Tag: Buz

  • Grönland’ın güney kıyılarına doğru dev bir buzdağı sürüklenerek ilerliyor

    Grönland’ın güney kıyılarına doğru dev bir buzdağı sürüklenerek ilerliyor

    Danimarka Meteoroloji Enstitüsünün (DMI), resmi internet sayfasından yapılan yazılı açıklamada, Nioghalvfjerds Buzulu’ndan koparak 1200 kilometre yol kateden, 5,7 kilometre uzunluğunda ve 4 kilometre genişliğindeki “masa tipi” dev buzdağının Grönland’ın güneyine doğru sürüklenmeye devam ettiği belirtildi.

    Açıklamada görüşüne yer verilen DMI Buz Haritalama Uzmanı Hans Henrik Light, buzdağının uzun bir süre deniz buzuyla hareket ettiğini vurgulayarak, “Dev buzdağı artık deniz buzundan tamamen ayrıldı ve yolculuğunda yeni bir aşamaya geçti. Dış etkenlere karşı daha hassas hale geldi.” ifadesini kullandı.

    Buzdağının ilerleyen günlerde parçalanarak daha küçük buzdağlarına ayrılacağını aktaran Light, 3 ila 6 kilometre büyüklüğündeki buzdağlarının iki ya da üç yılda bir görüldüğünü kaydetti.

  • Dünya’ya ulaşan uzay tozu Antarktika buzullarında ortaya çıktı

    Dünya’ya ulaşan uzay tozu Antarktika buzullarında ortaya çıktı

    Antarktika’nın kilometrelerce kalınlıktaki buz tabakaları, bu kez Dünya tarihinden değil, yıldızların ölümünden kalan izlerden birini ortaya çıkardı. Bilim insanları, kıtanın derinliklerinden çıkarılan antik buz örneklerinde “Demir-60” isimli radyoaktif izotopa rastladı. Bu madde, yalnızca süpernova patlamaları sırasında oluşuyor. Keşif, Güneş Sistemi’nin Samanyolu içindeki hareketine dair dikkat çekici ayrıntılar sunmuş durumda.

    Araştırmacılara göre Güneş Sistemi, uzun süredir yıldızlararası gaz, plazma ve toz bulutlarının içinden geçiyor. “Yerel Yıldızlararası Bulut” olarak adlandırılan bu bölge, uzaydaki maddelerin gezegenlere taşınmasına neden oluyor. Antarktika buzunda bulunan Demir-60 izleri de bu yolculuğun somut kanıtlarından biri olarak değerlendiriliyor.

    Çalışmanın temelini oluşturan süreç aslında yıllar önce başladı. Bilim insanları, 2019’da Antarktika karında ilk kez Demir-60 atomları tespit etmişti. Fakat o dönemde bu radyoaktif parçacıkların kaynağı kesin olarak belirlenememişti.

    Bunun üzerine ekip, yaşları 40 bin ila 80 bin yıl arasında değişen 300 kilogramdan fazla buz örneği topladı. Laboratuvarda eritilen örnekler, gelişmiş kimyasal işlemler ve yüksek hassasiyetli kütle spektrometresi cihazlarıyla analiz edildi. Araştırmacılar, tek bir radyoaktif atomu bile ayırt edebilecek kadar detaylı ölçümler yaptı. Elde edilen sonuçlarsa dikkat çekiciydi. Binlerce yıl öncesine ait buz katmanlarında, günümüze daha yakın dönemlere ait örneklere kıyasla çok daha az Demir-60 bulundu. Bu farkın, Dünya’ya ulaşan yıldızlararası toz miktarının zaman içinde ciddi şekilde değiştiğini gösterdiği belirtiliyor.

    Güneş Sistemi’nin galaktik yolculuğuna dair yeni ipuçları

    Uzmanlara göre bulunan radyoaktif izler, milyonlarca yıl önce gerçekleşmiş uzak süpernovalardan değil, görece yakın bir bölgede yaşanan yıldız patlamalarından geliyor olabilir. Kozmik tozların, Güneş Sistemi’nin koruyucu manyetik yapısını aşarak Dünya’ya kadar ulaştığı düşünülüyor.

