şimdiye kadar kaydedilen en uzak ve en güçlü mikrodalga lazeri olarak kayıtlara geçmiş durumda. Bilim dünyası, bir yıldızın parlaklığını yüz bin kat geride bırakan bu yoğun radyo dalgası patlamasına “gigamaser” ismini verdi.

    Bu fenomene neden olan süreç, aslında iki dev galaksinin kaotik bir şekilde iç içe geçmesiyle başlıyor. Birleşme sırasında sıkışan gaz bulutları, hidroksil moleküllerini uyararak radyo dalgalarının muazzam bir güçle yükselmesine yol açıyor. Ortaya çıkan bu odaklanmış hüzme, evrenin geçmişine dair bilgiler taşıyan bir elçi gibi milyarlarca ışık yılı boyunca yol alıyor. Lazerin radyo dalgası boyundaki kardeşi olarak bilinen maserlar, galaktik ölçekteki bu tür şiddetli etkileşimlerin en somut kanıtı sayılıyor.

    Kütleçekimsel merceğin büyütücü etkisi

    Güney Afrika’da bulunan MeerKAT teleskobu, bu rekor kıran sinyali “HATLAS J142935.3–002836” adlı galakside buldu. Normal şartlarda bu denli uzak bir mesafeden gelen dalgaların, modern cihazlar tarafından bile fark edilemeyecek kadar zayıf kalması beklenirdi. Ancak uzay, bilim insanlarına nadir rastlanan bir mucize sundu. Dünya ile hedef galaksi arasında yer alan bir başka gök cismi, kütleçekimsel mercek görevi üstlenerek arkadan gelen zayıf sinyali bir büyüteç gibi odakladı. Bu doğal kozmik hizalanma sayesinde, evrenin en güçlü “lazer” gösterisi görünür kılındı.

    Saatte 2,5 terabayt gibi devasa bir veri hacmini işleyen teleskop teknolojisi, bu keşfin teknik altyapısını oluşturuyor. Araştırmacılar, elde edilen bu sinyalleri analiz ederek dev kara deliklerin beslenme alışkanlıklarını ve galaksilerin evrim süreçlerini anlamayı hedefliyor. Gelecekte buna benzer binlerce sinyalin bulunması, Samanyolu Galaksisi’nin de bir gün yaşayacağı muhtemel birleşmelere dair öngörüler sunabilir.