    Araştırma ekibi ayrıca Güneş Sistemi’nin yaklaşık 40 bin ila 124 bin yıldır bu yıldızlararası bulutun içinde hareket ettiğini belirtiyor. Hesaplamalara göre insanlık, birkaç bin yıl sonra bu yoğun kozmik bölgenin dışına çıkmış olacak.

    Physical Review Letters dergisinde yayımlanan çalışma, Dünya’daki buz katmanlarının yalnızca gezegenimizin değil, yakın yıldız çevremizin geçmişine dair de önemli kayıtlar taşıdığını ortaya koyuyor.

  • Neptün ve Uranüs’ün derinliklerinde saklanan sır: Sadece buz değilmiş

    Neptün ve Uranüs’ün derinliklerinde saklanan sır: Sadece buz değilmiş

    Güneş sisteminin en soğuk sınırlarında dönüp duram Uranüs ve Neptün, yıllardır astronomi kitaplarında buz kütleleri olarak tarif ediliyordu. Ancak yeni bilimsel modellemeler, bu uzak gezegenlerin kimliğini değiştirecek veriler sunuyor.

    Yapılan kapsamlı analizler, dondurucu gaz bulutlarının ve devasa buz katmanlarının derinliklerinde, tahmin edilenden çok daha fazla kayalık materyal gizlendiğini gösterdi. Yerleşik astronomi inanışlarını sarsan bu iddia, her iki devin de dış katmanlarında yoğun bir kaya oluşumu barındırdığını savunuyor.

    Uzun yıllar boyunca bilim insanları, bu iki gezegenin yapısını oldukça basit bir şemayla açıkladı. Bu görüşe göre, kayalık bir çekirdeğin etrafında buzlu bir manto yer alıyor ve tüm yapı kalın bir hidrojen-helyum atmosferiyle çevreleniyordu. Oysa modern tekniklerle yapılan canlandırmalar, yüksek basınçlı bölgelerde atmosferik gazların sıvılaştığı noktalarda bambaşka bir tablo çiziyor. Yeni simülasyonlar, bu kritik geçiş noktalarının aslında yoğun bir kaya yağmuruyla dolu olabileceğini kanıtlar nitelikte.

    Plüton’dan alınan ilham ve yeni sınıflandırma

    Araştırmacıları bu teoriyi geliştirmeye iten asıl ipucu, Neptün’ün çok daha ötesindeki Kuiper Kuşağı nesnelerinden geldi. Plüton gibi cüce gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların sanılandan daha fazla kaya içerdiği anlaşılınca, gözler tekrar dev komşularına çevrildi. Bilim insanları, “Uç bölgelerdeki küçük nesneler kayalık bir yapıdaysa, devasa komşuları neden sadece buzdan oluşsun?” sorusunun peşine düştü. Gezegenlerin iç sıcaklık ve basınç değerlerini laboratuvar ortamında simüle eden ekip, silikat bulutlarının yoğunlaşarak fiziksel kayalara dönüştüğünü fark etti.

    Bu bulgular, gezegenlerin “buz devi” olan isim babalığını bile tartışmalı hale getiriyor. İç kısımlarda hala ciddi miktarda buz bulunsa da, bu tanımın artık gerçeği tam olarak yansıtmadığı açık. Uzmanlar artık bu gök cisimlerini sadece buzlu ya da kayalık olarak ayırmak yerine, hacimlerini vurgulayan farklı isimlerle anmayı öneriyor.

    Henüz resmi bir değişiklik yapılmamış olsa da, bu gizemli köşeler hakkında yepyeni sorular doğmaya başladı. Eğer Uranüs ve Neptün’ün atmosferleri gerçekten kaya doluysa, evrenin oluşumuna dair tüm bildiklerimizi baştan yazmamız gerekebilir.